Haftanın Filmi: Baran

0
1.838 views

Yaşamın büyülü anlarını tarif etmekte zorlandığımda hemen “anlatılmaz, yaşanır” sözüne sığınırım. Bu, sözcüklerin yetersizliğinden değil, benim o büyülü an karşısındaki acizliğimden kaynaklanır. Buna benzer bir durumu filmler karşısında da yaşarım. Bu yüzden ”anlatılmaz, izlenir” diyerek anlatabileceğim bir film için yazmaya niyetlenince, bir çile doldurur gibi doğru sözcükleri arıyorum. Bu girizgahın derdimi anlatmaya yeteceğini düşünerek hep eksik kalacak bir yazıya başlıyorum.

Bu hafta, iki hafta önce Cennetin Çocukları’yla yazmaya başladığım Majid Majidi filmografisinin beni en derinden etkileyen örneği olan Baran üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım. 2001 yapımı film ile Majidi birçok ulusal ve uluslararası ödüle uzandı. Bu ödeller arasında en dikkat çekici olan ise Montreal Film Festival’inde almaya hak kazandığı en iyi yönetmen ödülüydü.

Rahmet’ten Baran’a

Latif aşağı yukarı on yedi yaşında bir delikanlıdır. Yaşamını inşaatta çalışarak ve oradaki işçilerinin aşçılığını, ayak işlerini yaparak kazanır. Toyluğunun kanıtı olan sevimsiz şakalarından ve hırçın tavırlarından, çevresindekilerin tüm uyarılara rağmen vazgeçmez. Özellikle onu “adam etmeye” uğraşan usta başı Memar bu durumdan çok şikayetçidir. Bir gün inşaatta kaçak çalıştırılan Afgan işçilerden biri olan Necef iş kazası geçirir ve ayağı kırılır. Necef mülteci olduğu için herhangi bir güvencesi yoktur. Usta başı Memar ona yardım etmek için Necef’in küçük çocuğu Rahmet’i geçici olarak işi alır. Rahmet o kadar küçük ve çelimsizdir ki inşaat işleri altında ezilir.

Baran-1

Memar onun çalışmak zorunda olduğunu bildiği için işten de atamaz. Son çare olarak mutfak işlerine bakan Latif’i ağır inşaat işlerine alır, Rahmet’i de mutfak işlerine bakması için mutfağa yollar. Bu Latif için tam bir savaş ilanıdır. Çünkü Rahmet, Latif işini kaybetmesine neden olmuştur. Latif’in, Rahmet’i bir şekilde yıldırması ve işini geri alması lazımdır. Latif, Rahmet’in başarısız olması ve pes edip bırakması için ona karşı her türlü kötülüğü yapar ama Rahmet işi bırakmaz. Saldırılarına olanca gücüyle devam ettiği günlerden birinde Latif, Rahmet’in büyük sırrını öğrenir. Bu Latif’in geri dönülemez değişimini başlatır.

Majidi bu filminde de yoksullukla ve hayatın bin türlü zorluğuyla baş etmeye çalışan insanların yaşamına kamerasını çeviriyor. İnşaat işçilerinin insanlık dışı çalışma şartlarını anlatırken beterin beterini de göstermek için bir parantez açıyor  ve filmde mültecilere yer veriyor. Böylece izleyicisine İran’ın bir dönem yaşadığı mülteci sorununu hatırlatıyor. 1980’lerin sonunda S.S.C.B’nin Afganistan’ı işgali sebebiyle 1.5 milyon mülteci İran’ın güneyine sığındı. Bu insanlar bugün ülkemizdeki Suriyeli mülteciler gibi hayatlarını sürdürmek için insanlık onuruna yakışmayan işlerde çok düşük ücretlerle çok ağır şartlarda çalıştırıldılar. Majidi filmin sosyal gerçeklik üzerine inşa ettiği ilk kısmında özellikle inşaat işçilerinin ve mültecilerin yaşamına dair çarpıcı gerçekleri güçlü bir atmofer kurarak anlatıyor.

baran-3

Majidi, Latif’in Rahmet’in sırrını öğrendikten sonraki dönüşümünü anlattığı filmin ikinci kısmı ise bir doğu masalı gibi planlamış. Bu bölümde yönetmen Latif’in duygusal olgunlaşması süreci zamanla mistik bir hal alıyor. Majidi ana kahramanı Latif’in gelişimini, kendi has sembolik anlatımı ve doğu romantizmiyle işliyor. Özellikle Majidi sinemasın en güçlü yanı olan sembollik anlatım filmin bu bölümüne damgasını vuruyor. Majidi, bir doğu klasiği olan Leyla ve Mecnun mitine kendi sinema dilinin estetiğiyle yeni bir yorum getiriyor ve Latif’ten bir Mecnun inşa ediyor. Kahramanları için seçtiği isimler bile bunun bir kanıtı. Bu isimler sembolleri okuyan izleyici için filmin ilerleyen bölümlerine dair birer ipucu görevini üstleniyor.

İnsanlığın Borcu

Bu filmle Majidi kendi inanç dünyasına dair birçok şey söylerken işleyen bu sistemin acımasızlığını ve insan onurunu nasıl ayaklar altına aldığını da çarpıcı sahnelerle ortaya koyuyor. Böylece sinema dilini evrenselleştiriyor. İzleyici olarak biz bir karakterin manevi dönüşümüne tanık olurken bir yandan da mültecilerin ve çocukların emek sömürüsüne de tanık oluyoruz. Çürümüş sistemin en büyük kurbanları olan bu insanlar için bir kez daha “Bir şey yapmalı!” dememizi sağlıyor Macidi ve izleyecisine, insanlığın işçilere olan ödenemeyecek borcunu da hatırlatıyor.

 

szr3dmr@gmail.com

twitter : @szrdmr_

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER