TRENDLER

Genç Sporcuların Gerçekten İhtiyaç Duyduğu Şeyler

Görüntülenme 1128

0
Genç Sporcuların Gerçekten İhtiyaç Duyduğu Şeyler

Bu yazıyı iki farklı bakış açısıyla yazıyorum. Öncelikle, bir spor fizyolojisti olarak yıllardır sporcular ve ebeveynleriyle birlikte çalışıyorum. Hiç şüphe yok ki burada söylediklerimin bir kısmını, sporcuların hedeflerine ulaşabilmelerine ve ebeveynlerinin çocuklarına en iyi şekilde destek olabilmelerine yardım ederken edindiğim tecrübeler biçimlendiriyor.

Aynı zamanda, hatta daha da önemlisi, 9 ve 11 yaşlarında iki sporcunun babasıyım ve onların yolculuklarını paylaşıyorum. Çok daha kişisel, doğrudan ve içgüdüsel olan bu deneyimler, bu yazıyı derin ve anlamlı bir şekilde etkiledi.

Yaşım ilerledikçe ve bir baba olarak tecrübelerim arttıkça ebeveyn olarak taşıdığımız ağır sorumluluklar karşısında giderek daha fazla tevazu sahibi olmaya başladım. Bunu her zaman dile getirmesem de, mutlu, başarılı ve değerleri olan çocuklar yetiştirmenin pek çok farklı yolu olduğunun farkındayım. Yetişkin bir kişi ve bir ebeveyn olarak, her aileye uygun cevaplarım olmadığını da biliyorum. Bunun yerine hedefim size çocuklarınızı nasıl yetiştirmeniz gerektiğini anlatmak değil, bunun yerine elzem soruları sormanız, önemli meseleleri gündeme getirmeniz ve çocuklarınız spor hayallerinin peşinde koşarlarken (ya da ellerinden geldiği kadarıyla eğlenirlerken) onlarla ilgili seçimlerinizde bilinçli ve dikkatli olmanız konusunda sizi uyarmaktır.

Bu yazı, 12 yaşında ve daha küçük genç sporcuların organize sporları sürdürmelerini ve başarılı olmalarını belirleyen tutumların çıkış noktalarına değinmeyi hedefliyor.

Sürece odaklanın. Sonuçlara odaklanmanız aslında çocuklarınızın sizin ve onların istediği sonuçları almasına müdahale ediyor. Sonuca odaklı olmak, kısa vadede çocukların spor yapma sürecine odaklanmasına engel oluyor. Ayrıca sonuca odaklı olduklarında müsabakalar öncesinde çok gergin oluyorlar.

Uzun vadedeyse, bu yaşlarda maç sonuçları kesinlikle hiçbir şey ifade etmiyor. Çocuğunuz şimdi kazanıyorsa bu onun için iyi bir şey. Ama bu durum, onun ülke çapında bir sporcu olup olmayacağı, olursa da başarılı olup olmayacağı hakkında bir şey söylemiyor. Örneğin, küçükler liginde oynayan beysbol oyuncuların çok azı büyükler ligine geçer.

Diyelim ki, çocuğunuzun sekiz, on ya da on iki yaşındaki bir Serena Williams ya da LeBron James olduğunu düşünüyorsunuz. Çocuğunuzun beş yıl sonra sporu bırakıp bir enstrüman çalmak, tiyatro yapmak ya da arkadaşlarıyla evde takılmak istemeyeceğinin bir garantisi bulunmuyor. Ya da siz beş yıl sonra, yaptığı sporun maliyetinin aile için fazla olduğunu ve zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşünebilirsiniz.

Önerim: Asla sonuçlar hakkında konuşmayın. Asla! Bu sizi hiçbir yere ulaştırmaz. Çocuklarınız konuşacak olsa bile konuyu, istedikleri sonucu elde etmek için ne yaptıklarına ya da ne yapmaları gerektiğine getirin, hatta en iyisi, konuyu tamamen değiştirin.sports02

Müsabaka günü sükunetinizi koruyun. Bu yıl izlediğim pek çok maçta, ebeveynlerin, çocukları iyi oynuyorsa fazla heyecanlandıklarına, kötü oynuyorlarsa hayal kırıklığına uğradıklarını gördüm. Bu anne babalar benim “aşırı” bölgesi dediğim alana girmiş oluyorlar. Bu bölgede, çocuklarının yaptıklarını ve kendilerinin çocuklara yaptıkları yatırımı fazla önemsemeye başlıyorlar.

Çocuklarınızı en çok onlara söylediklerinizle ya da onların yanındayken yaptıklarınızla değil, duygularınızla etkilersiniz çünkü duygular daha sezgisel olarak kavranır. Bu yüzden, bir müsabakadan önce gerçekten gergin ya da heyecanlıysanız, veya bir maçtan sonra moraliniz bozuluyorsa çocuklarınız, elde ettikleri sonucun sizin için GERÇEKTEN çok önemli olduğu mesajını alır. Bu da onlar üzerindeki beklenti ve baskıyı artırarak spordan aldıkları zevki azaltır. Hepsi bir yana, maç günü genç sporcuların ağladığına tanık oluyorum ki o yaşta o kadar ağlamazlar. Çocuklar kendilerini “aşırı” bölgesinde buldukları için ağlıyorlar ve bilin bakalım onları bu bölgeye kim getiriyor?

Önerim: Sakin olun! Elbette çocuğunuz iyi bir sonuç aldığında çok mutlu oluyorsunuz, yenildiğinde ya da yavaş gittiğinde kendinizi onun yerine koyuyorsunuz. Ama maç günü sakin davranın. Bunu başaramıyorsanız çocuklardan uzak durun!

Maç sırasında dikkatiniz dağılmasın. Pek çok ebeveynin maç sırasında çocuklarını izleyip onların harika deneyimlerini o anda paylaşmak yerine, video çektiğini ya da internetten maç istatistiklerine baktığını görüyorum. Bunu yaptığınızda çocuğunuza doğru olmayan mesajlar vermiş oluyorsunuz ve bir sporcu ebeveyni olmanın gerçek anlamını ıskalıyorsunuz. Sporcu ebeveyni olmak, çocuğunuzun spor yaparken zorluklarla karşılaşıp onların üstesinden gelmesini ve yüzlerindeki kocaman gülümsemeye tanıklık etmektir.

Önerim: Çocuklarınıza sporla ilgili doğru mesajlar vermek istiyorsanız telefonunuzu bir kenara bırakın; gülümseyin, tezahürat yapın (ama çok yüksek sesle değil), onlara sarılın ve öpün.sports01

Onlara sevginizin koşulsuz olduğunu hissettirin. Maç günü yaşanan aşırı duygusal anlar, çocuğunuz için kırıcı bile olabilecek çağrışımlar yaratabilir; sevginizin koşullu olduğunu düşünmelerine neden olabilir. Elbette çocuğunuzu seversiniz ama bunu her zaman bu kadar duygusal bir şekilde ifade etmezsiniz. Bunun üstüne hayal kırıklığınız da fazla olduğunda çocuğunuz, “Annem/babam kötü oynarsam beni sevmez” olarak algılayabilir bunu. Çocuklarınızın böyle düşünebildiğine inanmanızın zor olduğunu biliyorum ama birlikte çalıştığım genç sporcularda buna sık sık rastlayabiliyorum. Çocuklar böyle yaptığınızda, mutluluğunuzun (ya da mutsuzluğunuzun) onların sahadaki performansına bağlı olduğunu düşünebilir.

Anne babalar sık sık bana şunu sorar: Müsabakadan önce ve sonra çocuklarıma ne söylemeliyim? Öncelikle, onların performansı üzerinde herhangi bir büyülü gücünüz olmadığını söylemeliyim, yani söylediğiniz hiçbir şey işe yaramaz. Ama müsabakalarından önce söyleyecekleriniz onların canını yakabilir. Onlara teknik olarak hiçbir şey hatırlatmayın. Bu sizin işiniz değil ve kendiniz de profesyonel bir sporcu ya da antrenör değilseniz, bu konuda otorite sayılmazsınız. Onlara kazanmalarını söylemeyin, amacın bu olduğunu biliyorlar zaten.

Müsabakadan sonra bir şeyler söylemeniz gerekiyormuş gibi hissedersiniz. Ebeveynlerin genellikle, “Çok iyiydiniz!”, “Eğlendin mi?” ya da en kötüsü, “Johnny’yi (ya da Suzie’yi) yendin!” gibi şeyler söylediklerini duyarım.

Önerim: Müsabakalardan önce ve sonra sadece iki kelime söyleyin: “Seni seviyorum!” Çocuklarınız sizden sadece bunu duymak istiyor. Her şey bittikten sonra, bir de şunu ekleyebilirsiniz: “Bir şey yemek ister misin?”

Genç sporcunuzun alanında en iyi olmasını, bir üniversiteye kabul edilmesini, hatta profesyonel bir olimpiyat sporcusu olmasını mı istiyorsunuz? Öyleyse onun gerçekten de spor hayatının ilk evrelerinde neye ihtiyaç duyup neye ihtiyaç duymadığını iyi gözlemleyin.

Çocuğunuzun spor deneyimlerinin bu başlangıç aşamasında yapacağınız her şey, ona fiziksel, teknik ve taktik beceriler; sağlıklı tavırlar (yarışmak eğlencelidir, kaybetmek dünyanın sonu değildir gibi), olumlu alışkanlıklar (kendine güven, kararlılık, odaklanma gibi), harika deneyimler (seyahatler, arkadaşlıklar, maceralar) ve ilgilendikleri spor dalına derin bir sevgi kazandıracaktır. Çocuklarımızın ilgilendikleri spor dalında ilerleyip başarılı olmaları, daha da önemlisi iyi insanlar olmaları ancak onlara böyle bir temel sunmamızla mümkün olacaktır.

http://www.huffingtonpost.com/entry/what-young-athletes-really-need_us_58a34d54e4b0e172783aa140

Etiketler
Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!