TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Filmi - Şişir Beni

Görüntülenme 668

0
Haftanın Filmi - Şişir Beni

“ Her şey zehirdir, mühim olan dozdur.”

Bu sözü ilk ne zaman işittim hatırlamıyorum. Çikolatayı dozunda tüketmediğimde- ki genelde çikolatayı dozunda tüketmem- bu söz zihnimde yankılanır ve içimi koskoca bir suçluluk duygusu kaplar. Genel olarak tükettiğimiz her türlü maddenin insan için taşıdığı riski daha iyi anlatan bir cümle şu ana kadar duymadım.

Doz ya da porsiyon beslenmenin kilit öneme sahip bir bölümü. Beslenme ise özellikle büyüme sürecinde olan eğitim çağı çocukları için hayati öneme sahip. Buradan hareketle bu ay boyunca okulların yeni açılmasını da fırsat bilerek değişen ya da değiştirilen beslenme alışkanlıklarının toplumu, çocukları ve eğitim ortamlarını nasıl etkilediğini konu alan filmler hakkında yazmaya karar verdim. Yukarıdaki girizgâhın sebebi de buydu. Bu tematik yazı kuşağının açılışını,her dozu bir sonraki dozu öncülleyen, böylece bağımlılığa giden yolun taşlarını bir bir döşeyen, her yaştan insanı özellilkle de çocukları hedef alan “fast food” tipi beslenmenin sonuçlarını çarpıcı bir diyetle gözler önüne seren Şişir Beni adlı belgesel film ile yapacağım.

TEK DOZ ÖLÜMCÜL DOZ

Morgan Spurlock’un yazıp yönettiği ve aynı zamanda başrolü üstlendiği belgesel 2004 yılında çekildi. Aynı yıl prestijli bir festival olan Sundance’de En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere iki ödüle uzanan film, bir sonraki yıl belgesel dalında Oscar’a da aday gösterildi. Küçük bir bütçeyle (tahmini 65.000$ civarı) çekilen belgesel, Amerika’da vizyon girdiği hafta bütçesinin 5 katı hasılata ulaşmayı başardı. Ekonomik başarısının yanında konusu sebebiyle sadece Amerika’da değil tüm dünyada istediği yankıyı uyandırdı. Ülkemizde önce festivallerde boy gösteren film vizyon şansını da buldu. Birkaç defa ulusal kanalların belgesel kuşaklarında gösterilen film kendine has bir şöhret yakaladı.

supserize_spurlock2

Yönetmen Morgan Spurlock 30 gün sürecek bir diyete başlıyor ve tüm belgeseli bunun üzerine kurguluyor. Tabii bu diyet bildiğimiz diyetlerden biraz farklı. Morgan Superlock 30 gün boyunca fast food ürünlerle daha doğrusu Mc Donalds menüleri ile besleniyor. Bu süre zarfında yaşadıklarını ve son yarım yüzyılda Amerikan’ın hızla değişen beslenme alışkanlığının nereye vardığını beyaz perdeye taşıyor. Onu böyle bir belgesel çekmeye iten sebep ise bir dava.Yönetmen, obezite ve sağlık sorunlarından McDonald’s’ın ürünlerinin sorumlu olduğunu iddia ederek dava açan ve davaları “Yaşadığınız sağlık sorunları bu şirketin besinlerinin, bu tip sağlık sorunlarına yol açtığını kanıtlamaz” gerekçesiyle düşürülen iki genç kızla ilgili hukuki sürecin izinden gidiyor. İzlediği bu 30 günlük diyet ile fast food beslenmenin tüm olumsuz etkilerini net bir şekilde gözler önüne seriyor. Diyete başlamadan önce oldukça sağlıklı ve fit (1.88cm-83kg) olan Spurlock, 30 günü tamamladığında ise 11kg ile birlikte birçok gereksiz şeyide vücuduna almış oluyor.

Girişte bahsettiğim sözden hareketle sayın okur şöyle bir şey söyleyebilirsin:

“Yani 30 gün boyunca ne olursa olsun üç öğün aynı şeyle beslenirsen, bunun sonuçlarının iyi olmayacağını aklı başında herkes ön görebilir.”

Kısmen haklı olabilirsin. Bununla birlikte ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü fast food beslenme dışında çok az şey kısa sürede insan vücudunda kalıcı rahatsızlıklara sebep olabilecek etki bırakır. Ayrıca Mc Donalds ve diğerleri farklı menüler sunuyor ve bizlerin farklı beslenme alışkanlıklarına hitap ettiklerini iddia ediyorlar. Evet, Morgan teknik olarak hep aynı yerden yemek yiyiyor ama hep aynı şeyi yediğini söyleyemeyiz. Bir önemli soru da şu: “Neden belgesel hedefine özellikle Mcdonald’s’ı alıyor?” Yanıtı çok basit çünkü belgeselin çekildiği dönemde McDonald’s Amerika’da pazarın %50 sine sahipti. Dünyada ise her gün 46 milyon insanı doyuruyordu.

[iframe id=”https://www.youtube.com/embed/I1Lkyb6SU5U”]

UZUN VADELİ YATIRIM: ÇOCUKLAR

Film boyunca çarpıcı birçok istatistikî bilgi duyabilirsiniz. Burada hepsine yer veremem. Sizlere belgeselden son bir veri aktarıp yazıyı kapatmak istiyorum.

“Bu şirket çok uzun yıllardır istikrarlı bir şekilde, her yaştaki çocuklara yönelik reklâm, promosyon, tanıtım, pazarlama kampanyalarına ağırlık veriyor. Özellikle onları hedefliyor. Amerikalı bir çocuk yılda on bin kadar reklâmın saldırısına uğruyor. Bunlardan dokuz bin beş yüzü kimyasal işlemden geçmiş yiyeceklere ait. Bu beslenme alışkanlıkları aynen devam ettiği takdirde 2000 yılında doğan her üç çocuktan biri şeker hastalığına esir düşecek.”

Yukarıdaki bu alıntı ne yazık ki sadece Amerika’yı ilgilendiren bir sorun değil. Oradan dünya yayılan ölümcül bir beslenme anlayışının sonucu. İnternette kabaca bir araştırma yaptığınızda ülkemizdeki sonuçların da hiç parlak olmadığını görebilirsiniz. Son dönemde bununla ilgili bir farkındalık olmakla birlikte hala birçok ebeveyn ve eğitimci, fast food tipi beslenmeyi maalesef ki bir ödül aracı olarak kullanmaya devam ediyor. AVM’lerin restoran katlarındaki görüntü bunun en büyük kanıtı. Son olarak “Kırk yılın başı olur o kadar” demeden önce fast food olarak alınan her “doz” besinin ölümcül sonuçları olan bir bağımlılığın ilk adımı olabileceğini kabul edelim.

51T82FS9Y8L._SY300_

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sezer Demir

[email protected]

twitter : @szrdmr

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!