TRENDLER

Karakter Özellikleri Neden Pisagor Kuramı Gibi Öğretilemiyor?

Görüntülenme 4643

0
Karakter Özellikleri Neden Pisagor Kuramı Gibi Öğretilemiyor?

Sebat, öz denetim, iyimserlik ve vicdan gibi bilişsel olmayan nitelikler sık sık beceri olarak tanımlandığı için eğitimciler öğrencilerinin bu özelliklerini geliştirmek için, nasıl öğretildiğini bildiğimiz okuma, hesap yapma ve çözümleme gibi becerileri öğrettikleri gibi öğretmeye çalışabiliyorlar. Bilişsel olmayan bu becerilerin değeri anlaşıldıkça öğrencilerin bu becerileri geliştirmesine yardım olacak bir müfredat, kitap ya da öğretme stratejisine yönelik talep de artıyor. Eğer Pisagor kuramının en verimli şekilde nasıl öğretilebileceği konusunda anlaşabiliyorsak, öyleyse sebatın en iyi nasıl öğretileceği konusunda neden anlaşamayalım? Ancak uygulama hiç de o kadar kolay olmuyor. Bazı okullar bu karakter özelliklerini öğretmeye yönelik anlaşılır yaklaşımlar geliştirdiler, ülkenin dört bir yanındaki sınıflarda öğretmenler öğrencilerileriyle azimli ve sebatlı olmak gibi özellikler hakkında daha fazla konuşuyorlar. Ancak Çocuklar Nasıl Başarılı Olur kitabımda belirttiğim gibi, bunun sonucunda ortaya tuhaf bir paradoks çıkıyor: Tanıdığım eğitimciler arasında, öğrencilerine bilişsel olmayan bu becerileri en fazla kazandırabilen eğitimciler, öğrencilerine bu karakter özellikleri hakkında tek kelime etmiyorlardı.

Örneğin, Çocuklar Nasıl Başarılı Olur’da geniş yer verdiğim Elizabeth Spiegel’i ele alalım. Brooklyn’de, genellikle düşük gelirli siyah öğrencilerin devam ettiği ve pek de gözde bir okul olmayan Ortaokul 318’de satranç öğretmeni olan Spiegel, kitapta da anlattığım gibi, okulun satranç takımını öyle güçlü bir hale getirmişti ki takım çok iyi olanakları olan özel okulları sürekli yeniyor, ülke çapında şampiyon oluyordu. Onu ders verirken izlediğimde Spiegel’in öğrencilerine satranç bilgisinden çok daha fazlasını verdiğini görmüştüm; Spiegel öğrencilerine aidiyet duygusu veriyor, onların kendilerine güvenmelerini ve önlerine bir hedef koymalarını sağlıyordu. Öğrencilerinin edindikleri becerilerin çoğu ise, eğitimcilerin karakter olarak adlandırdığı özelliklerdendi: Zorlukla karşılaştıklarında pes etmiyorlar, engelleri aşabiliyorlar, hayal kırıklığı, mağlubiyet ve başarısızlığı soğukkanlılık ve dirençle karşılıyorlar, kimi zaman ulaşılamayacak kadar uzak görünen uzun vadeli hedeflere odaklanıyorlardı.

Ancak, kendisini ders verirken izlediğim onca süre içinde Elizabeth Spiegel’in bir kez olsun sebat, karakter ya da öz denetim ifadelerini kullandığını görmedim. Elizabeth öğrencileriyle sadece satranç hakkında konuşuyordu. Hatta onları müsabakalar öncesinde motive edecek konuşmalar bile yapmıyordu. Bunlar yerine onlarla oyunları yoğun bir şekilde çözümlüyor, yaptıkları hatalar konusunda içtenlikle ve ayrıntılı bir şekilde konuşuyor, farklı yapabilecekleri hamleleri görmelerini sağlıyordu. Öğrencilerine gösterdiği bu yakın ve dikkatli ilgi, öğrencilerinin sadece satranç becerilerinin değil, yaşama yaklaşımlarının da gelişmesini sağlıyordu.

Ya da Lanita Reed’e bakalım. Reed de karakter hakkında konuşmuyordu, hatta bir öğretmen bile değildi ama tanıdığım en iyi karakter eğitmenlerinden birisiydi. Lanita kuafördü ve Şikago’nun güneyinde, Gifted Hanz adında bir salonu vardı. Aynı zamanda şiddet olaylarına karışma risklerini bulunan gençlere yoğun rehberlik hizmeti sunarak Şikago’daki okullara yardım eden Gençler İçin Danışmanlık programında yarı zamanlı mentorluk yapıyordu. Onu tanıdığımda Reed, çocukluğu çok zor koşullar altında geçen ve hayal kırıklığıyla öfkesini neredeyse her sabah okulda bir öğrenciyle kapışarak dışa vuran Keitha Jones adında 17 yaşında bir genç kızla çalışıyordu .

Reed aylar boyunca Keitha’yla salonunda, hamburgercilerde, bowling salonlarında saatlerce konuştu, onun sorunlarını dinleyip abla tavsiyeleri verdi. Reed muhteşem bir mentordu, empatik ve iyi yürekliydi ama yumuşak değildi. Keitha’ya kötü davranıldığı durumlarda ona anlayış gösteriyordu ama Keitha’nın da hayatını değiştirmek için çok çalışması gerektiğini anlamasını sağlıyordu. Keitha, Reed’in yardımıyla tam da karaktere yoğunlaşan eğitimcilerin istediği şekilde değişti: Kolay kolay pes etmiyordu, çok daha dirençli ve esnekti, daha iyimserdi ve kendisini daha iyi kontrol edebiliyor, kısa süreli bir rahatlamadansa uzun süreli bir mutluluğu tercih ediyordu. Üstelik bu değişim sürecinde bilişsel olmayan beceriler ya da karakterin güçlendirilmesiyle ilgili hiçbir konuşma geçmemişti aralarında.

Bunu, kitabımın hazırlığını yaparken keşfetmiştim ama ancak kitap basıldıktan sonra, gençlerin bilişsel olmayan becerilerinin geliştirilmesinde öğretmenlik paradigmasının yanlış olabileceğini sorgulamaya başladım. Karakter, matematik gibi öğretilemiyor olabilirdi. İkinci dereceden denklemleri ikinci dereceden denklemlerden söz etmeden anlatamazsınız ama çalışmamda, kendini kontrol etmenin erdeminden söz etmeden çocuklara kendini kontrol etmenin öğretilebileceğini gördüm. Ayrıca matematik ya da tarih eğitiminde işe yarayan pedagojik tekniklerin karakteri güçlendirmekte etkisiz olduğu da açıktı. Hiçbir çocuk merak etmeyi merak üzerine çalışma kâğıtları doldurarak öğrenmediği gibi, sebat üzerine verilen söylevler genç insanların sebatkâr olması üzerinde fazla bir etki yapıyormuş gibi durmuyordu.

Bu durum aklıma yeni sorular getirdi: Ya bilişsel olmayan beceriler, bilişsel becerilerden farklıysa? Ya bu beceriler öncelikli olarak eğitim ve pratik yapmanın bir sonucu değilse? Ya bunları geliştirme süreci aslında okuma yazma ya da matematik öğrenme sürecine aslında hiç benzemiyorsa?

Böylece, bilişsel olmayan yeterliklerin öğretilebilir beceriler olarak değil, bir çocuğun çevresinin ortaya çıkaracağı beceriler olarak görmenin daha doğru ve uygun olacağı sonucuna vardım. Bunun özellikle erken çocukluk dönemi için doğru olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunuyor, son yıllarda olumsuz ortamların bir çocuğun erken gelişimi üzerindeki etkileri üzerine pek çok şey öğrendik. Ayrıca ortaokul ve lisede çocukların bilişsel olmayan yeterliklerinin öncelikli olarak içinde bulundukları ortamı, özellikle de okul ortamını yansıttığına dair giderek artan kanıtlar var.

Bunlar, çocuklara bu becerileri nasıl kazandırabilmenin yollarını arayan kimseler için iyi haber. Dahası, toplumsal sınıfa dayalı başarı uçurumlarını azaltmak ve çocuklara farklılıklarla birlikte büyüyebilecekleri daha geniş alanlar sunabilme fırsatı sağlaması bakımından da önemli haberler. Eğer bir çocuğun sebat, azim ve öz kontrolünü geliştirmek istiyorsak, başlayacağımız yer çocuğun kendisi olmamalı; bunun için öncelikle çevresini değiştirmemiz gerekiyor.

Kaynak: http://ww2.kqed.org/mindshift/2016/06/09/why-character-cant-be-taught-like-the-pythagorean-theorem/

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!