Haftanın Filmi – Klass

0
3401

Bazı filmler bittikten sonra bir süre yerinden kıpırdayamaz insan. Sanki karnına bir yumruk yemiş gibi nefes almakta zorlanır. Bu hafta üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım film bittiğinde, ben bu hisler içindeydim. Sonra aşağıdaki satırları okudum.

            “ Her zaman hatırlayacağım ve hiçbir zaman unutmayacağım.

               Pazartesi: Bugün param çalındı.

               Salı: İsim takıldı.

               Çarşamba: Elbisem yırtıldı.

               Perşembe: Vücudum kanadı.

               Cuma: Bu zulüm sona erdi.

               Cumartesi: Özgürlük”

Bu satırlar okulda arkadaşlarından gördüğü baskı nedeniyle intihar eden Vijah Sing’in günlüğünün son sayfasından alınmış.(1) Bunu okuyunca sarsılmış halim daha da derinleşti. Çünkü bu trajik hikâye biraz yukarıdaki satırların sahibi Vijah’ın hikâyesiyse, biraz da ismini hiç bilmediğimiz binlercesinin hikâyesidir. Bu hafta Vijah’ın yaşadıklarına çok benzer bir hikâyeyi anlatan Klass üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

Yönetmenliği ve senaristliğini Ilmar Raag üstlendiği Klass, 2008 Estonya yapımı. Bu, yönetmenin de ikinci uzun metraj deneyimi. Oyuncuların ise tamamı amatör. Bu filmle hepsi ilk oyunculuk deneyimini yaşamışlar. 2008 yılında Estonya’yı temsil etmesi için Yabancı Film dalında Oscar’a aday gösterilen film ön eleme sürecini geçemedi. Çeşitli festivaller aracılığıyla izleyiciyle buluşan yapım ülkemizde vizyon şansı bulamadı. Hak ettiği değeri görmediği düşünüldüğü için kimi izleyici ve yorumcular tarafından “underrated” olarak tanımlanan film zaman içinde kendi efsanesini yaratacak gibi duruyor. Bunun bir göstergesi de filmin dizi olarak televizyon ekranlarda izlenmeye devam etmesi.

01

Yedi Günlük Cehennem

Film gerçek olaylara dayandığını belirttikten sonra içerikle ilişkisini kuramadığımız fondan gelen bir replikle açılıyor. Devamında izlediğimiz sahnede basketbol maçı yapan gençleri görüyoruz. Bu maç esnasında ve maç sonrasında yaşanan olaylar üzerinden yönetmen bize karakterleri tanıtıyor. Joosep, sınıfın sessiz ve kendi halinde öğrencisidir. Sınıfta lider konumunda bulunan Anders ve diğerleri tarafından akran zorbalığına (bullying) maruz kalır. Filmin başlamasıyla birlikte sevgilisinin etkisiyle yaptıklarının bir zorbalık olduğunun farkına varan Kaspar, Joosep’in yanında yer almaya başlayınca bu zorbalık sınıftaki diğer öğrenciler tarafından her ikisine de uygulanmaya başlar.

Film yedi güne böldüğü anlatısıyla gerilimi adım adım arttıran bir yapıya sahip. Bunu gerilimi kurarken çekim alanlarından da faydalnılmış. Bu sebeple özellikle yalıtılmışlık hissi veren klostrofobik mekânlar kullanılmış. Müzik seçimleriyle bu his daha da güçlendirilmiş. Anlatısını yedi gün ile sınırlandırarak metaforik bir bağ da kuruyor yönetmen. Çeşitli semavi dinlerin yaratılış inancına göre dünyanın altı gün içinde yaratıldığı yedinci gün ise tanrının dinlendiği belirtilir. Dünyanın “yaratılış”ındaki yedi günlük akışı tersten işliyor yönetmen ve yedi gün içinde iki gencin yavaş yavaş yok oluşunu resmediyor. Yönetmen, bu metaforu film içinde Joosep ve Kaspar’ın zaman zaman dillendirdiği “ilahi adalet” isteğiyle güçlendiriyor.

Film akran zorbalığının anlatıldığı en sert yapımlardan biri olarak gösteriliyor. Hem kullandığı dil hem de şiddet içeren sahnelerin gerçekliğiyle bunu inşa ediyor. Bu da filmin etkisini arttıran önemli bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanında yönetmenin bölüm geçişlerinde kullandığı pop kliplerini andıran renkler ve yan hikâyelere yeterince yer verilmeyişi ise filmin yumuşak karnını oluşturuyor. Ayrıca akran zorbalığının mağduru olan Joosep ve Kaspar’ın ailelerine dair bilgi veren yönetmen, bu zorbalığın lideri konumundaki Anders’in aile yaşamına dair hiçbir şey söylememesi filmin etkisini yitirdiği bir başka bölüm olarak dikkati çekiyor.

6_Klass_9

Film içinde öğretmenlerin çok az görünmesinin ya da neredeyse yokmuş gibi hallerinin filmin gerçekliğine zarar verdiğini düşünenler de var. Ben bunun, yönetmenin bilinçli bir tercihi olduğunu düşünüyorum. Bence bunu akran zorbalığına maruz kalan bireylerin yalıtılmışlığını anlatmanın bir yolu olarak kullanmış ve etkili de olmuş.

Trajik Özgürlük

Film boyunca yönetmen, Joosep ve Kaspar’ın yaşadıklarını kullanarak izleyicisini tahrik ediyor. Böylece film, final sahnesine geldiğinde izleyici tarafını seçmiş oluyor. Film bittiğinde ise kendini sinirle yoğrulmuş bir hırs içinde buluyor insan ve yönetmen kucağımıza şu soruyu bırakıyor:

“Şimdi ne olacak? Hala aynı tarafta mısın?”

Sizin cevabınız ne olur, bilemiyorum. Ben bir kez daha, şiddetin daha çok şiddet doğurduğunu hatırladım Klass’ın finaliyle. Evet, akran zorbalığı çok yönlü bir sorun ve çok yönlü her sorun gibi sihirli değnekle bir anda çözümü mümkün değil. Yine de çocukların buna dair verdiği işaretleri iyi okumak ve mağdurların yaşadığı yalıtılmışlığı ve yalnızlığı en aza indirmek için önemler almak sanırım günümüz eğitimcilerinin ve ebeveynlerinin bu konuda alabileceği en önemli ve öncelikli önlem.

Klass kullandığı dil ve kurduğu atmosferle izleyicisini huzursuz eden bir film. Çünkü yönetmen şunun farkında: Bizim seyrederken zorlandığımız bu sahneler hala birçok öğrencinin maruz kaldığı trajik bir gerçeklik

İşte bu yüzden usta yönetmen Haneke’nin de dediği gibi;

“Huzursuz seyirler dilerim”(2)

 

Sezer DEMİR

 

1. Erkan Yaman-Yüksel Eroğlu-Adem Peker, Okul Zorbalığı ve Siber Zorbalık, Kaknüs Yayınları,2011.

2.Michael Haneke’ nin bir festivalde filmlerini sunarken kullandığı “I wish you a disturbing evening” ifadesine dayanır.(kaynak:@anakin via ekşisözlük )

 

[iframe id=”https://www.youtube.com/embed/Wo_LYkn88o8″]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here