TRENDLER
Fethiye Şenel
Fethiye Şenel

TÜM YAZILARI

Üstün Yetenekliler ve Benlik Kavramı

Görüntülenme 463

0
Üstün Yetenekliler ve Benlik Kavramı

“İki yaş civarında olan küçük erkek çocuk bahçede oturmuş etrafta yavaşça hareket eden böceği izliyordu. Çocuk, bu küçük şeyin çok sayıda bacağı olmasına rağmen hiçbir şekilde yere düşmeden hareket edebilmesine hayran oldu. Çok yakın zamana kadar kendisinin sadece iki tane olan bacaklarının üzerinde kontrol sağlarken bile başı epey belaya girmişti. Onları hala bazen karıştırırdı. Şimdi böceğe daha yakından baktı ve başka garip şeyler fark etti. Bacaklarının her tarafı tüylerle kaplıydı. Daha da yakından baktığında, böceğin aslında siyah olmadığını gördü. Vücudunda biraz mor ve yeşil renk, hatta biraz kırmızı ve turuncu bile vardı. Böceğin başından çıkan komik şeyler de gerçekten temizdi.

Tam o sırada inanılmaz bir şey gerçekleşti. Böcek zıpladı. Yakındaki bir yaprağa doğru atladı ve böceğin arkasından tükürük çıkardığını gördü. Çocuk tüküren insanlar görmüştü, ama arkasından bunu yapan bir şeyi daha önce hiç görmemişti. Tekrarlayan bu durumu defalarca izledi. Sonra şimdiye kadar inandığı ve güvendiği bilgilerinin aksine, böcek kendi tükürüğünde yürümeye başladı. Bu kadarı da fazlaydı. Evdeki birisi tüm bunları kaçırıyordu. O kişi oldukça hoş, eğlenceli biriydi ve çocuk onu çok seviyordu; ancak tüm bunları O görememişti ve Onunla gördüklerini paylaşamamıştı. Aslında çocuk Onun oraya gelmesinin mümkün olmadığını biliyordu, kendisi bu yüzden bahçedeydi. Daha önce O, kendisinin yapacak çok işi olduğunu, onun da bu sırada zamanını bahçede geçirebileceğini söylemişti. Ama belki… Kendisi çok dikkatli bir şekilde ellerini birleştirip bir kap gibi yapabilir ve böceği eve taşıyabilirdi. Hayır, onu orada bırakamazdı. Onu hemen geri getirecekti. Canını da hiç yakmayacaktı. Sadece annesinin bir dakikalığına onu görmesini istemişti. Sonunda böceği eline alabildi ve eve doğru yürümeye başladı. Mutfağın kapısını açmak çok zordu, özellikle iki eliyle böceği güvende tutmaya çalışırken, ama başardı.

İçeri girer girmez annesine gitti, elindeki hazineyi onun görebilmesi için yukarı kaldırdı. Sonrasında olanlar hiç de beklediği şeyler değildi! Eve “iğrenç, kirli, korkunç, çirkin bir örümcek” getirmişti ve onu derhal bahçeye geri götürmeliydi. O haklı olmalıydı, O aslında her zaman haklıydı; bunu biliyordu. O zaman O haklıysa kendisi hatalı olmalıydı.” – Barbara Clark, Growing Up Gifted

Yukarıda verilen örnekteki gibi durumlar, küçük çocuklara kendi fikirleri, yeterlilikleri ve kim oldukları hakkında çok erken yıllarda çeşitli mesajlar verir. Çocukların yaşadıkları bu tür deneyimler “benlik saygısı”nın oluşumunun başlangıcıdır. Minicik bebekler kendilerinin gerçek istekleri ve ihtiyaçları ile ilgili bizimle iletişime geçerken problem yaşamazlar. Gerçek “özümüzden” gelen deneyimler başlangıçta mesele değildir. Fakat bahçedeki keşif halindeki çocuğun da yaşadığı gibi; diğer kaynaklardan gelen bilgiler merkezdeki çekirdeğimizden gelen mesajlarla ilgili şüphe duymamıza sebep olur. Kendi farkındalığımızla (algımızla) uyuşmayan bilgiler bize ulaştığında, öz çekirdeğimiz üzerine bir kabuk bağlanır ve kendi hislerimiz ve inançlarımız da farklı bir biçim almaya başlar.

Daha sonra ergenlik dönemine geldiğimizde bu sefer de “Acaba ben kimim? Kim olmalıyım?” sorularıyla girdiğimiz kimlik arayışı, bizi özümüzden uzaklaştıran ikinci bir kabuğun içine sokar. “O kişinin giydiği kıyafetleri giyersem ben de onun gibi çekici olabilirim” ya da “İnsanlar gülümseyen kişilerden hoşlanıyorlar, ben de daha çok gülümsemeliyim” gibi düşüncelerle biricik, kendine öz, muhteşem olan gerçek benle aramıza mesafeler koyarız.

Öz algı (benlik algısı) genellikle akademik öz algı ve sosyal öz algı olarak iki gruba ayrılır. Yapılan araştırmalar üstün yetenekli kişilerin akademik öz algısı yüksekken, sosyal öz algılarının düşük olduğunu göstermiştir. (Colangelo, 1991; Davis&Rimm 1994). Tüm bu süreçte ailelerin ve eğitimcilerin çocukların merkezlerindeki çekirdeği kabul etmeleri ve desteklemeleri en önemli hususlardan birisidir. Öğretmenlerin sınıflarında öğrencilerin benliklerini keşfetmelerine olanak sağlayacak ortam yaratma, bu biricik ve bireyselliklerini öne çıkaracak çalışmalar yapma konularında destekçi olmaları gerekir. Genellikle var olan gruba uyum sağlama yolu olarak maskelerini kuşanıp kendini saklama gereği duyan üstün yetenekli öğrenciler için, özellikle ergenlik dönemindeki süreç, (öğretmenlerinin, ailelerinin ve onlar için önemli olan diğer kişilerin kendilerinden beklentilerini karşılayabilmeleri adına girdikleri mükemmel olma yolundaki çabaları) hüsranla sonuçlanabilir. Bu öğrenciler, öğretmenlerin beklentilerinden farklı olan ailelerinin beklentilerini karşılamaya çalışırken çatışma yaşarlar, her iki duruma bir de arkadaşlarınının idealize ettiği düşünceler ve baskılar eklenince durum içinden çıkılamaz bir hale dönüşebilir.

Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisi piramidine baktığımızda (1- Fizyolojik İhtiyaçlar, 2- Güvenlik İhtiyacı, 3- Sevgi ve Ait Olma İhtiyacı, 4- Değer ihtiyacı, 5- Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı) en üst basamakta olan kendini gerçekleştirme ihtiyacına ulaşmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Ancak üstün yetenekli bireyler bu basamağa ulaşma ve kendini gerçekleştirme potansiyeline sahiptirler. Topluma ve kültürümüze baktığımızda esasında kendini gerçekleştiren üstün yetenekli bireylerin katkıları ile ilerlemeler sağlandığını net bir şekilde söyleyebiliriz. Onların seçimlerine, bireyselliklerine, aldıkları risklere, iç seslerine inanıp güvenmemiz bile bizim için küçük ama insanlık için büyük bir adım olacaktır.

Fethiye Şenel

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!