TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Filmi - Şeytana Karşı

Görüntülenme 829

0
Haftanın Filmi - Şeytana Karşı

“Çağımızda eğitimin en önemli sorunu nedir?” sorusuna, kişisel değer yargıları ve beklentilerin değişkenliği sebebiyle birçok farklı cevap verilebilir. Benim bu soruya cevabım ise hiç kuşkusuz akran zorbalığıdır. Fark edip, tanımladığımız ama önüne geçmek için ne yapacağımız konusunda bazen çaresiz kaldığımız bu sorun üzerine sanrım daha çok düşünmemiz lazım. Bu sebeple Mayıs ayı boyunca akran zorbalığını konu edinmiş filmlerden öne çıkanları ya da dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Geçen hafta Klass ile başladığımız bu yolculuğu bu hafta Ondskan-Şeytana Karşı filmiyle sürdüreceğiz.

Ondskan 2003 İsveç yapımı bir film. Jan Guillo’nın aynı adlı yarı otobiyografik romanından Mikael Håfström tarafından beyaz perdeye uyarlanmış. 2004 yılında “En Yabancı Film” dalında İsveç’i Oscar ödüllerinde temsil eden yapım maalesef o parlak heykelciğe ulaşamadı. Bunun yanında bu adaylık sürecinin bir sonucu olarak yönetmen koltuğunda oturan Mikael Håfström Hollywood’a transfer oldu. Çeşitli festivallere katılan ve ödüller alan film, Mayıs 2004’te ülkemiz sinemalarında Şeytana Karşı ismiyle vizyon şansı buldu.

ondskan 2

Zalim & Mazlum

Erik Ponti, 1950’lerde alt orta sınıf bir aileye mensup Stokholm’de yaşayan ergenlik döneminde bir gençtir. Ponti, üvey babası tarafından işkence olarak tanımlanabilecek şiddet içeren davranışlara maruz kalır. Evde uğradığı bu istismarın doğal sonucu olarak okulda o da çevresine benzer şekilde davranmaktadır. Karıştığı bir kavgadan sonra okulundan uzaklaştırılan Ponti, eğitim hayatına devam etmesi ve babasının uyguladığı şiddetten uzaklaşması için annesinin gayretiyle şehir dışında bir yatılı okula gönderilir. Geleneklerine bağlılığı ve disipline dayalı “kaliteli” eğitimi ile tanınmış Stjarnsberg adlı yatılı okul, Erik için son şanstır. O da içinde bulunduğu bu ortamdan uzaklaşmanın verdiği umutla bunu iyi değerlendirmek için yeni okuluna ve onun “kurallarına” uymak için çaba gösterir. Ne var ki bu okullun “kuralları” babasının evde işlettiği “kurallardan” çok da farklı değildir.

Film, ilk sahneden itibaren söyleyeceklerini açık bir şekilde seyircisiyle paylaşan bir yapıya sahip. Yönetmen, açılış sahnesiyle aile içi rolleri net bir şekilde tanımladıktan sonra, Ponti’nin karakterini de yine aynı netlikte bir sahneyle çizip kısa sürede bu “kirli” ortamdan uzaklaşıyor. Ponti’nin yatılı okula gitmesiyle film, izleyicisine daha steril bir ortama gittiği hissini verse de yönetmen, kamerasını çevirdiği bu yeni ortamın da göründüğü kadar steril olmadığını çok geçmeden bizimle paylaşıyor.

ondskan 3

Seçilen mekânların ve kullanılan müziklerin, yönetmenin kurduğu hikayenin karamsarlığına tezat oluşturabilecek bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu, Kuzey Avrupa ülkelerinin vaad ettiği o “parlak” resmin ardındaki “kir”i izleyiciye kavratmak için seçilmiş zekice bir yol. Madalyonun diğer yüzü bize 20.yüzyılın başında Avrupa’ya yayılan faşizmin sadece Nazi Almanyası ile sınırlı olmadığını ve bunun mağdurunun sadece “öteki” olarak tanımlanmış farklı kimlik grupları olmadığını da gösteriyor. Film, “Faşizm iki kişi arasında başlar”* sözünden yola çıkarak aile ve okul gibi toplumsal kurumlara yansıyan hiyerarşik ilişkileri ve şiddeti gözler önüne seriyor. Tüm bunları akran zorbalığı ya da çocuk istismarı gibi bireysel ve küçük çaplı(ymış gibi) görünen suçları kullanarak yapıyor.

Filmin gücünü ve etkileyiciliğini arttıran bir diğer unsur ise ailede ve okulda insan onurunu hiçe sayan bu şiddete maruz kalan Ponti ve arkadaşlarının mağduriyetinden, onu korumakla yükümlü olan herkesin haberdar olması. Annesi, Ponti’nin evde yaşadığı şiddetin en yakın tanığıyken, okulda ise öğretmenler başta olmak üzere tüm personel bundan haberdar. Evdeki şiddetin nasıl “legalize” edildiğini tam bilemesek de okuldaki şiddet “gelenekler” üzerinden kabul sınırlarının içine çekilmiş durumda. Tüm bu ikiyüzlülüğü ortaya sermek içinse film, Erik Ponti’yi zulme ve zalime direnen korkusuz kahraman mertebesine taşımayı tercih ediyor. Bunun aslında hikayenin kurduğu gerçekliği zedelediğini düşünüyorum. Bu, filmi zayıflatmış olsa da Ponti’yi canlandıran genç oyuncu Andreas Wilson’nun performansı bunu biraz olsun telafi ediyor. Ayrıca Ponti’nin oda arkadaşı Pierre Taguy ve onlara uygulanan şiddetin mimarı Otto Silverhielm karakterleri de yan hikayelerin zayıflığını örtecek güçte birer yardımcı karakter olarak filmin akışını güçlendirmiş.

[iframe id=”https://www.youtube.com/embed/rmCrXZW8dZg”]

“Başkalarının Acısına Bakmak” **

“Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir” der Hallac-ı Mansur. Akran zorbalığı ya da çocuk istismarı aslında çoğunlukla gözümüzün önünde gerçekleşen, baktığımız ama görmediğimiz ya da görmek istemediğiz için büyüyen bir trajedi. Biz “başkalarının acısına baktığımız” ama başkalarının acılarını görmediğimiz ya da görmek için çaba sarf etmediğimiz sürece Hallac-ı Mansur’un da tarif ettiği gibi bu dünyada inşa edilmiş ya da edilecek olan cehennemlere sadece göz yummuş olmuyoruz; görmeyerek, duymayarak  o inşa sürecine biz de bir tuğla eklemiş oluyoruz. Buna nasıl görmeyerek ve duymayarak sebep oluyorsak, o zaman bunun aksi de mümkündür. İşte bu yüzden bizim, kötülerin sebep olduğu zulmü durdurmak için iyilerin sesine ihtiyacımız var.***

Sezer DEMİR

*Ingeborg Bachmann’ın Malina adlı eserinden alınmıştır.

**Susan Sontag’ın dilimize çevrilmiş bir eserinin adı.

*** Martin Luther King’in “Beni kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği korkutuyor” sözüne istinaden…

seytana-karsi-film-afisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!