Haftanın Filmi: Vecide/Wadjda

0
1577

Sanırım hepimiz ilk bisikletimizi gülümseyerek hatırlarız. Çocukluğumuz orta sınıfa mensup bir ailede geçtiyse gülümsemeden fazlası da yer etmiştir belki hafızamızda. Günlerce o bisikletin sergilendiği vitrini ziyaret edişimiz, alınması için ebeveynlerimizle yaptığımız türlü çeşitli anlaşmalar/pazarlıklar ve bisikletin eve geldiği ilk gün dökülen bolca gözyaşı… Sonrası ise başlı başına bir macera… Düşe kalka, kıra döke bisiklet sürmeyi öğrenme faslı…

Bir çocuğun tüm bunları yaşayabilmesi, gelişimi açısından sanırım hayati öneme sahip. Biliyorum ki hala birçok çocuk maalesef bu önemli yaşam tecrübesinden farklı sebepler dolayısıyla uzak kalıyor. Peki, bir çocuğun parasızlıktan, yurtsuzluktan ya da aklınıza gelebilecek maddi sebeplerden değil de sadece cinsiyeti sebebiyle bu yaşam tecrübesinden mahrum edildiğini bilmek size ne hissettirirdi?

Bu hafta, içindeki onulmaz özgürlük isteğini tüm baskılara rağmen yitirmeyen, bir bisiklete sahip olabilmenin hayali peşinde koşan Suudi Arabistan’da yaşayan küçük bir kızın hikayesi üzerinden Suudi Emirliği’ndeki kadınların sosyo-politik yaşamını anlatmaya çalışan Vecide/Wadjda üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım.

W4Filmin yönetmeni aynı zamanda filmin senaryosunu da kaleme alan Suudi Arabistanlı kadın yönetmen Haifaa Al-Mansour. Aslında film birçok açıdan ilk olma özelliği taşıyor. Wadjda/Vecide sadece Suudi bir kadın tarafından çekilen ilk film değil, ayrıca tamamı Suudi Arabistan’da çekilmiş de ilk film. Çünkü Suudi Arabistan’da film çekimi ve gösterimi yasak. Bir kadının filmi çekmesi ise muhtemelen “kıyamet alameti”. Buraya kadar film birçok zorluğu geride bırakarak çekilmiş gibi duruyor. Bunun yanında filmle ilgili şüphe uyandıran birkaç gelişme de var. Bunca yasağın yanında Suudi yönetimi, bu filmi 86. Akademi Ödüllerinde yani Oscar’da ülkelerini temsil etmesi için aday adayı olarak önermiş. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demeden geçemeyeceğimiz bir mesele gibi duruyor. Yine de kapalı bir kutu olan Suudi toplumunun yaşamını içerden bir gözle anlattığı için kıymetli bir yapım Vecide.

Çölün Kadınları

Vecide dokuz on yaşlarında annesiyle yaşayan bir kız çocuğu. Vecide’nin yaşıtlarına göre sıra dışı olduğunu dinlediği müzikten, giydiği ayakkabıya kadar yaptığı farklı seçimlerinden anlıyoruz. Bu sıra dışı tavrı yakın arkadaş seçiminde de kendini gösteriyor. Okula gelip giderken Vecide’ye en yakın arkadaşı, komşusu ve ezeli rakibi Abdullah eşlik ediyor. Bu yolculukların birinde Abdullah’ın onu kızdırması sebebiyle ortaya çıkan bir bisiklete sahip olma arzusu, süreç içinde bir aşka dönüşüyor. Bisiklete sahip olma arzusu ve başlı başına bisikletin bir sembol olarak kullanılmasıyla, Vecide’nin kendine çizilen sınırları zorlayışı ve bunları aşmak için farklı yollar denemesinin hikayesini izliyoruz.

Wadjda-FILMTabii Vecide’nin bu mücadelesi sırasında Suudi toplumunun kadınlar için yarattığı cehenneme dair birçok ayrıntıya da tanık oluyoruz. Kamusal alanda kahkaha atmalarından şarkı söylemelerine, yüzlerini kapatmadan dolaşmalarından alışveriş sırasında kıyafet denemek için bir kabine sahip olmamalarına kadar birçok yüz kızartıcı, utanç verici uygulamayı din ve ataerkil kurallar bütünüyle ilişkilendirilerek uygulandığını görüyoruz. Yani uzun sözün kısası biyolojik bir gerçeklik olan kadın olma durumunun erkek egemen zihniyet tarafından cezalandırılışını ve başlı başına bir bedeni, varoluş durumunu hapishaneye nasıl dönüştürüldüğünü farklı sahnelerde farklı boyutlarıyla izliyoruz. Tüm bu süreç boyunca annesinin, Vecide’nin isyan ettiği birçok yasağı içselleştirdiğine ve kendine tanınan alanda yaşamını inşa ettiğine ya da inşa etmeye çalıştığına tanık oluyoruz. Aslında süreç içinde annesinin de Vecide ile eş güdüm içinde bir sorgulama süreci yaşadığını filmin son bölümündeki tercihiyle görüyoruz. Büyük bir zulmün içinde kalmış anne-kızın, “kadın doğulmadığını, kadın olunduğunu” yaşayarak öğrendiği bir hikayeyi izliyoruz.

Her Şeye Rağmen, Hemen!

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğurduğu en vahim tablo, bir yerde başlı başına kadın distopyası olan Suudi toplumu, bize çok uzak bir hikaye gibi gelebilir ama asla değil. Ülkemizde kadın haklarının belli düzeyde anayasal olarak tanımlanmış olması bunun hep böyle gideceğini göstermez. Kaldı ki son on üç yılda giderek artan bir şekilde kadına karşı uygulanan şiddeti biliyor ve buna tanık oluyoruz. Bu şiddet ortamını yargı kararlarının da nasıl beslediğini görüyoruz. Bu da bize gösteriyor ki istenilen toplumsal cinsiyet eşitliğinden fersah fersah uzağız. Her konuda kesin kuraldır: İlerlemezsen, gerilersin.Gerilememek için ilerlemek zorundayız.

Simone De Beauvoir, “Yıllar bütün omuzlara aynı ağırlıkta çökmez” der. Çünkü bilir, erkek egemen söylemin doğurduğu eşitsiz yaşam biçimi bunu asla izin vermez. O sebeple bizim yani eğitimcilerin (özellikle de erkek eğitimcilerin) erkek egemen anlayışla, toplumsal rollerle ve eril dille yüzleşmemiz ve değişimi kendimizde başlatmamız zorunlu.

Hem de hemen!

Ama’sız, Fakat’sız.

 

[email protected]

https://twitter.com/szrdmr_

 

13 Mart Ankara saldırısı ve altı aydır yaşanan/yaşatılan tüm acılar ve kayıplar için not:

“Sözcüklerin, vicdanın özü olmayacak kadar yaralı olduğu bir yerden; içimde biriken kusma isteğinden ve kusamamaktan yorgun, bir kaç dilek, bir kaç gönül rahatlatıcı şey düşünmeye çalışıyorum. Olmuyor.

Hayattın bittiği yerde nasıl durulur bilmiyorum.

Gururlu mu, cesaretsiz mi, yeniden doğacak gibi hırslı mı, öfkeli mi? Nasıl durulur, durulursa ilk ne söylenir bilmiyorum. Bildiğim içimizde insanlık dileyen büyük parçanın yıllar boyunca yaralı ve kimsesiz kalacağı. Nefretin ve sevginin ötesinde, anlamsızlığın ortasında kalem uçlarına paslı iğnelerle dikilmiş yüzümüze bakıyorum. Bu nasıl yazılır? Bu suç mahallinde unutulan umudu nasıl dile getireceğim? Hangi kürekle, hangi toprağa gömeceğim bunca cesedi?” – Umay Umay

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here