TRENDLER

Haftanın Filmi - Sivas

Görüntülenme 476

0
Haftanın Filmi - Sivas

Bir film asla yalnızca bir film ya da bizi eğlendirmeyi ve dolayısıyla dikkatimizi dağıtarak bizi asıl sorunlardan ve toplumsal gerçekliğimiz içindeki mücadelelerimizden uzaklaştırmayı amaçlayan hafif bir kurgu değildir. Filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın canevindeki yalanını anlatırlar.

Zizek’in bu tespiti sinemayı okumanın bir yöntemi olduğunu da net bir şekilde ortaya koyar. Bu okuma yöntemi aslında Matrix’te Neo’nun kırmızı hap ile mavi hap arasındaki tercihine de benzer. Ya filmleri doğru bakış açısıyla okuyacak, perde gösterilen ile yetinmeyip neden bunları bize gösterdiğine dair sorular soracak ve elde ettiğimiz gerçek ile kendi yolumuzu çizeceğiz ya da kırmızı hapı seçip perdenin/ekranın illüzyonu içinde kaybolacağız.

Ben o büyülü fenerin bize sunduğu dünyanın arkasına bakarken ya da buna ulaşmaya çalışırken eğitimci olmanın verdiği alışkanlıkla sorularımı eğitim temelli yöneltmeye çalışacak ve naçizane sizlere Eğitimpedia’da eğitimci gözüyle yazılmış sinema yazılarımı “Haftanın Filmi” başlığı altında paylaşacağım.

Haftanın Filmi köşesinde vizyonda olan ya da bir şekilde aklımızda yer etmiş filmleri yukarıda bahsettiğim yaklaşımla değerlendirmeye çalışacağım. Bu sebeple ilk yazımı yakın zamanda izlediğim ve beni derinden etkileyen Sivas’a ayırmak istedim.

Sivas, yönetmeni Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metraj filmi. Başrolünü Doğan İzci (Aslan) ve Çakır’ın (Sivas) paylaştığı film, Yozgat Yerköy’de çekildi. En prestijli film festivallerinden olan Venedik Film Festivali’nin yarışma bölümüne davet edilen film, festivalden en iyi erkek oyuncu ve Jüri Özel ödülünü alarak döndü.

Lessie’den Sivas’a

Bir çocuk ve köpeğin başrolü paylaştığı film ister istemez akla Lessie’yi getiriyor. Bu Kaan Müjdeci için de böyle olmalı ki film bir bölümünde Lessie ye küçük bir selam göndermeden edemiyor ve tüm film boyunca kulağımıza şunu fısıldıyor:

“Ama bu film, o bildiğiniz çocuk ve köpek hikayesi değil”

Yönetmen, açılış sahnesiyle birlikte bir büyüme hikayesinin kucağına bırakıyor bizi . Bununla birlikte her büyüme hikayesinin kahramanının yaşadığı sancıları başroldeki Aslan’da yaşamaya başlıyor.

Açılış sahnesini takip eden ilk uzun plan sahnede Aslan, okulda karşımıza çıkıyor. Öğretmen valiliğin emriyle yörenin okullarında Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler adlı piyes sahneleneceğini söylüyor ve bu sebeple rol dağıtımını “pratik” bir şekilde yapıyor. Aslan’ın sevdiği kız Ayşe’nin prenses, muhtarın oğlu Osman’ın ise prens olmasına karar veriyor. Aslan ise kendine cüceler arasında ancak yer bulabiliyor. Ve böylece açılış sahnesindeki çocuklar arasında hissettiğimiz rekabet hali, bu rol paylaşımı ile somut bir hal alıyor.

Bunu bir yenilgi olarak kabul eden Aslan, prens rolünü almanın yollarını aramaya başlıyor. Rol dağıtımının yapıldığı gün öğretmenin “lojman”ının bulunduğu okul bahçesine geri dönüyor ve öğretmenine yalvaran gözlerle birlikte açık bir şekilde

“Ben pirems olmak istiyom öğrtmenim”

diyerek isteğini iletiyor. Fakat öğretmeni – maalesef – Aslan’ı oraya getiren duygusal sebepleri anlamaktan uzak bir tavır çiziyor. Bu da Aslan’ı “sürüne sürüne erkek” olacağı bir yola itiyor.

Bir eğitimci olarak çizilen öğretmen tipi beni çok üzse de gerçekçi bir karakter olduğunu belirtmeliyim. Orada kalıcı olmadığını her tavrıyla hissettiren öğretmen özellikle telefonu üzerinden kurduğu ilişkiyle çok net bir şekilde oraya ait olmadığının mesajını da çevresine veriyor. Aslan’ı anlamaya çalışması gereken tek yetişkin de ona sırtını dönünce, Aslan çocuk yaşta yetişkin eril dünyanın şiddet dolu ortamıyla baş başa kalıyor.

Tam bu sırada Sivas ile yolları kesişiyor Aslan’ın. Anadolu’nun birçok bölgesinde karşımıza çıkan hayvanları(horoz, deve vb.) dövüştürme ayini burada Kangal cinsi köpekler üzerinden yapılıyor. Bir dövüşte kaybeden ve öldü düşüncesiyle olduğu yerde bırakılan köpeği çocuksu merhameti ile Aslan bırakmıyor. Köpek de bir şekilde hayata tutununca Aslan ile köpek arasında bir dostluk kuruluyor. Başta merhamet temelli başlayan bu ilişki zamanla değişiyor. “Cüce” seçildikten sonra okula gitmeyi bırakan ve öncesinde de Ayşe’nin dikkatini pek çekemeyen Aslan, Sivas sayesinde Ayşe ile iletişme geçiyor hatta rakibi Osman’a meydan okuyabiliyor. Sivas,Aslan için bir dosttan zamanla erkek egemen dünyada güç elde etmek için kullanılan bir nesneye dönüşüyor. Bu gücü kaybetmenin bozkırın erkek egemen ikliminde her şeyi kaybetmek olduğunu kısa zamanda kavrayan Aslan istemese de Sivas’ı kendi elleriyle dövüşe sokuyor. İlk dövüşünü Aslan’ın ezeli rakibi Osman’ın köpeğiyle yapan ve dövüşü kazanan Sivas, ölüme terk edilişine sebep olan yere geri dönüyor.

sivas58e7cdc00

Film, bir çocuk ve köpeğin ilişkisinden hareketle erkek egemen toplumun bir fotoğrafını çekiyor. Bu yapı, yaşamı şiddet tehdidi ile kendine benzetiyor. Onun istediğini yapmayan ya da onun gibi olmayana yaşam hakkı tanımıyor. Aslan, Sivas’ı tekrar soktuğu bu dövüş çemberinin bir çıkışı olmadığının farkına vardığında ise fonda Neşet Usta’nın hüzünlü sesi duyuluyor

“Hata benim, günah benim, suç benim”

“Hadi oğlum, hadi kızım”

Yazının girişindeki Zizek alıntısından hareketle bir çocuk ve köpek filminden daha fazlası var elimizde. Bunun bir göstergesi de filmin yönetmeni Kaan Müjdeci’nin Altyazı dergisine verdiği röportajda filmi çekme fikrinin ortaya çıkışıyla ilgili söylediklerinde saklı.

“Kanal D için Almanya’dan haber yapan birisi benden bir çekim yapmamı istemişti.6–15 yaş arası çocukları Bern’deki karate turnuvasını çekmeye gittik. İsviçre’de Bern’deyiz. Çok modern, gelişmiş bir yerdeyiz. Düğmeye basıyorsun benzin doluyor, insan bile yok. Sonra çocuklar birbirini dövmeye başladı. Hadi oğlum, hadi kızım! Küçük kız çat vuruyor, öbürünün burnu kanıyor. Öbürü bastırıyor. Mor gözlü çocuklar, boynunda altın madalyalar, kupalar falan. Ekibin yarısı dayak yemiş. Ama oğlu, kızı kazandı diye aileler çok mutlu. Oysa hepsi çocuk. Fikir böyle ortaya çıktı. Bunun filmini çekeyim diye başladım. Küçük karateci kızlar.

…Neyse sonra bir gün Youtube’da gezinirken bir köpek dövüşü videosuna denk geldim. İlgimi çekti, başka videolar izlemeye başladım. Biri mesela köpeğine “seni mahvederim kazanmazsan” falan diyor. “Kazanmazsan seni eve götürmem” diyor. Köpek sanki dönüp “Tamam abi” diyecek. Böyle muhabbetler var. Meseleyi çocuklar üzerinden değil de köpekler üzerinden anlatmaya karar verdim böylece.”

Eksiksiz bir Hikaye

Varoluşunu birbiri üzerine kurduğu tahakküm ile inşa eden her şey bir gün o şiddete maruz kalmaya adaydır. “Erkek olmak” uğruna “insan olmak”tan vazgeçen ya da geçirilen çocukların özellikle taşrada tutunacak tek dalı eğitimciler, öğretmenlerdir. Bu gerçeği aklımızın köşesinde tutarak hareket edersek Aslan ve Sivas’ın hikayesini değiştirebiliriz.

Nuri Bilge Ceylan Kış Uykusu ile beyaz perde için dört başı mamur bir roman yazdıysa Kaan Müjdeci de aynı perde için eksiksiz bir hikaye yazmış. Başroldeki Doğan İzci için de bir şeyler söylemeden bu bahsi kapatmak olmaz. Yetenek denilen bir şey var ve Doğan İzci bunun son dönemde gördüğüm en iyi örneği.

Ezcümle şu an hala Başka Sinema çatısı altında vizyonda olan Sivas’ı izleyin, izlettirin.

Sezer DEMİR

Twitter: @szrdmr

[email protected]

 

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!