TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Filmi: Arkadaşımın Evi Nerede?

Görüntülenme 4105

0
Haftanın Filmi: Arkadaşımın Evi Nerede?

Habil ile Kabil hikayesi üç kutsal kitapta da anlatılır. Bu, bir suç hikayesidir. Bu suç, İslami inanışa göre bir geleneğin de kapısını aralar. Kabil, Habil’in cesediyle baş başa kalınca ne yapacağını bilemez. O sırada bir olaya tanık olur ve sonra Habil’i gömmesi gerektiğini anlar. İnanışa göre bundan sonra hayatını kaybeden insanlar defnedilmeye başlanır.

Özünde cenaze töreni, insanın kaybettiği kişiye gösterdiği saygıya da işarettir. Çünkü yaşamı sonlanan bedeni kaderine terk etmemek bir medeniyet göstergesi, insancıl bir davranıştır. Bir iddiaya göre “Hümanist” sözcüğünün kökü de buraya kadar uzanır. Latince “Homo” , “Homin” yani “toprağa ait olan” anlamına gelen sözcüklerden “Humanus” yani insani sözcüğü türemiştir. Belki de bu sebeple bizler cenaze törenlerini “son görev” olarak kabul eder ve onlara katılmaya özen gösteririz ama maalesef şartlar her zaman elvermez. Bazen törene katılamaz ya da taziyede bulunma imkanı bulumayız. Yine de bir yol arar, bulur ve kaybettiğimiz kişiye karşı “son görevimiz”i yerine getirmek isteriz. Çünkü insan olmak bunu gerektirir, çünkü insani olan budur.

Bu haftadan başlayarak ünlü yönetmen Abbas Kiyarüstemi, Türkçe edebiyatın büyük yazarı Vedat Türkali, son olarak da Yeşilçam emekçisi olan Tarık Akan’ın aziz hatırası için birer yazı kaleme alacağım ve böylece onlara karşı son görevimi yerine getireceğim. Bu uzun girizgah kaybettikleri için son görevini sükunetle yerine getirmeye çalışan herkes için yazıldı.

ŞARKIN ŞAİRİ

Bugün İransineması dünyanın dört bir tarafında ses getiren örneklerle temsil ediliyorsa,  Cafer Panahi, Bahman Ghobadi gibi yönetmenlere sahipse bu başarıdaki en büyük pay kuşkusuz Abbas Kiyarüstemi’nindir.

0000336650-003-388117_0x420Teşbihte hata olmaz derler. Rus edebiyatının devasa yazarları Gogol’ün Palto’sundan çıktıysa bence İran sineması da Kiyarüstemi’nin kamerasından çıkmıştır. Bu hafta Eğitimpedia’da yönetmenin Batılı sinema çevresinde ün kazanmasını sağlayan, 1991 yılında Tahran’ın kuzeyinde bir bölgede binlerce insanın ölümüne sebep olan depreme göndermeler yaptığı için “Deprem Üçlemesi” ya da “Köker Üçlemesi” olarak adlandırılan üçlemenin ilk filmi olan “Arkadaşımın Evi Nerede?“ (Khaneh-Ye Dost Kocast?) üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

BİR DOĞU MASALI

Ahmet’in arkadaşı Muhammed Rıza ödevini yapmadığı için bir ders boyunca öğretmeninden azar yemiş ve onun tehditlerine boyun eğmiştir. Ders bitiminde Ahmet çantasını toplarken dalgınlıkla Muhammed Rıza’nın defterini alıp çantasına koyar. ilkEve geldiğinde Muhammed Rıza’nın defterini  aldığını fark eden Ahmet, bir bahane yaratıp, defteri vermek için evden çıkar. Nerdeyse bütün bir gün ve gece arkadaşı Muhammed Rıza’nın evini arar. Eğer Ahmet defteri arkadaşına ulaştıramazsa Muhammed Rıza ertesi gün öğretmenden azar işitrebilir, dayak yiyebilir ya da cezaya kalabilir. Bu arayış boyunca hiçbir yetişkin Ahmet’i dinlemez. Ona yardım etmez. Hatta sık sık Ahmet’i engellemeye çalışır, yolundan çevirmek için onu korkutur ve tehdit ederler. Ahmet yine de aramaktan vazgeçmez. Bu süre içinde ona destek olamaya çalışan tek kişi ise ihtiyar bir marangozdur. “Arkadaşımın Evi Nerede?” bu basit hikaye üzerine kuruludur.

where-is-the-friends-home

Bu yalın anlatıyı, unutulmaz bir filme dönüştüren ise Kiyarüstemi’nin yönetmelik becerisi, estetik anlayışıdır. Yönetmen, önce bu yalın hikayeyi  semboller aracılığıyla çok katmanlı hale getirir. Yolculuk boyunca Ahmet’in karşılaştığı her yetişkin ya da aşmaya çalıştığı her engel doğu masallarına göz kırpar. Bu sebeple Ahmet’in karşılaştığı her karakter ya da yolculuk boyunca yaptığı her tercih rastgele seçimler sonucu karşılaştığı şeyler değildir. Böylece anlatı güçlendirilir. Kiyarüstemi, kamera açıları, hareketleri, amatör oyuncu seçimleriyle de filmini teknik açıdan istediği noktaya taşır. Böylece onu Altın Palmiye’ye taşıyacak merdivenin ilkbasamağını çıkmış olur.

DİĞERKAMIN YOLCULUĞU

Bu filmi benim açımdan bu kadar güçlü hale getiren asıl şey  ise Ahmet’in temsil ettiği duygu(lar)ve insancıl tavırdır. Filmde bence Ahmet’in temsil ettiği en önemli duygu ise diğerkamlıktır.

imagesFilmi izlemiş olanlar bunu neden empati sözcüğü ile tanımlamadığı düşünebilirler. Üzerine uzun uzun konuşulabilecek bir konuyu kısaca şöyle açıklayayım. Empati, düşünceyi ve duyguyu anlamaya çalışma becerisi; diğerkamlık ise “başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme” olarak tanımlanır. Belki Ahmet’i bu yolculuğa çıkaran şey belki empati becerisidir ama yolculuğu inatla sürdürmesini sağlayan asıl güç onun diğerkam oluşudur. Bu yüzden diğerkamlığı daha çok önemsiyor ve filmde ön planda olduğunu düşünüyorum.

Eğitimcilerin yine ödev üzerine çokça tartışıp, hakkında birçok farklı fikir beyan edeceği yeni bir eğitim-öğretim yılının başındayız. Bu yılın başlangıcıyla birlikte içine girdiğimiz bu tartışmada kendime şu soruyu soruyorum: “Ödevleri başkalarının yararını da kendi yararım kadar gözettiğim yani diğerkam olduğum için mi yoksa yalnızca ya da öncelikle kendi çıkarımı, yararımı düşündüğüm yani bencil olduğum için mi veriyorum/vereceğim?”

Bu sorunun cevabını bilmiyorum ama odağına çocuk, eğitimci ve ödevi koyarak basit bir hikayeden başyapıt yaratan yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin filmlerinden öğreneceğimiz çok şey olduğunu biliyorum. Bu sebeple son sözü ona bırakmak istiyorum. Kiyarüstemi, 2014 yılında CernModern’de katıldığı bir söyleşide “Sinema üzerine eğitim alanlar arasında neden üst düzey yönetmenler/sinemacılar çıkmaz ?” sorusuna şu cevabı verir:

    “Cevabını biliyorum ama bunu söyleyemem. Şunu söyleyeyim. Okullar belirli çerçeveler içerisinde eğitim verirler, sanatçı o çerçevelere sığmayandır.”

Sezer Demir

[email protected]

Twitter : @szrdmr

 

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!