Haftanın Filmi: Zootropolis

2
2609

Haftanın Filmi bölümünde animasyonlara neredeyse hiç yer vermemiş olduğumu fark etmem ancak dostlarımın serzenişleriyle oldu. Bir anlık inkar ve şaşkınlıktan sonra şu ana kadar yazdığım otuz beş tanıtım yazısının arasında sadece bir tane animasyon olduğunu görünce bu konuda çok eksik kaldığımı üzülerek kabul ettim. Bu sebeple daha fazla zaman kaybetmeden animasyonlarla ilgili bir yazı dizisi hazırlamanın, bu eksikliği telafi etmek için en iyi yol olduğuna karar verdim.

Malum okulların tatil girmesine az bir zaman kaldı. Bu dönemde sinema sektörü, havaların iyileşmesi sebebiyle düşen seyirci sayısını arttırmak için ticari bir tercih olarak animasyonları ortaya sürer. Böylece animasyon filmler bir furya halinde vizyonu ele geçirir. Bu da çoğu zaman sektöre biraz nefes aldırır. Bugün, bu yılki furyanın belki de ilk örneği olacak, Zootopia ya da ülkemizdeki vizyon ismiyle Zootropolis: Hayvanlar Şehri adlı animasyon film vizyona giriyor. Ben de 8 Şubat’tan bu yana vizyona girdiği ülkelerde büyük bir ticari başarı yakalamış bu film ile animasyonlara yer vereceğim yazı dizisine başlıyorum.

Filmin yönetmen koltuğunda birçok Disney yapımında yönetmenliği üstlenmiş Byron Howard ve Rich Moore oturuyor. Filmin seslendirmesini üstlenen isimler de dikkat çekiyor. Başta Shakira olmak üzere Ginnifer Goodwin, Jason Bateman, Idris Elba ve J.K. Simmons gibi isimler de sesleriyle filmin başarısında pay sahibiler.

Zootropolis2016391025705

ÜTOPYA’DAN ZOOTOPİA’YA

Filmde hayvanlar, Zootopia isminden de anlaşılacağı üzere Thomas Moore’un “Ütopya”sına selam duran bir birliktelik içinde aynı adı taşıyan bir metropol çevresindeki yaşam alanlarında, farklı mikroiklimlerde hayatlarını barış ve uyum içinde birlikte sürdüyor. Bu birlikteliği ütopik yapan şey ise hayvanların, “av” ve “avcı” ayrımının ortadan kalktığı, “orman kanunları”nın rafa kaldırıldığı bir “uygarlık” kurmuş olmaları. Böyle bir fon üzerine inşa edilen ana hikaye ise şöyle:

Tavşanların çoğunlukta olduğu bir kasaba olan Tavşannini’de ailesiyle birlikte yaşamını sürdüren Judy Hopps isimli yavru tavşanın en büyük hayali polis olmak ve Zootopia’ya yerleşmektir. Bu hayaline ulaşır, polis olur ve Zootopia’ya taşınır. Tabii ki hiçbir şey hayallerindeki gibi değildir. Kendinden fiziksel olarak çok güçlü olan amirinin ve arkadaşlarının imalı söz ve davranışlarına maruz kalan Judy, bir dosya üzerinde çalışmak yerine park cezası kesmesi için görevlendirilir ve Zootopia sokaklarında büyük bir hayal kırıklığı içinde çalışmaya başlar. Bu sırada Zootopia’da yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Tamamı “avcı” olarak nitelenen on dört hayvan, çevresindeki diğer hayvanlara saldırmış ve ortadan kaybolmuşlardır. Bu sebeple şehirde yavaş yavaş artan bir huzursuzluk baş göstermiştir. Judy, park cezası kestiği sırada bir şekilde tanıştığı Nick adlı tilki ile birlikte bu kayıp davalarından birinin peşinde koşmaya başlar. Judy ve Nick’in cevap aradıkları soru ise şudur:

“Avcı”lar içgüdülerine yenilip “av”lara saldırmaya başladığı için Zootopia’da kurdukları “uygarlık” çökme tehlikesiyle yüz yüze mi ?

eu_zootropolis_gi_mayor-chief-bogo_e1913f9aZootopia’nın senaryosu polisiye bir hikayenin gelişimi üzerine kurulu, tabii bu hikayeyi güçlü alt mesajlar ve göndermelerle zenginleştirmeyi ihmal etmiyor. Özellikle göndermeleri yetişkin izleyicisini yaklamak için kullanıyor. Film boyunca Godfather’dan Breaking Bad’e, nüdist kamplardan bürokratik işlemlerin boğuculuğuna kadar birçok şeyi gülümseten göndermelerle yetişkin izleyicisine hatırlatıyor.

ÖNYARGI, KALIPYARGI VE AYRIMCILIK

Film, ilk yarım saatlik bölümünde temposunu yakalamakta zorlanıyor. Judy’nin çevresiyle, ailesiyle olan ilişkisi ve hayallerinin peşinde koşmasıyla ilgili sahneler üst üste geliyor. Tabii bu sahneler sırasında bolca klişe kullanılıyor. Belki de film bu bölümde klişeleri çokça kullandığı için temposunu kaybediyor. Filmin, ikinci bir saatlik bölümü ise ilk yarım saatine zıt bir tempo yakalıyor ve kendini affettirmek istercesine bilinen birçok konuyu yetişkin, çocuk ayırımı yapmadan ufuk açıcı bir şekilde işleyerek ilerliyor. “Avcı” özelliği taşıyan hayvanlar üzerinden “olağan şüpheli” tanımına göz kırparak kalıpyargıların olumsuz önyargıya dönüşümünü ve bunun ayrımcılığa evrimini sapla samanı birbirine karıştırmadan anlatıyor. Film iktidarların, toplumların bu konudaki korkularını manipüle etme başarısını, ayrımcılığı derinleştirme yöntemlerini ve kendi iktidarlarını kalıcı hale getirmek için bunu nasıl kullandıklarını, anlatının tam kalbine yani finale yerleştiriyor.

Zootropolis: Hayvanlar Şehri, sanki Fransız sosyolog C.Guilliamin’in “Irk yoktur; ama ırkçılık öldürür” sözüne selam durarak, içinde bulunduğumuz çağda hızla artan ayrımcılığın, gelecekte inşa edeceği olası distopik yaşama karşı uyarı niteliğinde bir fabl anlatıyor.

 

Sezer Demir

Twitter: @szrdmr

[email protected]

Paylaş
Önceki İçerikEtkinlik Önerisi: Küçük Kara Balık – Ayla Şen İle Montessori Eğitmen Eğitimi
Sonraki İçerikKitap Otomatları Yayılıyor!

2 YORUMLAR

  1. Ben bir yetişkin olarak, animasyonları daha fazla tercih ediyorum. Zootopia’ya da bayıldım diyebilirim 🙂
    Kung-Fu Panda da aynı güzellikte. Görüntü kalitesi, espriler vs. bir yana, iki filmin de verdiği mesajlar çok etkiliyor beni. Örneğin Kung-Fu Panda’nın ilk filminde bir “Gizli Malzeme” meselesi vardı. “Gizli Malzeme aslında yok” tabi izlemeyenler için spoiler vermek de istemem ama 🙂 Bu tür mesajlar veren animasyonlar kendimi biraz iyi hissetmemi, motive olmamı sağlıyor.

  2. Filmi Yeğenlerimle birlikte beğenerek izledim. Özellikle yeğenlerim gözlerini ekrandan alamadılar. Konusu ve görselliğiyle sürükleyici bir film izlenilmesini tavsiye ederim. fakat bir nokta var ki belirtmeden geçemeyeceğim. Filmin 38:00 ile 40:00. dk arasındaki sahne çocukların ahlak gelişimi açısından sakıncalı bir sahne. Filmin başından sonuna kadar bütün hayvanlar elbise giydirilmişken o sahnede hayvanların çıplak olarak, yani doğaları gereği elbise giymeden yaşaması gerektiğini belirtiyor. bu durumda izleyen çocukların zihninde karmaşaya yol açıyor. Unutmayın ki çocuklar bir çok farklı yolla öğrenirler, bunların en önemlileri ise bana göre; rol model ve taklit yoluyla öğrenmedir. bu açıdan bu sahne sardırılmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here