TRENDLER

Ken Robinson Anlatıyor: İyi Bir Öğrenme Kültürü Nasıl Oluşturulur?

Görüntülenme 826

0
Ken Robinson Anlatıyor: İyi Bir Öğrenme Kültürü Nasıl Oluşturulur?

Çocukların, okuldan, hayatta başarılı olmalarını sağlayacak becerileri kazanmış olarak mezun olmaları için eğitim sisteminin nasıl geliştirilebileceği ile ilgili hala birçok fikir ayrılığı var. Eğitim reformu tartışmaları genellikle, mevcut yöntemleri iyileştirmeye odaklanıyor. Ancak bir de şöyle düşünelim: Ya eğitimcilerin ve politikacıların çözmeye çalıştığı problemleri yaratan asıl kaynak, sistemin kendisiyse? Yazar ve eğitimci Sir Ken Robinson, durumun tam da bu olduğunu düşünüyor.  

Robinson, her yıl gerçekleşen Big Picture Learning konferansında, “Bir sistemi bir şeyi yapmak için tasarladıysanız, sistem bunu yaptığında şaşırmayın,” dedi. Robinson, kendi hayatlarını istedikleri gibi yönetmek için ihtiyaç duydukları özgüveni çocuklara aşılamak adına eğitimcilerin ve ebeveynlerin gösterdiği samimi çabaları boşa çıkaran ve mevcut sistemi ayakta tutan iki özellikten bahsetti: Riayet ve itaat.

Eğitim, küresel ekonomide üstünlük elde etmek için yarışan ülkelerde stratejik açıdan bir öncelik haline gelmiş durumda. Siyasi liderler, gelecek nesillerin sürekli gelişen bir ekonomiyle uğraşmaya hazır bir şekilde yetişmesi gerektiğinin ve ülkelerin refahının hazırlıklı bir işgücüne bağlı olduğunun farkındalar. Bu endişeler ülkelerin birbiriyle rekabet etmesine ve çeşitli ülkelerde her çocuğun aldığı eğitimi standart hale getirme girişimlerine yol açtı.

Robinson, “İnsan yaşamı da dünyadaki diğer yaşamlar gibidir; en ayırt edici özelliği çeşitliliğidir,” diyerek bu yaklaşımın problemli olduğunu dile getiriyor. Birden fazla çocuğu olan ebeveynler, çocuklarının mizaç, kişilik ve güçlü ve zayıf yönler açısından birbirinden ne kadar farklı olabileceğini çok iyi bilirler. Belirli kurallar ve davranış tutumu bir çocukta işe yararken, öbüründe yaramayabilir. Ancak maalesef, insan nüfusundaki bu temel farklılığın eğitimde bir karşılığı yok. Aksine, müfredat daraltıldı ve artık akademik çalışmayı destekleyen tek bir zeka türüne öncelik veriyor.

Robinson, “İnsan zekası belirli bir akademik çalışmadan çok daha fazlasını yapabilir,” diyor. “Tek tip bir başarıya odaklanırsanız, insanların iyi yapıyor oldukları diğer şeylerle ilgilenmezsiniz bile.” Robinson, sistem başarıyı kısıtlı bir şekilde tanımladığı takdirde, ön plana çıkardığı becerilerde iyi olmayan çok sayıda öğrenciyi dışlayacağına dikkat çekiyor.

“Diğer becerileri ötekileştiriyoruz, bu çok büyük bir sorun,” diyor Robinson. Ancak, eğitim sistemine dahil olan insanlar her birlikte çabalayıp, başarının tanımını insan yaşamının doğal çeşitliliğine hitap edecek şekilde değiştirirse, daha fazla sayıda insan kendini başarılı olarak nitelendirmeye ve beklentilerin ötesine geçmek için sınırlarını zorlamaya başlar.

Günümüz eğitim sisteminin diğer bir merkezi prensibi ise itaat. Robinson, itaatin en net şekilde milyonlarca dolarlık bir iş alanı olan sınav endüstrisinde görüldüğünü söylüyor. Sınavlar yalnızca onları hazırlayan az sayıda insanın ortaya koyduklarını ölçüyor, ancak böylesine küçük bir grup, hızla değişen dünyamızda çocukların hangi bilgilere ihtiyaç duyacağını nasıl bilebilir ki? Robinson, yetişkinlerin, öğrencilerin ileride ihtiyaç duyacakları becerileri tahmin etme eğiliminden rahatsız. Mevcut odak bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) öğrenme üzerine. Yetişkinler de şu andaki işlere bakarak eğitimi bu resme oturtmaya çalışıyorlar. Ancak 20 yıl sonra hangi becerilerin gerekli olacağını kim bilebilir ki?

Robinson, “İnsan yaşamının temelini oluşturan asıl prensip, organik büyüme ve gelişmedir,” diyor. “Kendi hayatını keşfetme ihtiyacına dayanır.” Ancak eğitim sistemi bu tür bir organik gelişmeye imkan tanıyacak şekilde tasarlanmamış. Robinson, buna rağmen birçok eğitimcinin bu öğrenme biçimini korumak için elinden geleni yaptığını ekliyor. “Çocuklara ve yaptıkları işe inandıkları için harika şeyler yapıyorlar, ancak rüzgara karşı mücadele vermek durumundalar.”  

Sorunun bir kısmı, ortada çok fazla görüşün var olması ve eğitimin tam olarak ne yapması gerektiğine bir açıklık getirilememesi. Eğitimin nasıl geliştirileceğiyle ilgili tartışmalar hararetle devam edecek, çünkü insanlar çocukların neden okula gitmeleri gerektiği (ya da gitmemeleri gerektiği) ile ilgili ortak bir sonuca varamıyorlar. Robinson, insanı diğer varlıklardan ayıran en temel unsurun yaratıcılık olduğunu, bu nedenle de eğitimcilerin misyonunun her çocuğun sahip olduğu eşsiz yaratıcı enerjiyi dışarı çıkarmak olduğunu söylüyor.

Robinson, eğitimin “öğrencilerin dünyayı anlamalarını, içlerindeki yeteneği keşfetmelerini, bu sayede de bağımsız bireyler ve aktif, şefkatli vatandaşlar olmalarını” sağlamak olduğuna inandığını söylüyor. Robinson dünyaya dair bilgiler öğrenmenin önemli olduğunu kabul ediyor, ancak kendilerini tatmin eden hayatlar yaşayabilmeleri için öğrencilerin sahip oldukları yetenekleri, motivasyonları ve tutkuları anlamalarının da bir o kadar da önemli olduğunu belirtiyor. Mevcut “riayet ve itaat etme sistemi”, çocukların kendilerini keşfetmeleri için hiç alan bırakmıyor.  

Robinson, “Okul dışı dünya hakkında o kadar çok konuşuyoruz ki, okulun içindeki sorunlar ile ilgilenmeye vaktimiz kalmıyor,” diyor. Ancak bir kişinin okulda kalıp kalmayacağını, zorluklarla nasıl mücadele edeceğini ve işine karşı duyduğu motivasyon, ilgi ve kararlılık seviyesini en sonunda belirleyecek olan şey o kişinin dünya görüşüdür. Ayrıca, kişisel hedef algısına odaklanmadaki başarısızlık, ABD’de artan depresyon seviyelerine de katkıda bulunuyor.

Robinson, okulların ekonomik amaçları olduğunu ve genç insanların maddi olarak bağımsız ve kendilerini idare edecek hale gelmelerinin ne kadar önemli olduğunu kabul ediyor. Ancak ona göre bunu yapabilmek için herkesin aynı şeyi öğrenmesine gerek yok. Bunun yerine, hangi iş alanında ilerlemek istiyorlarsa ona uygulayabilecekleri; uyumlu ve yenilikçi olma, değişime açık olma ve iş birliği yapma gibi küreselleşmiş yetenekleri öğreniyor olmalılar. Eğitim, öğrencileri hayatın değişik yolları ile buluşturabilir ve onlara herhangi bir sorunla mücadele edecek yetenekleri kazandırırken, tutku duydukları şeyi bulmalarına da yardımcı olabilir.

Gelişimi desteklemek

Eğitim sistemi genellikle mekanikleştirme ile özdeşleştirilir ve yaş bazlı gruplarda “fabrika çıkışlı” çocuklar üretme amacıyla tasarlandığı söylenir. Robinson, yaşayan organizmalar ile ilgilendiği için tarımcılığın daha iyi bir benzetme olacağını söylüyor. Çiftçiler tohum çeşitliliğini, rotasyonu ve verimli toprağı öncelik alan organik bir tarımcılık modelini geride bırakıp, kimyasalların öldürdüğü böceklere kolayca yem olan tek ürün tarımcılığına geçiş yaptılar. Bu sistemde odak noktası, kimyasal gübre ile artırılan ürün miktarıdır. Sistem, tasarlanma amacına uygun şekilde çalışır: Çokça ürün sağlar, ancak bu sırada doğaya zarar verir.

Benzer bir şekilde, eğitim sistemi de mutlu ve başarılı insanlar haline gelip gelmediklerine bakmadan sadece sonuca, yani mezunların sayısını artırmaya odaklanıyor.

Robinson, “Çocuklarımızın deneyimini ve hayattaki fırsatlarını zenginleştirmenin yolu sonuca değil, okul kültürüne odaklanmaktan geçiyor,” diyor. Danışmanlık, sanat, beden eğitimi ve akademik konuların sağlıklı bir karışımı, bu benzetmedeki “sağlıklı toprağın” yani çocukların sağlıklı şekilde gelişip büyüyebileceği bir çevrenin yerini tutuyor. Yazar Paul Tough da Çocukların Başarılı Olmalarına Yardım Etmek (Helping Children Succeed) isimli kitabında zengin öğrenim ortamlarının başarı için ne kadar önemli bir rol oynadığından bahsediyor.

Robinson, kültür konusunu doğru şekilde uygulayabilen okulların etrafındaki topluluk için önemli bir kazanç haline geldiklerini söylüyor. “İyi okullar bütün mahalleyi, bütün ekosistemi zenginleştirir. Ancak topluluk yaşamında üzerlerine düşen kısmı yerine getiremeyen okullar, etraflarındaki yaşam enerjisini de tüketirler,” diyor. En iyi okullar, daha fazla yatırım, gurur ve yüksek beklenti için topluluğun insan kaynaklarını geliştirir.  

Robinson, “Çok yetenekli öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi sınırlayarak fazla vakit harcıyoruz,” diyor. Riayet ve itaat temelli sistemin bazı yönlerinden kurtulmak mümkün olmasa da, diğer yönler iyi niyetli eğitimciler tarafından sürdürülüyor, bu hep böyleydi. Robinson, eğitimcilere eldeki kaynaklara farklı yönlerden ve daha yaratıcı bir şekilde bakmaları; öğrencilerin bireysel olarak başarılı olmalarına imkan tanıyan öğrenme ortamları yaratmak adına bu kaynakları kullanmaları için çağrı yapıyor.

Kaynak: https://www.kqed.org/mindshift/46055/sir-ken-robinson-how-to-create-a-culture-for-valuable-learning

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!