TRENDLER
Sezer Demir
Sezer Demir

TÜM YAZILARI

Haftanın Fimi - Kaplumbağalar Da Uçar

Görüntülenme 1958

0
Haftanın Fimi - Kaplumbağalar Da Uçar

        “Halimi anlatacak sözler yazamam artık

        Bu kavruk mektuba

        Rüzgardan yan yatmış otlar koydum

        Gerisini sen anla.

        Ankara,

        Kekliğinim, boynumda bir siyah halka.” *

Veysel’in yemyeşil gözlerini görene ve öğretmeninin ona yazdığı mektubu okuyana kadar beslenme ilgili bir film hakkında bir şeyler yazacaktım. Malumunuz Ekim ayında yazacağım filmler beslenme alışkanlıkları temasına sahip olacaktı. Sonra o bomba patladı. Bundan sonra olanları anlatabilmeye ne gücüm ne de sözcüklerim yeter. O sebeple sustum. Yazı yazmak istemedim. Hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmek, sinemadan bahsetmek çok saçma geldi. Sinema ve eğitim üzerine yazmanın bana verdiği heyecanı hissetmekten utanç duydum. Sonra aklıma eğitimpedia için yazdığım ilk yazı geldi. Döndüm o yazıyı okudum. O yazıya başlarken Zizek’ten şöyle bir alıntı yapmışım.

“Bir film asla yalnızca bir film ya da bizi eğlendirmeyi ve dolayısıyla dikkatimizi dağıtarak bizi asıl sorunlardan ve toplumsal gerçekliğimiz içindeki mücadelelerimizden uzaklaştırmayı amaçlayan hafif bir kurgu değildir. Filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın can evindeki yalanını anlatırlar.”

Bu alıntıyı okuduktan sonra can evimizdeki yalanların belki de en iğrenci olan “Çocuklarımız her şeyden kıymetli” üzerine konuşalım istedim. Bu savaş halinin son kurbanı Veysel’den yola çıkarak beyaz perdeye yansıyan savaş filmleri aracılığıyla savaşın çocuklara ne yaptığına bakmanın, susmaktan daha iyi olacağına karar verdim. Bu sebeple bu hafta kan ve gözyaşının eksik olmadığı bir coğrafya olan Ortadoğu’da, sınırlarımızın hemen ardında kalan bir mülteci kampında hayatta kalmaya çalışan çocukların hikayesine anlatan Kaplumbağalar Da Uçar filmi üzerine bir şeyler söyleyeceğim. İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi’nin yönetmeliği ve senaristliğini üstlendiği filmin oyuncularının tamamı, filmin çekildiği bölgedeki köylerden seçilmiş amatör oyuncular. Film katıldığı festivallerde ilgiyle karşılandı ve birçok ödüle uzandı.

1

ACININ ŞAFAĞI

Film 2004 yılında Amerika’nın Irak’ı işgali öncesinde ve esnasında Türkiye sınırında Kürtlerin sığındığı bir mülteci kampında yaşayan çocukların hikayesini üç ana kahramanı merkeze alarak anlatıyor. Soran ya da tanınan ismiyle Satellite (uydu), Hengov, Agrin ve Risa…

Satelitte (Soran) kamptaki uyduları kuruyor, onların her türlü bakımını yapıyor ve liderliğini yaptığı çocuklara toplattığı kara mayınları ile onların ve kendinin geçimini sağlıyor. Hengov ve Agrin ise Halepçe Katliamı’ndan sağ kurtulup bu kampa sığınmış ağabey kardeş… Risa ise çoğunlukla Agrin’in sırtında gördüğümüz üç yaşlarında bir çocuk… Satelitte’in, Agrin’e olan büyük aşkı ve Hengov’a çektiği restler ile bu üçlü arasındaki ilişki yavaş yavaş örülüyor. Bu arada Risa’yı hep Hengov ve Agrin ile birlikte görüyoruz, fakat onlarla bağının ne olduğunu net bilmiyoruz. Uzunca bir süre izleyicinin yorumuna açık bırakıyor bu kısmı yönetmen. Tabi yönetmenin tüm çıplaklığıyla önümüze serdiği birçok trajik görüntünün yanında burası gözden kaçabiliyor. Yönetmen senaryonun içerdiği belki de en trajik olayı tam da buraya saklıyor. Aslında saklıyor da diyemeyiz, çünkü film Agrin’in intiharı ile açılıyor ve yönetmen film boyunca Agrin’i oraya getiren hikayeyi adım adım işliyor. Biz de böylece diğer kahramanların hikayede nereye oturduğunu daha iyi görüyoruz. Yönetmen bu anlatının fonuna ise savaşı bekleyen ve ona hazırlanan insanları, mayın toplayıp bunları “mister”lere satarak para kazanmaya çalışan eksik uzuvlu çocukları ve bir ülkeyi işgal etmek için atılan büyük yalanları koyuyor.

[iframe id=”https://www.youtube.com/embed/rlXuyadNQyU”]

SON SÖZ

Acı hep dönüp dolaşıp sahibinde kalıyor. Agrin’in ve Risa’nın acısının Hengov ile Satelitte (Soran)’da kalışı gibi Veysel gibi katliamlara kurban giden çocukların acısı da  en çok ailelerinin, öğretmenlerinin ve arkadaşlarının yüreğinde çöreklenip kalıyor. Bizler unutmayacağımızı söylesek de, bu vasat hayatımıza bir şekilde devam ediyoruz. Adım adım unutkanlığa doğru yol almaya başlıyoruz. İşte tam burada Bahman Ghobadi gibi sanatçılar devreye giriyor, bizi sarsıyor hepimizin duyacağı şekilde şunları söylüyor

“(…) Kimse Irak halkından bahsetmiyordu. Halka ait bir tek resim yoktu. Sadece bir sürü gereksiz görüntü dönüp duruyordu. Bu filmde Saddam ve Bush yardımcı oyuncular. Öte yandan Irak halkı ve sokak çocukları başrolü oynuyor. Filmimi diktatör ve faşistlerin politikalarına kurban edilen tüm masum dünya çocuklarına ithaf etmek istiyorum.”

tumblr_inline_mvdmqu8FTr1s5klhw

Sezer Demir

[email protected]

twitter : @szrdmr_
*Birhan Keskin, Ankara 2 (sf 68), Yol, Metis Yayınları, 2006

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!