Haftanın Kitabı: Açılın Ben Çocuğum

0
3502

(Temel’in kayıt cihazına aldığı notlardan alıntılar)

1. gün: Fare uzun süre labirentin içinde dolandı ama peyniri bulamadı. İçgüdüleri zayıf.

3. Gün: Sadece labirenti değil, odanın her yerini aradı, ceplerime bile baktı. Bulamadı.

7. gün: En ufak bir ilerleme yok. Artık arama isteğini bile kaybetti.

18. gün: Zamanla becerilerini geliştirmesi lazımdı, ama sıfır!

74. gün: Umutsuzluğa kapılıyorum, fare, henüz bir zeka belirtisi gösteremedi. Hayallerimden ve kariyerimden geriye küflü peynirler kaldı.

93. gün: Labirentin içine koymayı unuttuğum için farenin peyniri bulamadığını fark ettim.

Çocukları bir labirentin içine bırakıyoruz ve peyniri bulmalarını istiyoruz. Labirentin dışındakilere baktığımızda (veli, öğretmen, kurum) kimi başarıyı bırakıyor labirente, kimi sevgiyi, kimi problem çözme becerisini… Liste uzayıp gidiyor. Herkes çocuğun, kendi koyduğu şeyi bulmasını istiyor, kendi tarafından yaklaşıyor. Öğretmen, veli, öğrenci ve yönetici rollerinin hepsini birden üstüne giyen Eğitimpedia yazarı Müjdat Ataman, Elma Yayınevi’nden çıkan yeni kitabı Açılın Ben Çocuğum’da, “Peynir, tutkudur” diyor. Öğretmenleri ve velileri durup düşünmeye davet ediyor ve daha iyiyi bulmak için bir yol haritası sunuyor.

Veli toplantılarında öğretmenler veliden beklentilerini, veliler de öğretmenden beklentilerini aktarır. Öğretmen, “veli şunu yapmıyor” diye şikayet eder; veli, “okul bunu iyi yönetemiyor” diye. Konunun öznesi olan çocuğun hayali, tutkusu, isteği, ilgisi, becerisi ikinci plandadır. Bunu bir sorun olarak görmüş olacak ki, Müjdat Ataman da kitabının önsözünde okul ve aile arasındaki çatışmaların çocukları ve gençleri nasıl etkilediğini, onların tutkularını nasıl yıllar içinde eksilttiğini; kurulacak okul-aile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini, davranış ve tutumlarımızı değiştirerek neleri var edebileceğimizi göstermekten öte bu kitabı yazarken bir amacı olduğunu söylüyor: “Çocukların ve gençlerin büyülü hayallerine eşlik edebilmek.” Şöyle devam ediyor Ataman: “Bu kitap, aileleri okulla tanıştırmak ve okulun içinde yaşananları eğitimci gözüyle yansıtmak; eğitimcilere de ailelerin penceresinden yansıyanları göstermek için yazılmıştır.” Kitap, içinde bulunduğumuz eğitim sistemini, okulların görünen yüzlerini, ailelerin yaklaşımını, öğretmenlerin tutumlarını ve ortada gidip gelen çocukları çok samimi bir dille anlatıyor. 

Kitapta şu sorular soruluyor ve cevapları enine boyuna tartışılıyor:

İyi öğretmen kimdir?

İyi okul nedir?

Ev ödevleri nasıl daha anlamlı olur?

Okul vizyon ve misyonları gerçek, yapılabilir ve sürdürülebilir mi?

Güven ilişkisini nasıl oluşturabiliriz?

Sevgi neleri değiştirebilir?

Neden çocukları kıyaslamaktan uzak durmalıyız?

Çocuğumuzla nasıl iyi iletişim kurabiliriz?

Sorumluluk almalarına nasıl destek olabiliriz?

Zorba davranışlar gösteren ve zorbalığa maruz kalan çocuklar için ne yapabiliriz?

Okul gösterilerinin amacı nedir, nelere sebep olur?

Çocuğumuzu gerçek hayata nasıl hazırlarız?

Veli toplantıları nasıl daha işlevsel hale getirilir?

Müfredat nedir?

Ödül ve ceza yok ama bunların yerine ne var?

Yapamadın, başaramadın hissi nelere yol açar?

Toplum hizmeti neden gereklidir, nasıl yapılandırılmalıdır?

Mükemmel çocuk, ebeveynin kurguladığı hayatı yaşayan çocuk mudur?

Kitabı okurken “Evet, aynı soruları soruyorum!” dediğiniz anda karşılaştığınız örneklerle kendi cevaplarınızı vermeye başlıyorsunuz. Her  bölüm önerilerle son buluyor. Yazarın kendi yaşantısından verdiği örnekler gülümsememizi ve kitabın bir çırpıda okunmasını sağlıyor.

Ataman’ın önceki kitabı Açılın Ben Öğretmenim‘de dediği gibi “Dünyayı emek verdiğimiz çocuklar güzelleştirecek.” Bu sebeple her öğretmenin baş ucunda, her velinin elinin altında, her okulun kütüphanesinde bu kitap olsun; çocuklara daha iyisini nasıl yapabiliriz sorusu sorulsun istiyorum.

Sayfa sayısı: 248

Merve Marangoz Balık

Sınıf Öğretmeni

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here