Film Önerisi: Ters Yüz

1
3404

“(…) Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. Büyüdükçe öyle bir küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim (…)” *

Büyüme hikayesi anlatan her eserin yanında, yakınında görmezden gelemediğimiz bir hüzün durur. Bu belki de her yetişkinin asla dönemeyeceğini bildiği o bulutsu günlere duyduğu bitmez tükenmez özlemden kaynaklanıyordur. Yine de bu hüznü hissetmek tahminim birçoğumuza iyi geliyordur. En azından bana iyi geliyor. Aslında çocukluğuma dair anılarımı hatırladığımda hislerimi sadece “hüzün”le tanımlayamam. Hayali oyunlara ve arkadaşlara, tükenmez enerjiye ya da pamuksu uykulara dönemeyeceğimi biliyorum ama bunları doyasıya yaşayabildiğim bir çocukluğa sahip olduğum için hüzünlü bir mutluluk hissediyorum.

Küçülerek büyüdüğüm yılların bana en büyük katkısı hislerimi eskisine göre daha iyi ifade edebilmek oldu. Sözcükler sağ olsun. Yukarıdaki gibi iki arada bir derede bir şeyler hissedince susmak ya da “Hiç” ile geçiştirmek yerine sözcüklere sığınıyorum. Yine de çoğu zaman hala hissettiklerimi tanımlamakta ya da ifade etmek zorlandıyorum. Bu konuda yalnız olmadığıma artık eminim.

Bu hafta Eğitimpedia’da bizi biz yapan en önemli etken olan duyguların anlamdırılmasını ve ifade edilmesini, en güç olan çağdan yani çocukluktan başlayarak anlatan ve bunu duyguları birer karaktere dönüştürerek yapan bir animasyon olan Ters Yüz (İnside Out) üzerine bir şeyler söyleme çalışacağım.

INSIDE-OUT-8-1940x1092

Biz Büyüdük

2001’de yönettiği Monters İnc. ile ismi duyulan daha sonra Up ile Oscar’a uzanan Pete Docter, bu yapımda Ronnie Del Carmen ile yönetmenliği ve senaristliği paylaşıyor. Pete Docter için Pixar’ın harika çocuğu desek hatalı bir benzetme yapmış olmayız. Kayıp Balık Nemo ve Oyuncak Hikayesi serisi olmak üzere birçok Pixar yapımda büyük emeği var. Del Carmen ise Pixar’ın gelecek vaad eden yönetmeni olarak tanımlayabiliriz. Del Carmen de önemli Pixar yapımlarının hikaye akışını (storyboarding) şekillendiren adam. İşin ustası iki kişi ve iyi bir ekip birleşince Pixar’ın son yıllardaki düşüşüne dur diyebilecek bir yapım ortaya koymuşlar.

Ters Yüz, Riley adındaki bir kız çocuğunun zihninde geçiyor. Film, gözlerini açtığı ilk andan başlayarak Riley’e hayat veren duyguları, seyircisine birer karakter olarak tanıtıyor. Öyküsünü beş temel duygu olan Neşe, Üzüntü, Tiksinti, Korku ve Öfke’nin Riley’nin zihnindeki bir merkezde çalışma pratikleri üzerine kurguluyor. Film, zihnin işleyişini ve karakterleri Riley’nin bebekliğinden on bir yaşına kadar olan dönemi kullanarak tanıttıktan sonra Riley’i, birden çok kriz anını yaşayacağı travmatik bir olayın içinde bırakıyor ve bizi duyguların bu süreci nasıl yöneteceğini göstermek için ekran karşısına mıhlıyor.

12

Film, bu hikaye sırasında beynin duygulara, hafızaya, bilinçaltına ve kavramlara dair işleyişini dikkat çekici, eğlenceli ve anlaşılır bir şekilde anlatmayı başarıyor. Tüm bu anlatı sırasında ne öncelikli hedef kitlesi olan çocukları ne de bu filmi izleyen yetişkinleri sıkıyor. Ters Yüz, tempolu anlatımı ve soyut konuları somutlaştırma becerisiyle çocukları; esprileri, anne-baba karakteri üzerinden kadın erkek ilişkilerine dair söyledikleri ve zihnin nöropsikolojik işleyişini anlatırken selam gönderdiği hatırı sayılır bilim insanları (E.Bern, Freud, Goleman vb.) sayesinde yetişkin izleyicisini ekran başında tutmayı başarıyor.

Ve Kirlendi Dünya

Biz yetişkinler/eğitimciler büyüdükçe küçülmüş ve belki de bunun sonunda dünyadan vazgeçmiş olabiliriz ama Riley gibi büyüme sancıları içindeki çocuklar henüz anlamlandırmaya başladıkları duygularıyla hala kirden, pastan uzak bir dünyadan yaşıyorlar. Ta ki yetişkinlerin hoyrat ve özensiz davranışlarına maruz kalan kadar… Sonra hayata dair umutlarını kaybediyorlar ve biz sanki bu konuda suçsuzmuşuz gibi onlardan şikayet ediyoruz:

”Öğrenmiyorlar”, ”Mutsuzlar”, ”Öfkeliler”… Bunlar ve benzeri bir sürü suçlayıcı ifade…

 Rita Pierson, Ted Konuşmalarındaki ilham veren konuşmasının başında şunları söyler:

“Çocukların neden öğrenmediklerini biliyoruz. Neden, ya yoksulluk, devamsızlık ya da akranların negatif etkisi. Nedenin ne olduğunu biliyoruz. Ama hiç bahsetmediğimiz, ya da çok az bahsettiğimiz mesele insani bağlara, ilişkilere verilen değer ve önem.

 James Comer diyor ki; hiçbir dikkate değer öğrenme, dikkate değer bir yakınlık olmadan oluşamaz. Yıllardır öğretmenlik yapan insanları gözlemledim. En iyilerine şahit oldum ve çok kötüleri de gördüm.

Bir meslektaşım bir defasında şunu söyledi, “Bana çocukları sevmem için para vermiyorlar. Bana ders anlatmam için para veriyorlar. Çocuklar bunu öğrenmeliler. Ben öğretmeliyim. Onlar öğrenmeliler. Dava kapanmıştır.”

Ben de ona dedim ki: “Bilirsin, çocuklar sevmedikleri insanlardan bir şey öğrenmezler.” “**

Biz yetişkinler çocukların sağlıklı bağlar geliştirmesini önemsiyorsak onların duygularını görmezden gelemeyiz. Eğer onların hislerini görmezden geleceksek ya da “Dünya acımasız bir yer. Benim elimden ne gelir ki?” gibi bahanelerin ardına sığınacaksak çevremizde yer alan birçok yetişkinin çirkin davranışından da şikayet edemeyiz. Hoşlanmadığımız o yetişkin davranışlarının da temelinde “örselenmiş bir çocukluk”** yatıyor.

 

Sezer Demir

[email protected]

Twitter: @szrdmr_

*Emrah Serbes’in “Erken Kaybedenler” adlı öykü kitabında yer alan “Anneannemin Son Ölümü” adlı hikayesinden alınmıştır.

**Murathan Mungan’ın, ”İstersen Hiç Başlamasın” adlı şiirinden alıntıdır.

 

    

     

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here