Haftanın Filmi: Spotlight

0
2596

Bir süredir ülke gündemini ne yazık ki kişisel ve toplumsal boyutta travmatik etkilere sebep olan olaylar belirliyor. Boğazıma biriken yumrular sebebiyle yutkunmakta zorlandığım günleri yaşarken konuşmak ya da yazmak bana zul geliyor. İstediğim tek bir şey var: Bağırmak. Hem de bas bas, avaz avaz “Yeter artık!” diye bağırmak… O sebeple siz bu yazıyı koca bir çığlık olarak da okuyabilirsiniz. Çünkü ben bu satırları içimde taşıdığım koca bir çığlıkla yazıyorum.

Ursula Le Guin’in “Omelas’ı Bırakıp Gidenler” adında bir öyküsü vardır. Le Guin öyküsünü Dostoyevski’den aldığı etik bir sorunsal üzerine inşa eder. Bu soru(nsal) şudur :

“Eğer bir kentin mutluluğu, her gün bir küçük kızın (çocuğun) işkence görmesine bağlı olsaydı hangisini tercih ederdiniz?”

Birçoğunuz bu soruyu çok provakatif bulabilir, cevap vermenin gereksiz olduğunu düşünebilir ya da bunun muhabbet konusu edilmesine bile tahammül edemeyebilirsiniz. Haklısınız.

Peki yıllara yayılan ve onlarca çocuğun mağdur olmasına sebep olan taciz, tecavüz vakalarıyla bu soru arasında bir bağ yok mu sizce ? Bence var. Hem de bal gibi var. İşte bu bal gibi bağlantıyı daha görünür ve anlaşılır kılabilmek için bu hafta, Karaman’da yaşanan pisliğin bir benzerini, gazetecilik mesleğini odağa koyarak işleyen Spotlight isimli film üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

spotlight-oyuncularijpgSpotlight bu yılın ses getiren filmlerinden biri oldu. Yönetmen Tom McCarthy’nin filmin senaryosunda da imzası var. Senaryo yazımında ona, John Singer eşlik etmiş. Venedik Film Festivali’nde seyirciyle buluşan film BAFTA ve Altın Küre olmak üzere belli başlı ödül törenlerinden eli boş dönmedi. 88. Akademi Ödülleri’nde ise En İyi Film ve En İyi Senaryo dalında Oscar’a uzanmayı başardı.

Manşetten Görmek

Film, 2002 yılında Boston Globe gazetesinde yayımlanmaya başlayan uzun soluklu bir haber dizisini, sadece Boston’u değil tüm Amerika’yı, hatta Katolik dünyasını derinden sarsan bir skandalın açığa çıkarılma öyküsünü konu ediniyor. Spotlight’ın konusu -maalesef- gerçek bir olaya dayanıyor. Film açılışını, 1976 yılında bir rahibin çocuk tacizi suçuyla karakola götürülmesi ve aynı hızla serbest bırakılmasıyla yapıyor. Film, bize medyanın, olaya dair ilgisizliğini ve adaletin iğdiş edilişini kısa ve etkili bir sahneyle gösterdikten sonra filmin asıl zaman ve mekânına, yani 2001 yılının Boston Globe gazetesine geçiyor.

Bu esnada Boston Globe yeni bir soluk almak için editör değişikliğine gidiyor. Yeni editörün hedefi gazeteyi okuyucular için vazgeçilmez bir hale getirmek. Bunun için çeşitli adımlar atmaya başlıyor. Bu adımlardan biri de gazete içinde “Spotlight” bölümüne verdiği yeni görev. ”Spotlight” gazete içinde farklı çalışma pratiği olan bir bölüm. Bu bölümdeki gazeteciler ses getireceğini düşündükleri bir konu üzerinde aylarca ya da yıllarca çalışarak, konuyu araştırarak onu büyük ve sarsıcı bir haber dosyası haline getiriyor. Yeni editör Marty Baron da bu bölüme yıllar önce yine kendi gazetelerinde yayımlanmış bir köşe yazısında bahsedilen, bir rahibin çocuk tacizini konu alan haberin peşine düşme görevini veriyor.

Gazeteciler, araştırmayı derinleştirdikçe ve mağdurlara ulaştıkça 70’lerden bu yana bir şekilde üstü kapatılmış veya münferit bir vaka gibi yansıtılmış birçok taciz vakasının olduğunu tespit ediyorlar. Zamanla bu vakalar öyle bir boyuta ulaşıyor ki Spotlight ekibi bunun artık sadece bireysel değil kolektif bir suç olduğu kanısına varıyor. Böylece koskoca bir skandalla karşı karşıya olduklarını kabul ediyorlar. Bunu fark ettikleri an belki de filmin en önemli kısmı, çünkü suçlu bireylerin değil, onlara sürekli bu suçu işleme fırsatı veren bir sistemin peşine düşmeleri, onun pisliklerini ortaya sermeleri gerektiğini anlıyorlar. Böylece sayıları binlere ulaşan taciz ve tecavüz mağduru çocuğun olduğunu ortaya koyuyorlar. Bunun haberleştirilmesiyle birlikte yıllarca susan ya da susturulan mağdurlar da dile geliyor. Topluma, çocuklara taciz ve tecavüzün, Katolik Kilisesi’nde ne derece yaygın ve sıradan bir hale geldiği kanıtlanıyor.

Filmin ,teknik açıdan detaylı bir analizi yerine, Senem Aytaç’ın Altyazı dergisi için kaleme aldığı “Spotlight: Gecikmiş Bir Gazetecilik Romantizmi” adlı eleştirisinden kısa ama etkili bir bölüme yer vermek istiyorum.

Film, yerel bir gazetenin Katolik Kilisesi’ni karşısına alarak, yıllar boyu toplumun her bir hücresinin katkısıyla hasıraltı edilen suçları ortaya çıkarmasının “kahramanca” hikâyesini bir Hollywood filminin düşebileceği olası tuzaklara düşmeden anlatmayı başarıyor. Fakat bu büyük olayı anlatırken asıl hedeflediği, fazlasıyla detaycı prosedür takibine o kadar kendini kaptırıyor, filmin gerçek olayların yaşanma biçimine sadık kalması için o kadar özen gösteriyor ki, iyi bir ‘yeniden canlandırma’ olmaktan öteye geçememeyi âdeta en başından garantiliyor.

Utanç

Yazının girişinde de bahsettiğim gibi bu yazı bir çığlık. Çocuğun cinsel yönden istismarının ne kadar yaygın olduğu gerçeğine, hepimiz bir kez daha şahit olduk. Bu bize şunu da göstermeli: Çocuğun cinsel yönden istismarı, filmdeki ya da Karaman’daki boyuta ulaştığında, o vaka kesinlikle sadece bireysel bir suç değildir. Bu, kesinlikle kolektif bir suçtur. Toplum susarak, susturarak, korkarak, üstünü kapatarak ya da görmezden gelerek bu suçun ortağı olmuştur. Girişteki soruya dönecek olursak böyle travmatik olaylar bana, tercihini “şehrin mutluluğundan” yana kullananların azımsanmayacak sayıda olduğunu  gösteriyor.

Bu pisliğin ardından maalesef insanı sinirden çıldırtan birçok açıklama duyduk. Hepsine tek tek cevap vermek isterdim ama o dilin kirine bulaşmayacağım. Sadece o açıklama sahiplerine küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.

“Çocuktum, utanırdım, çok utanırdım, çocukların nasıl derin utandığını büyüdükçe unutmuş olabilirsiniz.”*

Utanç!

Bu duyguyu hatırlayın!

spotlight-izle-276

[email protected]

https://twitter.com/szrdmr

 

*Murathan Mungan’ın “Harita Metod Defteri” adlı kitabındaki “Mahcubiyetin Öğrettikleri” bölümünden alıntıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here