TRENDLER

Haftanın Filmi - Bir Dilek Tuttum

Görüntülenme 587

0
Haftanın Filmi - Bir Dilek Tuttum

Hepimizin yaşadığı bazı anlar vardır. Hayatın taşıdığı ihtimallerin insana güzel hediyeler sunduğu anlar. Mesela iş yaparken açtığınız radyoda kulağınıza çarpan şarkı bir anda vazgeçilmeziniz olur. O şarkıyı, her yerde her an dinlerken bulursunuz kendinizi ya da kanallar arasında dolanırken gözünüze çarpan bir film ile büyülenirsiniz. Film bittikten sonra “Daha önce nerelerdeydiniz?” diye mırıldanır ve tüm eşe dosta izlesinler diye salık verirsiniz. Bu hafta naçizane size “salık vereceğim” filmle yukarıda anlattığım şekilde tanıştım. Bir yaz gecesi tesadüfü:”Kiseki”

KiSEKİ VE KOREADA

31.İstanbul Film Festival’inde “Bir Dilek Tuttum” adıyla izleyiciyle buluşan Kiseki’nin yönetmeni, günümüz Japon sinemasının önemli temsilcilerinden Hirokazu Koreeda. Koreeda, Mobarasi, After Life (Yaşamdan Sonra) ve Nobody Knows (Kimse Fark Etmiyor) gibi yapımları ile uluslararası film festivallerinde boy göstermeye başladı. Ülkemizde bir türlü vizyon şansı yakalamayan yönetmen, sinema salonlarını en son 12.Film Ekimi Film Festivali kapsamında  Like Father Like Son (Benim Babam, Benim Oğlum) filmiyle ziyaret etti. Filmlerini belli temalar üzerine oturan bütüncül bir sinema dili ile aktardığı için Koreeda “auteur” tanımını kesinlikle hak ediyor.

kiseki-family

Kiseki, Japonca “mucize” anlamına geliyor. Filmin İngilizce ismi ise “ I Wish”. Koreada kamerasını, boşanmanın ardından biri annesi diğeri babasıyla yaşayan iki kardeşin yaşamına odaklıyor. Aktif bir volkanın gölgesinde okula gitmeye hazırlanan Koichi’nin “ İnsanlar yanardağ püskürürken nasıl bu kadar sakin oluyor” serzenişi ile açılan film, onun insanları, dünyayı anlama ve kabul etme çabası olarak kurgulanmış. Kardeşi Ryu’dan ve babasından kilometrelerce uzaktaki bir şehirde annesi, büyükbabası ve büyükannesiyle birlikte yaşayan Koichi’nin anlamaya çalıştığı dünyadan tek beklentisi ise ailesinin yeniden bir araya gelmesi. Kardeşi Ryu ise belki yaşça küçük oluşu belki de bireysel farklılıkları sebebiyle bu kaygılardan çok uzak bir şekilde babası ve edindiği yeni arkadaşları ile halinden memnun hayatına devam ediyor. Bir taraftan telefon görüşmeleriyle kardeşi ile bağını güçlü tutmaya çalışan Koichi, diğer yandan ailesini bir araya getirmenin yollarını arıyor.

Koichi’nin değiştiremediği bu ayrılık, onun mucizelerden medet ummasına sebep oluyor. Koichi’nin duyduğuna göre hızlı trenlerin yan yana geçişine tanık olan kişi, aynı zamanda bir mucizeye de tanık olurmuş. Bu mucizeye tanık olanlar, o anda ne dilerse o hayat bulurmuş. Bu inanışla kendini, kardeşini ve arkadaşlarını uzun bir yolculuğa çıkaran Koichi, her yolcu gibi bu süre boyunca yaşam adına birçok tecrübe ediniyor. Kendi gibi düşünmeyen kardeşini kabul edip, anlamaktan; bencil hayallerin ve isteklerin büyük mutsuzluklarla sonuçlanabileceğini kabul etmeye kadar uzanan bir yelpazede farkındalıklarını geliştirerek eve dönüyor.

kiseki

Film özellikle ilk yarım saatlik bölümde Japon eğitim ortamına ve kültürüne dair de birçok ipucu veriyor. Yönetmen, öğrenci-öğretmen ilişkileri, okula ulaşım ve okul içindeki giyim tercihleri ile farklı bir eğitim anlayışının küçük örneklerini belgeselvari bir üslupla anlatıyor. Film, özellikle boşamış ebeveynlerin çocuklarının ruh hallerinin sınıf ortamına yansıması sonrası yaşanabilecekleri kısa ama etkili sahneler ile aktarmayı başarıyor.

Bir Dilek Tuttum, Koichi ve Ryu kadar onların arkadaşlarına ve diğer yan karakterlere dair de küçük hikâyeler anlatan bir yol filmi. Yan karakter ve hikâyelerdeki bu zenginlik, yönetmenin yola yazar olma amacıyla çıkmasına dayanıyor. Yönetmen olmadan önce romancı olmayı isteyen Koreeda, belki bu sayede senaryoda da hatırı sayılır bir anlatı zenginliğini yakalıyor.”Duygusal manipülasyondan kaçınan, karakterlerine anlayışla yaklaşan ve çoğunlukla onları gözlemlemeyi tercih eden yönetmen”(1)   bu yaklaşımı ile sinema kariyerinin başında yer alan belgeselciliğine göz kırpmış oluyor.

kiseki-milagro-kore-eda-imagen-pelicula

YÖNETMEN – ÖĞRETMEN

Truffaut’ya göre “İyi ya da kötü film yoktur, iyi ya da kötü yönetmen vardır.” Bu tespit sinema da dâhil tüm sanat dallarını ilgilendiren bir durum. Sanatçılar o kadar uzun zamandır hayat ve hayatın önümüze çıkardıkları üzerine bir şeyler söylüyorlar ki artık üzerine konuşulacak yeni bir şey kalmadı desek yeri. Ama hala biz izleyiciler(okuyucular) benzer hikâyeler anlatsalar da onlara kulak vermekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü biliyoruz ki “iyi” yönetmenin ya da romancının elindeki konu ne kadar tanıdık olursa olsun, o bu konuya yeni bir bakış açısı getirebilir ve bu sayede kucağımıza yeni sorular bırakabilir. İşte bu sebeple Koreeda gibi yönetmenlerin filmleri biz eğitimciler için büyük önem taşıyor.

Biz eğitimciler de eğitim ortamlarında aynı durumların doğurduğu benzer sorunlar ile karşılaşıyoruz. Eğitim ortamının sağlıklı olması için bizim bu sorunlara hızlı çözümler üretmemiz gerekiyor. Fakat sorunlar benzer olsa da sorunu yaşayan birey farklı olduğu için çözüm yolları da farklılaşmak zorunda kalıyor. Doğal olarak bu da çözümü geciktiriyor. Burada hızımızı artıracak olan şey ise sorunlara farklı bakış açıları geliştirebilme becerimiz. Bu beceriyi diri tutmak ise güncelin getirdiklerini, nitelikli sanat eserlerinin bize sunduğu bakış açısı zenginliği ile beslemekten geçiyor. Tüm bu süreç sonucunda sentez edilen bilgi ve beceriyi eğitim ortamında kullanılabilir hale getirmek ise sanırım “iyi” öğretmen olmanın en önemli şartı olarak karşımızda duruyor.

MV5BMTg2NzIwNTk3OV5BMl5BanBnXkFtZTcwNjM5Mzg2Nw@@._V1_SX214_AL_

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sezer Demir

Twitter: @szrdmr

[email protected]

 

1)Eren Odabaşı, Kayıpların ve Zamanın İzinde, Altyazı Dergisi, Sayı 117,Sayfa 67–69,Mayıs 2012,İstanbul.

 

 

 

 

 

Etiketler
Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!