Fin eğitim sistemi düşüşte mi?

1
3522

Yaklaşık kırk yıl önce uygulamaya konulan eğitim reformunun ardından Finlandiya uzun bir süredir dünyada eğitimin en iyi olduğu ülke olarak tanımlanıyordu.  Adeta eğitimin El Dorado’su haline gelmiş Finlandiya’nın geçtiğimiz aralık ayında yayımlanan PISA 2012 değerlendirmelerinde üç anadalın toplam ortalamasında ilk onun altına düşmüş olması büyük şaşkınlık yarattı.

Peki neden?

Yani neden Finlandiya’nın PISA notu bu kadar düştü?

Ve neden biz bu kadar şaşırdık?

-1-

Finlandiya eğitimdeki pek çok uygulamasıyla öyle sıradışı ve başarılıydı ki; 2000, 2003, 2006 yıllarında üst üste PISA birinciliğinin ardından ülke, eğitim turizminin Kabe’si haline geldi.  Tüm dünya eğitimcilerinin beklenmedik ilgisi nedeniyle planlamadıkları bir liderlik konumuyla karşılaşan Fin eğitim sistemi, geçtiğimiz yıllarda kendi okul sistemleri üzerinde çalışmaya odaklanmak yerine bu özgün sistemi başkalarına anlatmaya odaklandılar.

Bu beklenmedik, rahatlıkla ve üst üste  kazanılan başarı; Fin eğitim sisteminin,  Fin öğretmenlerin ve hatta öğrencilerin biraz rahatlamasına, “eğitim turistleri” ile ilgilenirken dikkatlerinin dağılmasına neden olmuş mudur? Muhtemelen, evet.

-2-

Rekabete dayalı olmayan bir eğitim sisteminin büyük “başarısı”, dünyadaki eğitim sistemlerinin en azından bir kısmını dönüştürmeyi başardı.  Fin eğitiminin temel prensipleri olan daha esnek bir müfredat çerçevesiyle okullara ve öğretmenlere özerklik tanıyan eğitim anlayışını uygulayan Estonya, Polonya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinin başarısı PISA değerlendirmeleri nezdinde kanıtlandı.  Asya’da ise  üç kıtadan onlarca etnik grubu bünyesinde barındıran Singapur  ve intihardan kendini aylarca odasına kapatmaya kadar türlü şekillerde kendini gösteren “mutsuz öğrenci” sendromundan muzdarip Japonya, Fin eğitim sisteminden feyz alan Asya ülkelerinden.

Daha iyi bir eğitimin, standardize testler yerine,  öğrenme ve okul yaşamını sabote etmeyen  nitelikli, konuya ve kişiye özel değerlendirme kriterleriyle sağlandığı herkesin malumu oldu.  Bugün  “Tek bir öğrenci bile göz ardı edilemez” düşüncesi , eskinin “eleğin üstünde ve altında kalanlar” düşüncesinin yerine geçmeye başladıysa  bu  biraz da Fin eğitimci Pasi Sahlberg’in başını çektiği GERM(*) hareketinin saçtığı mikroplar sayesindedir.

-3-

Bu arada Finlandiya’ya bir şey olmadı.  PISA’nın üç ana dal ortalamasında Finlandiya hala Avrupa’nın en iyisi.  Fin öğrencilerin test sonuçlarına baktığımızda hemen hemen 2009’daki PISA testleriyle aynı sonuçları almış olduklarını görüyoruz.

Ancak PISA sonuçları çan eğrisi prensibine göre açıklanıyor ve bu durumda daha yüksek sonuçlar elde eden Çin eyaletleri, Singapur, Kore gibi ülkelerin yanında Finlandiya’nın sadece yerinde saymış olması grafiğe gerileme şeklinde yansıyor.

-4-

Fin kültürünün, dolayısıyla Fin eğitim sisteminin en ilginç yanlarından biri de rekabete önem vermeyen bir değer sistemine sahip olması. Oysa PISA testlerinin, uluslararası bir eğitim değerlendirme sistemi olarak varlığı yeni bir rekabet alanının kapılarını açmış durumda.

PISA testleri eğitim anlayışımıza dair pek çok şeyi değiştirdi. En başta nitelikli eğitimin sadece eğitime ayrılan büyük bütçelerle ilgili olmadığını, çok daha mütevazi bütçelerle eğitimde yaratıcı uygulamaların mümkün olduğunu ve yapılan yeniliklerin sonuçlarının bir sonraki PISA testinde görülebilecek kadar çabuk alınabildiğini gördük.  Bu bakış açısıyla pek çok ülke kendi eğitim sistemine yeni bir yön verdi.

Buraya kadar evet.  Ama bu sefer de, tıpkı Finlandiya örneğinde olduğu gibi, PISA’nın başarısı PISA’nın kendisine çelme takıyor.  Bundan on yıl önce hiç bilmedikleri bir sınav sistemiyle karşı karşıya kalan öğrencilerin vardığı sonuçların onların matematik, bilim ve okur yazarlık adına kazandıkları becerileri ne kadar uygulayabildiklerinin bir göstergesi olarak kabul edebilirdiniz. Ama işin içine çocukları PISA testlerine, PISA testlerine benzer sorularla hazırlayan eğitim kurumları girdiğinde ne olacak?

“PISA testlerinin en iyi ölçtüğü şey,  katılan çocukların PISA testlerini ne kadar iyi çözebildiğidir”  diyor Çinli eğitim uzmanı Yong Zao.

Bir Finli öğretmen ise konuya şu şekilde yaklaşıyor: “Biz haftada dört saat matematik yapıyoruz. Bu seviye için bu kadarı yeterli diye düşünüyoruz. Şimdi duyuyorum ki haftada 8-10 saat matematik çalışanlar varmış.  Tabii ki ne kadar çok çalışırsan o kadar yüksek notlar alırsın.”

Evet, Finlandiya rekabeti sevmeyen, rahat insanların ülkesi, yüksek çalışma disiplini ve mükemmeliyetçilik ise Uzakdoğu kültürünün bir parçası.

-5-

Kısa okul saatlerinin, bol spor, sanat ve müziğin, açık havada geçen uzun saatlerin, öğrenci mutluluğunun, bireysellik ve demokrasinin Fin eğitim sisteminin vazgeçilmezleri olduğunu ve bu kriterlerin henüz herhangi bir teste tabii tutulmamış olduğunu unutmayalım.  Bu kriterler test edilebilir mi? O da ayrı bir konu.

“PISA sonuçları kuzey ışıklarını karartmasın” diyor Yong Zao. “PISA sonuçları ne kadar iyi olursa olsun Uzakdoğu’daki pek çok aile çocuklarını bu vahşi yarıştan kurtarabilmek için varını yoğunu ortaya koyup onları Avusturalya gibi ülkelere okumaya gönderiyor.  Japonya ve Singapur gibi ülkeler katı sistemlerini daha yaratıcı ve birey odaklı bir anlayışla yumuşatırken, deli gibi çalışan Çinli öğrenciler ne hayatlarında ne üniversitelerde istedikleri başarıyı yakalayamazken yeni bir yarışa girip gözlerimizi kapatmayalım. “

-6-

Bütün bunlara rağmen 2012 PISA sonuçları Finlandiya’da az hayal kırıklığı yaratmadı.  Nedenleri üzerine tartışmalar başladı. Eğitim sistemine dair yapılacak yeni bir düzenleme olup olmayacağını ya da ne tür değişiklikler yapılacağını zamanla göreceğiz. Ancak gazetelerde çok tartışılan nedenlerden biri tüm kuzey ülkelerini esir almış olan ekonomik durgunluk, işsizlik ve bunun sosyal sonuçlarının eğitim hayatına da yansımış olması.

Kuzeyin bu sessiz ülkesi için işler sanıldığı kadar kolay olmayabilir. Tarih boyunca da olmamış aslında.  Batıda İsveç, doğuda Rus imparatorluğunun arasında sıkışan bu mütevazi insanlar az varoluş mücadelesi vermemişler. Ama bunlar üzerine uzun uzun anlattıkları kahramanlık hikayeleri, meşhur kahramanlar yok; onun yerine en sevdikleri sözcük “sisu” var.

“Sisu” ne mi demek? En iyisi bir fıkrayla bitirelim.

Bir İngiliz ve bir Fin sohbet ediyorlarmış. İngiliz sormuş:

-Sahi “sisu” ne demek?

-Hmm, İngilizce’de bir karşılığı yok sanırım. Fince’ye özgü bir kelime…

-Yok mu? Peki ne anlama geliyor?

-Hani karda ayağın kayar ve uçurumdan aşağı düşerken bir dalı yakalayıp tutunursun ya…

-Dalı yakalayabilmek mi demek?

-Yok o kadar değil, dalı yakalayıp yardım gelmesini beklemek…

-Sesleni yardım gelmesini beklemek mi demek?

-Hayır, o karda kışta yardım öyle çabuk gelmez. Kimsenin haberi olmaz bazen. Sisu korkmak yerine dalı yakalayıp, yardım gelene kadar o dalda saatlerce asılı kalabilecek iradeyi gösterebilmek gibi bir şey. Dedim ya, Fince’ye özgü bir kelime, başka bir dile nasıl çevireceğimi bilemiyorum.

Handan Saatçıoğlu

(*) GERM, Global Education Reform Movement, aynı zamanda ing. mikrop

Kaynakça:

The Finnish Paradox, Pasi Sahlberg

http://blogs.edweek.org

PISA 2012 scores Show the failure of market based education reform, Pasi Sahlberg

PISA 2012 reinforces the key elements of Finnish way, Pasi Sahlberg

http://pasisahlberg.com

Reading the PISA Tea Leaves: Who Is Responsible for Finland’s Decline and the Asian Magic, Yong Zhao

http://zhaolearning.com

Finland uses to have the best education system in the world. What happened?, Adam Taylor

http://www.businessinsider.com

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here