TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Filmi - Kahvaltı Kulübü

Görüntülenme 921

0
Haftanın Filmi - Kahvaltı Kulübü

David Gilmour’un Film Kulübü adlı kitabında şöyle bir diyalog geçiyor:

– Max nasıl? Neler yapıyor?

– Max, Max olmaya çalışıyor.

Ergenlik döneminde çocuğu olan ebeveynin yaşadıklarını böylesi bir üslupla arkadaşına anlatması beni çok etkilemişti. Bazı psikologlar tarafından “ikinci doğum” olarak nitelenen ergenlik yetişkin kişiliğin şekillenmesindeki belki de en etkili dönem. Hezeyanları, heyecanları ve bitmek bilmeyen kriz anlarıyla ergenlik, ebeveynler kadar biz eğitimcileri de zorlayan bir dönem. Bunun üzerine düşünmek ve ergenliğin kriz anlarında soğukkanlı yönetim sağlayabilmek için sinema çok güçlü bir araç. Sinemanın bize sağladığı imkânı tematik bir yazı kuşağıyla birleştirip Haziran ayı boyunca ergenliği ve onun sancılı dünyasını konu alan filmler üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

Ergenlik temasının ilk filmi olarak kendi türü içinde kült mertebesine ulaşmış Kahvaltı Kulübü adlı film üzerine bir şeyler söyleyeceğim. 1985 yapımı filmin yönetmen ve senaristi John Hughes. Başrolünü Emilio EstevezJudd NelsonMolly Ringwald, Ally Sheedy, Emilio Estevez ve Anthony Michael Hall paylaşıyor. Filmin gösterime girişinin 20. yılı olan 2005’te bunun şerefine özellikle Amerika’da birçok etkinlik düzenlendi. Bu kutlamalar sadece filmin 80’leri yansıtan nostaljik yapısı nedeniyle değil o dönem gençliğinin yaşadığı problemleri de mikro ölçekte çok başarılı anlatması sebebiyle yapıldı.

kahvaltı kulübü 1

Beş Benzemez

“Birbirinden çok farklı beş lise öğrencisi bir cumartesi günü kütüphanede cezaya kalırsa ne olur?” gibi cevabı son derece karmaşık bir soruyu kucağımıza bırakan yönetmenimiz, vakit kaybetmeden kadrosunu bize tanıtmaya başlıyor. Bu beşli; popüler kız Claire, çalışkan Brain, sıradışı Allison, sporcu Andrew ve asi Bender’dan oluşuyor. Olmazsa olmaz olarak da yetişkin rolünde bir öğretmen olarak karşımıza Bay Vernon karakteri çıkıyor. İzleyici olarak biz, öğrencilerin neden cezaya kaldıklarını bilmiyoruz. Aslına bakarsanız biz ne biliyorsak onların hakkında, onlar da birbirleri hakkında ancak o kadarını biliyor. Onlar birbirlerini tanımaya çalışırken aslında izleyici olarak biz de onları tanıyoruz. Burada, bol diyaloglu senaryonun iyi bir örneğini de görüyoruz. Hiçbir şey birdenbire olmuyor. Her cümle her davranış senarist tarafından izleyiciye bir yapbozun parçaları gibi karışık bir şekilde veriliyor. Bazen karakterin verdiği bir tepkiyi ya da söylediği bir sözün ardındaki gerçeği çok çok sonra görebiliyoruz. Bu da gençlerin birbirleri ve aileleriyle olan ilişkilerini son ana kadar net bir şekilde okumamıza engel oluyor. Ne zaman ki yönetmen grup terapisi gibi bir anda herkesin eteğindeki taşları dökmesine izin veriyor, işte biz de süreç içinde yönetmen tarafından bize verilmiş parçaları doğru yerleştirip yerleştirmediğimizi görme fırsatı yakalıyoruz.

Ergenlik dünyasının öne çıkan bu streotipleri cezalı oldukları için birlikte geçirdikleri gün boyunca zorunluluktan birbirleriyle iletişime geçtiler. Çatışmacı bir dil ile başlayan bu iletişim zamanla belli bir ritm buldu. Bu iletişim boyunca aslında bu sterotipler üstlendikleri toplumsal roller ya da ait oldukları ekonomik sınıf gereği taşıdıkları etiketleri birer birer söktüler. Bu etiketlerden kurtulduktan sonra ortaya çıkan kişiliklerin taşıdığı kaygıları ya da onları mutlu edecek şeylerin birbirine çok da uzak olmadığını keşfettiler. Böylece aslında kendilerine en iyi gelen şeyin kendileri olduğunu fark ettiler.

[iframe id=”https://www.youtube.com/embed/dkX8J-FKndE”]

Ölü Kalpler

Diyaloga dayalı film akışı bazen izleyicisini zorlasa da izleyicinin karakterlerin iç dünyasını kavramasında büyük bir kolaylık sağlıyor. Bu diyalog akışının bir yerinde karakterlerin arasında şöyle bir diyalog geçiyor:

– İnsanlar büyüyünce sanırım kalpleri ölüyor

– Kimin umurunda?

– Benim umurumda.

Benim de fazlasıyla umurumda. Yetişkinler için genellikle “hiçbir şey ifade etmeyen” bu duygusal değişimler, ergenlerin kendini var ettiği yer. Bunu görmezden gelmek ise bizim yapacağımız belki de en büyük hata. Çünkü bizim kuruntu kabul edebileceğimiz bu hezeyanlar onların evrenlerinde ciddi birer mesele. Kalplerimiz hala yerinde durduğuna göre onların geçirdiği bu zorlu ve duygusal döneme önem verdiğimizi gösterecek yeni yollar bulmak zorundayız.

John Hughes filmini David Bowie’den bir alıntıyla açmıştı ben de onunla bu yazıyı sonlandırmak istiyorum:

“Üzerine tükürdüğümüz bu çocuklar

Tam da onlar, kendi dünyalarını değiştirmeye çalışırken

Hem sizin nasihatlerinize bağışıklıkları var

Hem de nasıl bir süreç yaşadıklarının farkındalar.”

Sezer Demir

[email protected]

twitter : @szrdmr

breakfast club afiş

 

 

 

 

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!