Haftanın Kitabı: Ortalamanın Sonu

0
1649

“Yeni bir şeyler öğrenmenin en zor kısmı, yeni fikirleri benimsemek değil eskilerden kurtulmaktır.” – Todd Rose

Her birimiz birbirimizden farklı olmamıza rağmen, 20. yüzyılın başlarından günümüze kadar sosyal bilimcilerin ve politikacıların çoğu, insanlar hakkında ortalamaya göre karar alıyor ve almaya da devam ediyor. Bunda sosyal problemleri çözmek için matematiği kullanmayı yeğleyen Avrupalı iki bilim insanının yaptıkları çalışmalar etkili oldu. Onların çalışmalarının etkisiyle ‘’Ortalama Çağı’’, toplumun hemen her üyesince bilinçdışı bir şekilde paylaşılan iki varsayımla karakterize edildi: Adolphe Quetelet’in ortalama insan fikri ve Francis Galton’un sıralama fikri.

Todd Rose bu ortalamacı bakış açısının ilk çıkış hikayesinden bugüne gelişimini Ortalamanın Sonu kitabında açık ve akıcı bir anlatımla dile getiriyor. Paloma Yayınevinden, Tuban Göbekçi’nin çeviriyle yayınlanan Ortalamanın Sonu‘nu özellikle bireyi odağına alan, eğitim, insan kaynakları ve yönetim alanında çalışanlara öneririm. Çünkü bütün işyerlerinin, bireyleri ortalamayla kıyaslayarak değerlendirme, sınıflandırma ve yönetmeyi öngören “ortalamacılığın” prensiplerine göre tasarlandığını görüyoruz.

Ortalamanın Sonu kitabının basit bir önermesi var: Hiç kimse ortalama değildir. Ne siz, ne çocuklarınız, ne çalışma arkadaşlarınız, ne öğrencileriniz, ne de eşiniz. Harvard Eğitim Enstitüsü Akıl, Beyin ve Eğitim Programının yöneticisi ve kitabın yazarı Todd Rose, paylaştığı prensipleriyle okul, iş ve kişisel hayatımızda performansımızı nasıl artıracağımıza dair bilgileri ve kendi hayat hikayesinden anekdotlarla paylaşıyor.

Kitapta en ilgimi çeken bölüm, 1880’lerde Amerika’da tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçerken Frederick Winslow Taylor’ın, ortalamacılığın temel öğretisini -bireyselliğin önemli olmadığı fikrini – benimseyerek, işletmelerde verimsizliği sistemli biçimde ortadan kaldırabileceğine inanarak yaptığı çalışmalar oldu. ’’Geçmişte insan öncelikliydi, gelecekte sistem öncelikli olmalı’’ diyor Taylor. Taylor, matematik öğretmeninin ev ödevlerini standart hale getirme yönteminden ilham alarak, her endüstriyel işlemi standart hale getirmek için kullanabileceğini fark etti. Standartlaştırmış bir sistemi amaçladı ve sonrasında bunu, eğitim sistemi başta olmak üzere tüm kurumlarda kullandı.

Örnek verecek olusak; sağlığımız, sosyal hayatımızın ve kariyerimizin ortalamadan çok sapması, neredeyse hepimizin endişelenmesine neden oluyor. Örneğin, Vücut Kitle İndeksi’nin ortalama sağlığı belirlemek için kullanılmasıyla, ortalamanın üstünde ya da altında yer almak sağlıksızlık işareti olarak görülüyor.

Kitaptan en sevdiğim birkaç alıntıyla bitirmek istiyorum:

‘’Yirmi birinci yüzyıl eğitim sistemimiz tam da Edward Thordndike’ın hedeflediği gibi işliyor: İlk notlarımızdan itibaren ortalama öğrenci için tasarlanmış standart eğitim müfredatındaki performansımıza göre sıralanırız; ortalamanın üstündekilere ödüller ve olanaklar sunulurken, ortalamanın altında kalanlar kısıtlama ve küçümsemeyle karşılaşırlar. Çağdaş uzmanlar, politikacılar ve aktivistler eğitim sistemimizin çöktüğünü ileri sürseler de gerçekte durum bunun tam tersi. Son yüzyılda eğitim sistemimizi, iyi yağlanmış Taylorcu bir makine gibi işlemesi için kusursuz hale getirdik ve mimarisinin ilk başta yerine getirmek üzere tasarlandığı şu amaç doğrultusunda bu sistemden son damlasına kadar yararlandık: Öğrencileri toplumdaki doğru yerlerine göndermek için onları etkin biçimde sıralamak.’’

‘’Hepimiz farklıyız. Ortalamadan biraz daha uzun ya da biraz daha kısayız; maaşımız ortalamadan biraz daha fazla ya da biraz daha az ve fiyatı ortalama olan evi kimin satın aldığını merak ediyoruz. Etrafımızda hep ortalama insanlar olduğunu düşünüyoruz; boyu ortalama, maaşı ortalama, evi ortalama olan insanlar’’.

‘’Her gün ortalamalara göre ölçülüyor, ne kadar yaklaştığımıza ya da ne kadar uzağında kaldığımıza göre değerlendiriliyoruz. Ancak ortalama sadece kendimizi nasıl gördüğümüzü etkilemekle kalmıyor, toplumumuzun tamamı bu “ortalama herkese uyar” modeli üzerine kurulu. Okullar ortalama öğrenciler için tasarlanmış. Sağlık hizmeti ortalama hasta için tasarlanmış. İşverenler iş tanımlarını ortalama kariyer yolunda ilerleyen çalışanlarla doldurmaya çalışıyorlar. Hükümetler ortalama insana hizmet etmeye yönelik programları ve girişimleri uygulamaya koyuyorlar. Bir yüzyılı aşkın süredir, kurumlarımızı yönetmenin en iyi yolunun ortalama insana odaklanmak olduğuna inanıyoruz. Ancak rakamları deştiğinizde, inanılmaz bir gerçekle karşılaşıyorsunuz: Kimse ortalama değil. Yani herkes için kurulmuş olan toplumumuz gerçekte kimseye hizmet etmiyor’’.

Standartizasyon ve ortalamaya dayalı bakış açısının yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz. Bireysel yetenek ve performansı bir tek skalada veya birkaç skadala da sıralamak son derece mantıklı görünmesine rağmen 2015’de Google, Deloitte ve Microsoft sıralamaya dayalı işe alım ve değerlendirme sistemlerini ya değiştirdiler ya da tamamen terk ettiler. Bunlar olumlu gelişmeler. Aynı şekilde yükseköğretimde de diplomalar yerine yeterlilik belgeleri; öğrencilerin kendi eğitim yolunu seçmelerine izin vermek gibi gelişmeler yaşanıyor. Yükseköğretimde, fabrikaları model alıp hiyerarşi ve standartizasyona değer veren bir sistemden, her öğrencinin kendine en çok uyan eğitimi alabileceği dinamik bir sisteme geçişe dair gelişmeler de mevcut. Gönül istiyor ki bu, tüm okul kademelerine yayılabilsin.

Aynı olmaya değer veren bir dünyada, başarılı olmanın yolunu bilmek isteyenler, bu kitap sizin için..

 

 

Mürşide Demirkol

Eğitim Uzmanı & Profesyonel Koç

@mursidedemirkol

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here