TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Filmi - Özgürlük Yazarları

Görüntülenme 6060

0
Haftanın Filmi - Özgürlük Yazarları

“Neden yazı yazdığımı mı soruyorsunuz bana?

Zevk mi alıyorum?

Değer mi?

Peki, para kazandırır mı?

Öyleyse bir nedeni var mı?

Yazıyorum çünkü içimde susturamadığım bir ses var.”

30 yaşında hayatına son veren yazar Sylvia Plath, annesine gönderdiği mektuplarda yazma sürecini kendisi için böyle tarif ediyordu. İnsanların kendiyle baş başa kalarak hayata geçirdiği ve diğerleri için anlamsız gelen, dışarından bakıldığında geçerli bir “neden”i yokmuş gibi gözüken her şey aslında insanın içindeki o bir türlü “susmayan” ses sayesinde var oluyor. Bu süreçte insan, eksilerek ortaya dökmek istediği sözünü tamamlıyor. Bu hafta hem kendi hem de öğrencilerinin içindeki o “sesi” duyan ve bunu dünyaya duyurmak için canla başla çırpınan bir öğretmen ve öğrencilerin hikâyesini anlatan Özgürlük Yazarları üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

Filmin yönetmeni, 2007 yapımı “Not: Seni Seviyorum” filminden de tanıdığımız Richard LaGravenese. Filmin başrolünde ise “Erkekler Ağlamaz” ve “Milyonluk Bebek” ile “En iyi Kadın Oyuncu” Oscar’ına iki defa uzanan Hilary Swank üstleniyor. Film Erin Gruwell adlı bir edebiyat öğretmeninin, öğrencileri ile deneyimlediği bir öğrenme sürecini öğrencilerin tutuğu günlüklerden yola çıkarak beyazperdeye taşıyor.

hillary-swank

Klişeler ve Gerçekler

1994 eğitim-öğretim yılı başında Kaliforniya Long Beach’te bir okulda göreve başlayan Erin Gruwell, birçok açıdan handikaplı bir öğrenci grubuyla çalışıyor. Amerika’nın öteki yüzünü sınıfta eksiksiz görebiliyoruz. Sınıfta Latinlerden, Asya kökenlilere kadar uzanan bir kimlik çeşitliliği var. Bunun yanında öğrencilerin neredeyse hepsi bir şekilde suça karışmış alt sınıfa mensup ailelerden geliyor. Öğrenciler sadece eğitim ortamından ve öğretmenden değil birbirlerinden de nefret ediyorlar. Erin Gruwell ise öğrencilerini önce birbirleriyle daha sonra ise eğitim ortamıyla barıştırmaya çalışıyor. Bir taraftan da yerleşik eğitim sistemi ve eğitim politikaları ile mücadele ediyor.

Film bir başarı hikâyesi… Hem başarı hikâyesi olması, hem de içeriği sebebiyle birçok klişeyi içinde barındırıyor. Ana hikâyeyi beslemek amacıyla hikâyeye yerleştirilen yan hikâye ve karakterler ana hikâyeyi güçlendiremiyor ve kendi hikâyelerini yeterince anlatamıyor. Bu izleyiciyi zaman zaman boğuyor ve filmin süresi gereksiz yere uzamış oluyor. Hilary Swank’in samimi oyunculuğu filmin aksayan bölümlerini biraz olsun telafi ediyor. Yine de Swank’in Oscar’a uzandığı filmlerdeki oyunculuğu ile kıyaslandığında bu filmdeki oyunculuğu zayıf kalıyor.

Filmin zayıflıklarını bir kenara bırakıp sadece eğitimci gözüyle hakkında birkaç şey söylemek istediğim bir yapım Özgürlük Yazarları. Evet, yukarıda bahsettiğim bu teknik detaylar hikâye bize aktarılırken ister istemez onun gücünü eksiltiyor, ama durup düşününce bu anlatının gücünü hiç yitirmeyecek yönü su yüzüne çıkıyor. Bir eğitimci birçok kişinin sırtını döndüğü bu öğrencilere kendi hayatını mahvetme pahasına destek oluyor. Bunu yaparken de bunun bir süreç işi olduğunu ve değişimi sağlayacak şeyin süreklilik olduğunu hiçbir zaman gözden kaçırmıyor.

freedom-writers-862193l

Etki Alanı

Mesleki anlamda“etki alanı” kavramını ilk kez üç yıl önce duydum. Bu kavramı ilk duyduğumda şöyle düşünmüştüm

“Evet çok doğru bir kavram ama falan filan…”

“Ama” dan sonra gelen “falan filan” kısmına ne isterseniz koyabilirsiniz. Bunun nedeni o “falan filan”ların geçersiz ya da önemsiz oluşu değil. Hepsi ciddi engeller ya da yetersizlikleri anlatıyor. O “falan filan”lar sıradan bir insanın/eğitimcinin sınırlı imkânlarını yansıtıyor.

Filmin bir bölümünde Anne Frank’ı saklayan ve güncesinin günümüze ulaşmasını sağlayan Miep Gies de yer alıyor. Öğrencilerle kısa sohbetinde onlara şunları söylüyor:

“Ben kahraman değilim. Hayır. Ben yapmam gerekeni yaptım çünkü doğrusu buydu. Hepsi bu. Hepimiz sıradan insanlarız. Sıradan bir sekreter, ev hanımı ya da genç… Hepimiz kendi sınırlı imkânlarımızla karanlık bir odada ufacık bir ışık yakabiliriz.”

İçindeki sesi susturamayan insanlar Sylvia Plath, Anne Frank, Miep Gies ya da Erin Gruwell, hepsi de kendi karanlık odalarında küçük bir ışık yaktılar ve “falan filan”ı bir kenara koyup o ışıkla bize bir mektup yazdılar.

Önümüzde iki seçenek var :

“Karanlık bir odada yakılacak küçük bir ışık” ya da “falan filan”…

Sezer DEMİR

[email protected]

MV5BMTIxMzExNTgxMV5BMl5BanBnXkFtZTcwNDUxODM0MQ@@._V1_SX640_SY720_

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!