Haftanın Çocuk Kitabı: Havuç Ağacı

0
1413

Özellikle şehirde yaşayan çocuklar için, köy ortamının ne kadar eğlenceli ve hatta öğretici olduğunu tahmin etmek zor değil. Siz de köy yaşamını bir çocukla deneyimleme imkânı yakaladıysanız, gördükleri ve yaşadıkları karşısında şaşkınlıktan hayranlığa, garipsemeden mutluluğa doğru giden değişimi de görme fırsatı bulmuşsunuz demektir. Keşfedilecek bir sürü hayvan, bitki, yaşam koşulunun yanı sıra alışageldikleri insan yaklaşımından ya da çocuk hayatlarından da oldukça farklı bir ortamla karşılaşmak özellikle çocuklar için bambaşka bir deneyim olur. 

Hanzade Servi, daha önceden Karamel Kokulu Öykü Kitabı ve Kalamar Pansiyon isimli kitaplarıyla tanışma fırsatı bulduğum ve hem diline, hem konuları ele alış biçimine, hem de esprili anlatım tarzına hayran olduğum bir yazar. Havuç Ağacı isimli yeni kitabında da diğer kitaplarındaki gibi pek çok farklı konuya tek bir hikâyeyle değinmeyi başarıyor. Karakterler belli sorunlarla boğuşuyor, çözüm yolları bulmaya çalışıyor, gizemli olaylar trajik olaylara bağlanıyor…

Babalarının işsiz kalması ve borçlarının birikmesi sebebiyle, İstanbul’daki evlerini satıp küçük bir köy evine yerleşmek zorunda kalan Yıldıztepe ailesinin hikâyesi olarak özetlenebilecek kitabı çoğunlukla ailenin en küçük üyesi Mina’nın ağzından dinliyoruz. Mina’nın anlatmadığı kısımlar ise mektuplardan oluşuyor.  

Mina ve ailesi, İstanbul’da yaşayan, çocuklarını özel okulda okutan, alışveriş merkezlerinde gezen ve geçim sıkıntısı yaşamayan bir aile. Parasız kalıp bu imkânlardan vazgeçmek ve köye yerleşmek zorunda kalınca da baba sürekli sessiz, anne sürekli kızgın, abla Efza sürekli huysuz ve abi Toygar ise sürekli üzgün bir hale geliyor. Köye taşındıkları için mutlu olan tek kişi anlatıcımız Mina. Şehir hayatından kurtulduğu için çok memnun olan ve doğanın içinde, farklı pek çok eğlence ortamı keşfeden, komşuları Duru ve Durul kardeşlerle yepyeni bir arkadaşlık kuran Mina, ailesinin mutsuzluğuna üzülmekle birlikte onların aksine eski şehir hayatına kesinlikle dönmek istemiyor. Kendince pek çok yaratıcı oyun kurgulayabilen, hayal dünyası ve içgörüsü geniş, etrafındakileri anlamaya çalışan ve çevresindeki pek çok yetişkinden daha olgun bir kız aynı zamanda da. Tüm bu özellikleri sebebiyle de çocuklukta yapılan sorgusuz sualsiz, mantıklı olması gerekmeyen ama sırf insanın canı istediği için yapılan eylemlerde, yaş ilerledikçe mantık ve sebep sorgulanmaya başlamasını da inceden inceye aralarda eleştiriyor. 

“Annemi izlerken, insanların büyüdükçe hayal güçlerini kaybettiğini düşündüm. Her şeye mantıklı bir açıklama aramak, büyüklerin en sevdiği şeydi.”

Kitabın ana konusu bu şekilde olsa bile, aslında komşu kardeşler Duru ve Durul’un neden yıllardır birbirlerine tek kelime etmedikleri, kiracı olarak kaldıkları evde bulunan kilitli odadaki eşyaların gizemi, babalarının yıllardan beri görüşmediği küçük kardeşinin akıbeti, abla Efza’nın hayallerindeki gibi bir oyuncu olup olamayacağı gibi pek çok yan konu ve olay da var. Dostluğun anlamı, kıskançlık, vicdan, hayatta yapmak isteyip de yapamadıklarımız ya da istemeden de olsa yapmak zorunda bırakıldıklarımız, yalan, hasret, ölüm, hastalık ve daha pek çok konu kısa kısa da olsa çok güzel ve sıcacık örneklerle hikâyede yerini alıyor. 

“Ne olursa olsun, ailece içindeysek, oraya sadece yuva dememiz gerekmez mi?”

Özellikle aile olmanın önemini her yerde hissettiren eğlence, gizem, yer yer trajedi ile dolu kitap 9 yaş ve üstü tüm okurlar için oldukça uygun. Ve tüm Hanzade Servi kitapları gibi, elinizden bırakmadan tek solukta okuma isteği uyandırıyor. 

Keyifli okumalar.

Aynur Kolbay

Yazar: Hanzade Servi

Basım Tarihi: 2019

Sayfa Sayısı: 120 Sayfa

Yayınevi: Tudem Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here