TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Filmi - Annemi Öldürdüm

Görüntülenme 963

0
Haftanın Filmi - Annemi Öldürdüm

Herkesin ergenlik denildiğinde hemen gözünde canlanan, üzerinden yıllar geçse de unut(a)madığı annesi ya da babasıyla ettiği bir kavga vardır. Çoğunlukla gülümsenerek hatırlanan bu kavgalar, bazen ise o anın taşıdığı gerginliğin gün gibi hatırlandığı kötü hatıralardan biri olarak gözümüzde canlanır. Bu çatışma anları genellikle ergenliğin doğasından kaynaklanır ve ebeveyn(ler)in sabırlı, olgun duruşu sayesinde en az hasarla atlatılır. Peki, ergenin karşısındaki ebeveyn de kişilik gelişimi olarak hala ergenlik döneminden uzak sayılmayacak bir basamakta kaldıysa ya da majör depresyon benzeri ağır ruhsal sorunlar taşıyan bir haldeyse o zaman nasıl bir tablo ile karşılaşırız? Bildiğiniz üzere bir süredir ergenliğin içerdiği problemleri ön plana alan filmler üzerine yazıyorum. Bugün tanıtacağım film ile ergenlik temalı yazı dizisinin sonuna gelmiş olacağız. Bu hafta ergenliğin olmazsa olması ebeveyn-ergen çatışmasını konu alan ve yukarıda sorduğumuz sorulara samimi yanıtlar veren bir film olan Annemi Öldürdüm üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

Kanadalı genç yönetmen Xavier Dolan’ın senaryosunu yazıp, yönettiği ve aynı zamanda başrolü de üstlendiği Annemi Öldürdüm (2009) filmi yönetmenin aynı zamanda ilk filmi. 20 yaşında yönetmenlik koltuğuna oturan Dolan bu filmin taslağını 17 yaşında kaleme alıyor. Film, Dolan’ın açıklamalarında da belirttiği gibi otobiyografik ögeler taşıyor. İlk film için ciddi bir risk içerebilecek bu otobiyografik izler, Dolan’ın usta işi yönetimi sayesinde hanesine artı olarak yazılıyor. Buna en büyük kanıt olarak da filmin Cannes Film Festival’inde gördüğü ilgiyi gösterebiliriz.

annem, öldürdüm 2

AŞK&NEFRET;ANNE&ÇOCUK

“Annemi Öldürdüm hakkında konuşabilmek için önce şunları sıralayıp içimden atmam gerek: Dolan’ın bir ilk film klişesi olan el kamerası güncesinden, siyah-beyaz narsist karelerinden, sanata ilgi duyan dışlanmış sıra dışı ergen tiplemesinden, anne ikamesi duyarlı öğretmen karakterinden nefret edebilir ve bunların hepsini hayal gücünden yoksun, sıradan bulabilirsiniz. Anneyle yaşanan aşk-nefret ilişkisi, bir ‘seni seviyorum’ deyip sarılmalar, bir itişip bağrışmalar size oldukça bayat gelebilir. Eğer geldiyse itiraz edemem ama 20 yaşını doldurmadan sinemasal yönden anne katilliğine soyunan Dolan’ın (…) filminin onca anne-oğul hikayesi arasından sıyrılmasını sağlayan bir şeyler var.”*

Bakış açısına her zaman önem verdiğim film eleştirmeni Abbas Bozkurt’a ait yukarıdaki satırlar. Bu satırların söylediği her şeye katılıyor ve küçük bir ekleme yapıyorum. Yukarıda, filmin yumuşak karnı olarak sıralanan her şey aslında filmin onca benzer hikaye arasından da sıyrılmasını sağlayan unsur(lar). Daha açık söyleyecek olursam, söylenen her şey anlatının taşıdığı birer klişe ve hepimizin bildiği üzere klişeler anlatımın etkisini azaltır. Anlatılan hikayeyi sıradanlaştırır. Her yönetmen-senarist kendi hikayesinin çok farklı olduğunu düşünür. Bu sebeple de seyircinin ona ilgi göstereceğini tahmin eder ve hikayesini beyazperdeye taşır. Dolan’ın kendi hikayesini kurtardığı nokta da tam burası. O, hikayesini farklı olduğu varsayımından hareket etmiyor. Klişeleri hikayenin sıradanlığını göstermek için bir araç olarak kullanıyor. Bunu bilerek kullandığını da izleyicisine ironik diyaloglarla hissettiriyor. Hikayenin taşıdığı otobiyografik izlerin içerdiği riski bu şekilde yönetiyor. Bir yerde “Evet tüm bunları, farklı olma dürtüsüyle bizden öncekilerin yaptığı gibi biz de yaptık.”diyor.

Annemi-oldurdum-1

Filmi izlerken Chantal (anne) ile Hubert (çocuk) arasında farklı yerlerde (ev, okul, araba, market) farklı sebeplerle benzer şiddette ve üslupta birçok tartışmaya tanık oluyoruz. Günlük konuşmaların üstüne inşa edilmiş bol diyaloglu sahneler bana iki şey hissettirdi. İlki “Ben bu sahneyi bir yerden hatırlıyorum” haliydi. Ergenlikte ebeveynlerim ile yaşadığım tartışmaları hatırlattı. İkincisi ise “ayrılsak da beraberiz” durumuydu. Bu da yaşanan tartışmanın gerginliği bittikten sonra duyduğum pişmanlıkla, anne ya da babama sevgi gösterisinde bulunarak tartışma sırasında söylediklerimle, onlara karşı hissettiklerimin farklı olduğunu kanıtlama çabasıydı. Tabi filmdeki bu çatışma hali sadece ergenliğin sancılı dünyasından kaynaklanmıyor. Bu çatışmada Hubert ile annesi arasında oluşan entelektüel farkın etkisi yadsınamaz. Hubert’in sanatla keşfettiği yeni dünyalar ve cinsel yönelimi konusunda kararlı duruşu onun daha çabuk olgunlaşmasını sağlıyor ve onu ne istediğini bilir bir duruma getiriyor. Annesinin Hubert’in bu değişimini okuyamaması ve tutarsız davranışları, ikili arasındaki uçurumu derinleştiriyor ve iletişimi bitme noktasına getiriyor. Tüm bu çatışmaya rağmen yönetmen bizi ne anneye ne de Hubert’e düşman etmiyor. İkili arasındaki bu çatışmanın asıl sebebinin sadece ergenlik döneminde olmadığını hissettiren yönetmen, bunu açık bir şekilde bizimle paylaşmadığı gibi çatışmanın çözümünü de eski güzel günlerde arıyor. Kullandığı kamera açıları, seçtiği renklerle ve kurduğu atmosferle izlenmeye değer bir seyirlik sunan filmin yönetmenin ilk filmi olduğunu ve daha 20 yaşında bu filmi çektiğini düşünürsek, Xaiver Dolan gerçekten sinema adına gelecek vaad ediyor.

SON SÖZ

Thomas A. Harris, ‘Transaksiyonel Analizi’ anlattığı kitabı ‘Ben OK’im Sen OK’sin’de insan doğumları başlığı altında doğumu hücresel doğum (rahime düşmek), nefes almak (fiziksel doğum), psikolojik doğum (ilk temas) ve sosyal doğum (okul çağı) olarak dört farklı aşamaya ayırır. Bu yazı dizisine başlarken ergenliğin bazı psikologlar tarafından “ikinci doğum” olarak nitelendirildiğinden bahsetmiştim. “İkinci doğum”, bu dönemde yaşanan tüm sıkıntıları açıklayan, bunları daha iyi anlamamızı sağlayan kusursuz bir metafor. “İkinci Doğum” metaforunu yukarıdaki sınıflamadan hareketle doğumun beşinci aşaması olarak adlandırsam ve buna kişiliğin doğumu (ergenlik) desem, haddimi aşmış olmam umarım. Sizin de bildiğiniz üzere diğer aşamaların hiçbirinde bilinç ergenlik dönemindeki düzeyde değil. Elbette biz yetişkinlerin o dönemdeki olası hataları da bireyi etkileyecektir ama bence hiçbiri ergenlik dönemindeki olası hatalarımız kadar hatırlanır olmayacaktır. Tüm bu sebepler dolayısıyla bu “doğum süreci” boyunca süreci sağlıklı yönetmek adına daha çok dinlemeye ve okumaya ayrıca gerekli durumlarda profesyonel yardım almaya her zamankinden daha açık olursak sanırım bu dönemi en az hasarla atlatabiliriz. Böylece karakteri sağlam ve ruhsal açıdan sağlıklı bir bireyi yetiştirmenin gururunu yaşayabiliriz.

annemi öldürdüm 1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sezer Demir

[email protected]

twitter : @szrdmr

[email protected]

*Abbas Bozkurt, Annemin Dudağının Kenarındaki Kırıntılar… , sayfa 40, sayı 96, Altyazı Dergisi, 2010

          

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!