Haftanın Filmi: Lady Bird / Uğur Böceği

0
4360

Geçen yıl üniversite sınavlarına hazırlanma süreci sancıları içinde olan bir ergen (kız) annesi arkadaşım; “Lady Bird filmini izledin mi? Tam da … ile bizi anlatıyor.” dedi. Zaten izleme listemde olan filmi o akşam izlemek üzere planımı yaptım. En son söyleyeceğim şeyi ilk başta söyleyecek gibi olsam da, “Ahh işte benim ergenliğim!” diye hiç de zorlanmadan geçmişe dönüverdim, tüm zorluklarına rağmen kesinlikle özlem dolu bir geri dönüştü. Filmi izledikten sonra, üzerinden uzun yıllar geçmiş olsa da benimle aynı hisleri paylaşan pek çok kişi olabileceğini tahmin etmek pek de zor değil. Ergen kız–anne ilişkisine dair film; dünyanın neresinde olursak olalım, ilişkinin niteliği ve şekli değişiklik gösterebilse de, içimizde hemen hemen benzer duyguları yaşadığımızı bir kez daha en tabii şekilde gözler önüne seriyor.

Oyuncu (özellikle bağımsız film izleyicilerinin favori oyuncularından), senaryo ve oyun yazarı, yönetmen Greta Gerwig’in senaryosunu yazdığı ve yönettiği Lady Bird/Uğur Böceği, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’un Açılış Gecesi’nde (Şubat 2018) seyirciyle buluştu. Film; kendisine Uğur Böceği, lakabını takmış, ergenlik çağındaki Christine ile annesinin arasındaki fırtınalı, iniş çıkışları olan duygusal bağı; mizahi ve dokunaklı bir dille anlatıyor. 100’den fazla adaylığı ile yılın en çok konuşulan bağımsız filmlerinden olan Lady Bird, samimi ve gerçekçi anlatımı ile izlerken benim de kalbimde sıcacık duyguların oluşmasını sağladı.

Hikâye için aslında hiç birimize yabancı olmayan, sıradan bir ergenlik hikâyesi denebilir. Ancak içinde barındırdığı, nispeten hızlı sıfatını kullanabileceğimiz; fiziksel, duygusal, bilişsel ve ruhsal değişimlerin olduğu ergenliğin (kendimize ait o biricik) dönem özelliklerine bizi kolayca sürükleyen bir film olmayı başarıyor Lady Bird. İzlerken ruhumuzu iyice sarıp sarmalayan o yoğun aşk, arkadaş, aile ilişkileri dönemine; yüzümüzde bazen bir tebessüm bazen de farkında olmadan hala taşıdığınız öfke ile zorlanmadan geçebildiğimizi görüyoruz.

San Francisco’nun kuzeyinde küçük bir şehir olan Sacremanto’da geçen film, bize mahalle koşullarının ergenlerin maruz kaldığı normları nasıl biçimlendirdiğini, başkalarıyla ilişkilerinin niteliğini etkileyerek  (anne-baba dâhil) gelişimlerini nasıl şekillendirdiğini de bir parça görmemiz için olanak tanıyor.

Filmde annesiyle ciddi görüş ayrılıkları yaşayan Christine McPherson (Saoirse Ronan) lisedeki son yılında hayatıyla ilgili birçok kritik kararın eşiğine gelmiştir. Büyüme sancıları, okulda hem akademik, hem sosyal duygusal alanda yaşadığı zorluklar ve yaklaşan üniversite tercihinin yanında annesi Marion’la (Laurie Metcalf) yaşadığı gelgitli ilişki ‘Uğur Böceği’ni strese sokmaktadır. Uğur Böceği, annesinin California’da kalmasına yönelik tüm ikna çabasına rağmen oradan uzaklaşmak, New York’ta bir üniversiteye gitmek istemektedir.

Son derece müdahaleci, sürekli eleştirel bir dil ile iletişim kuran bir anne modeli ve bunun yanında sırtımızı dayayabileceğimizi düşündüğümüz sağlam duruşlu, güven veren bir babadan ziyade, işinde başarıyı yakalayamamış, depresif ancak anlayışlı bir baba profili ile zaman zaman sağa-sola savrulan Uğur Böceği, kendi olma –kendini gerçekleştirme- yolunda ilerlerken, her şeye rağmen var olmayı başardığı sağlam kişiliğiyle kendisine inanmamızı sağlıyor.

Bağlanma kuramcılarına göre ergenlik döneminde yakınlık, bireyin yakın ilişkiler tarihi ve özellikle de bebeklik bağlanmaları ile ilişkili olarak incelenmektedir. Bebeklik döneminde ona bakan kişinin (anne-baba, bakıcı vb.) güvenli bağlanmasından keyif almış olan bireylerin, çocuklukta akranlarıyla daha yetkin olduğu, ayrıca bu kişilerin, ergenlikte ve yetişkinlikte daha doyum verici yakın ilişkilere girmesine izin verdiği düşünülen içsel çalışma modellerini, daha sağlıklı ve güvenli biçimde oluşturduklarını gösteren kanıtlar vardır. (Ergenlik; Laurence Steinberg). Ergenlik döneminin aslında bireyselleşebilmek için bir kimlik arayışı, “sanki” dönemi olduğunu biliyoruz. Bebeklikte olan bağlanma dönemi gibi bu dönemde de ergenin -içsel pek çok deneyimden sonra kendi olma sürecinde ilerleyebilmesi amacıyla- anne/babasının kendisinin yanında olduğunu bilmesi, ebeveynlerinden veya yakın olduğu kişilerden güvende olduğunu hissetmesine yardımcı olacak sevgi ve şefkati görmesi (gerektiğinde onun için belirlenen sınırlar da bu amaca hizmet eder), en tabii hakkı ve ihtiyacıdır.

Ergen anne-babaları genellikle bu süreçten biraz korktuklarını her fırsatta dile getirirler. Nasıl yaklaşmaları gerektiğini, yanlış bir tutum sergilemek istemediklerini ancak doğru yaklaşım konusunda da ne yapacaklarını bilemediklerini sık sık paylaşırlar. Aslında her şeyden önce yetişkinler olarak bir parça bizim de ergen olduğumuz yıllara zihnen içsel bir yolculuk yapmamız, anne babamızın bizimle kurduğu ilişkilerin veya bizim için uygun gördüğü davranışların hangilerinin iyi geldiğinin gözden geçirilmesi, kullanılan dilin kırıcı olup olmadığının farkında olarak etkileşimde bulunma gayreti sanırım her şeyden çok yardımcı olacaktır. Ergenlik biraz çocukluğunun kaybına duyulan üzüntü ile yetişkin olabilme kaygısı arasında kalan hüzünlü bir süreçtir. Hormonsal tüm engellere rağmen ergenlik dönemindeki zamanın akademik başarının en çok önemsendiği yıllar olduğunu düşünürsek, ne kadar çok doğru duygusal destek verirsek o kadar çatışmasız ve verimli/sağlıklı yıllar geçirebileceğimizi de aklımızda tutmamız tüm aile bireyleri için en kritik nokta olacaktır diye düşünüyorum.

Anne-baba tutarlılığı, her zaman söylendiği gibi bu dönemde de son derece önemlidir. Her ailenin kendine ait kurallarının olabileceği, diğer anne-babaların neye ne kadar izin verdiklerinin o aile için belirleyici bir ölçüt olamayacağını uygun yollarla ifade edebilmenin, gelecek yıllardaki geri dönüşleri elbette paha biçilmez olacaktır. Ergenliğin biraz uzunca sürebilen ancak geçici bir dönem olduğunu hatırlamak hepimize iyi gelecektir. Yaşanan tüm çatışmalara rağmen umut dolu ergen demek sağlıklı bir yetişkin için önemli bir basamak demektir. Sanatla, sporla, sevgiyle, nitelikli ilişkilerle beslenen ergen, aileye ve topluma en iyi yatırımdır diyerek, “ergenleri sevmemiz ve biraz daha tahammül sınırımızı arttırmamız umuduyla” diyorum.

 

Fethiye Şenel

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here