Koronavirüs Sürecini Bir Eğitim Fırsatına Dönüştürmenin Yaratıcı Yolları

0
4667

Covid-19’un kamu sağlığını küresel ölçekte tehdit etmesi; endişelendirici haber başlıkları ve bol miktarda yanlış bilgi ile geçen bu günlerde, bir yandan da öğretmenler için öğrencilerine düşündürücü ve gündeme yönelik dersler vererek virüsle ilgili meraklarını giderme ve onları biraz olsun rahatlatabilme şansı sunuyor.

Öğretmenler, temizliğin önemi ve mikropların nasıl bulaştığı gibi (daha küçük öğrencilere yönelik) basit konulardan tutun da ahlaki kararlar alma, hastalıkların yayılmalarını bilimsel olarak açıklama veya “salgın matematiği” gibi daha karmaşık konu başlıklarına kadar yeni yöntemler aracılığıyla öğrencilerine ulaşmanın ve onlara önemli dersler vermenin yaratıcı yollarını buluyor.

İşte, salgın sürecini eğitim fırsatına dönüştürmeyi başaran öğretmenlerden bazıları…

Salgınların Ardındaki Matematik

Genellikle sayılara ve mantığa dayalı bir bilim dalı olarak kabul edilen matematik, bu gibi belirsiz zamanlarda öğrenciler için korku ve bilgi kirliliği ile baş etme konusunda yaratıcı yöntemler sunarak önemli duygusal ve psikolojik faydalar sağlayan bir araç haline gelebiliyor.

Oklahoma Bilim ve Matematik Okulu (Oklahoma School of Science and Mathematics) başkanı ve matematik öğretmeni Frank Wang, derslerinde salgın matematiğini işlemeye 2010 yazında bir grup çocukla başladı. Bu ders, yaz okuluna kaydolan ortaokul öğrencilerinin matematikten daha çok zevk almalarını hedefleyen bir fikir olarak doğmuştu. Günümüzde ise Wang, bu dersin bir kısmını Facebook üzerinden paylaşıyor ve ortaokul ve lise öğrencilerine bir salgının nasıl büyüyüp yayıldığını daha iyi anlamaları için önemli bir kaynak sunuyor.

“Yaşadığımız şey tam bir felaket ancak aynı zamanda değişimin matematiği de diyebileceğimiz “kalkülüs” üzerine konuşabilmek için de iyi bir fırsat. Bu, genç insanların matematik öğrenme isteklerini güçlendirecek bir yöntem olabilir,” diyor Wang. “Sınıf ortamında katsal büyüme konusunda kafaları karışabilecek olan öğrenciler, aynı kavram hastanelerin yatak kapasiteleri veya solunum cihazı sayıları gibi konular aracılığıyla gerçek hayatta karşılarına çıktığında kafalarında daha kolay canlandırabilirler.”

Senaryolardan birinde Wang, Las Vegas’ın ünlü ana caddesini salgının merkez üssü olarak kabul ediyor. Wang, “Bu küçük alanı yılda kırk milyon kişi ziyaret ediyor. Birkaç gün kalıp daha sonra evlerine dönüyorlar. Çocuklar bu senaryolarda hastalığın kuluçka süresi ya da öldürme oranı gibi değişkenler üzerinde oynayabiliyorlar,” şeklinde konuşuyor.

Viroloji ve Biyoloji

Amerika’da Century Lisesi’nde görev yapan anatomi ve fizyoloji öğretmeni Scott Johnson ve öğrencileri, derste viroloji (virüs bilimi) hakkındaki bir üniteyi bitirdiler bile. Bir sonraki solunum sistemi konulu derste Johnson, öğrencilerine koronavirüsün vücudu nasıl etkilediğini anlatan bir makaleden bahsedecek. Ulusal Fen Öğretmenleri Derneği (National Science Teaching Association), gerçek hayatta karşılaştığımız olayların bilimsel açıdan ele alındığı bu eğitim yöntemine “3 Boyutlu Eğitim” ismini veriyor.

Johnson’ın hedefi, tartışmayı o gün işlenen konuyla sınırlamak değil, tam tersine konuya daha geniş bir pencereden bakıp derinlemesine eğitimi teşvik etmek. Johnson öğrencilerinden okumakta oldukları bilgilerin kaynağını değerlendirmelerini istiyor ve biyoloji ile sosyal bilimler gibi diğer öğretiler hakkında da mümkün olduğunca düşünmelerini sağlıyor. Burada ana fikir, öğrencilerin bilim insanları gibi düşünmelerini ve virüsü daha iyi anlayabilmemiz için gereken soru ve cevaplar hakkında fikir yürütmelerini sağlamak.

Gazetecilik

Öğrencilere birer hikaye anlatıcısı olmayı ve salgın döneminde yaşanılan eşsiz hikayeleri bulup doğru bir şekilde anlatabilmeyi öğretmenin çok güçlü bir eğitim deneyimi sunacağına inanılıyor. Bu sayede öğrenciler yalnızca sosyal olarak iletişime açık ve üretken yetişkinler haline gelmekle kalmıyor, koronavirüs dolayısıyla karşılaştıkları kökten değişimleri daha güçlü şekilde özümseyebiliyorlar.

PBS NewsHour Student Reporting Labs’in kurucusu ve editörü Leah Clapman, “Ergenlik çağındaki çocuklar tek günde o kadar çok şey yaşarlar ki her bir günü yaşamlarında başlı başına bir dönem gibi hissederler. Onlar için bu, biz yetişkinlerin tam olarak anlayamayacağı bir histir,” şeklinde konuşuyor. “Onların bu hissi gerçekten üzerinde düşünerek, akıl yorarak yaşadıklarını görebiliyoruz. Yalnızca arkadaşları için değil, kendi çevrelerinin dışındaki insanların da izleyebileceği videolar üreterek kendilerini ifade etmeleri muhteşem bir şey ve bu sayede bizlere yaşadıklarını ve akıllarından geçenleri daha iyi anlatma imkanı yakalıyorlar.” 

PBS’e ait olan bu kuruluş, öğrencilere 150 okulda görüntü haberciliği dersleri veriyor ve aynı zamanda öğrencilerin yerel görüntü haberciliğinin temellerini öğrenebileceği “Koronavirüsü Anlamak” isimli ücretsiz bir program sunuyor.

Tarihi Yazanlar

Öğrencilerin yazı, skeç, video veya diğer yollar aracılığıyla hazırladıkları haberler aslında hissettiklerini dışa vurabilmelerini sağlayan güçlü birer araç. Aynı zamanda habercilik, alıştığımız düzenin daha bir ay önceki hayatlarımızdan bile çok farklı olduğu bu dönemde öğrencilerin gündelik hayatlarını kayıt altına almalarını sağlıyor. 

Amelia Nierenberg, The New York Times’daki yazısında, “Gelecekteki tarihçiler koronavirüs salgını sırasındaki hayatı araştırırken bu ilk elden anlatılar işe yarayabilir. Tarih, her ne kadar önemli kişiler olsalar da dönemin önde gelen isimleri tarafından yazılmaz. Sıradan hayatlardan kesitler bir araya getirilir ve tarih anlatıları böyle ortaya çıkar,” diyor.

Kaliforniya’daki Ygnacio Valley Lisesi’nde sosyal bilimler öğretmeni Bryan Shaw, öğrencileri için bir “Covid-19 Öğrenci Güncesi” hazırladı. Tek sayfalık bu belgede öğrencilerin topluluklarındaki, ülkedeki ve genel olarak dünyadaki değişimleri kayıt altına almalarına yardımcı olacak yönlendirmeler yer alıyor. Aynı zamanda öğrencilerden bu değişimleri kendi yorumlarını da katarak değerlendirmeleri bekleniyor. Shaw, bu güncenin yakın zamanda internette oldukça yayıldığını ve en az dört dilde on ayrı sürüme uyarlandığını söylüyor. 

Shaw, “Tarih müfredatının yeniden gözden geçirilmesiyle oldum olası ilgilenmişimdir. Bu dersi nasıl daha ilgi çekici hale getirebiliriz? Öğrencilerimin yüzde 85’i okulda indirimli ve ücretsiz yemek hakkından yararlanıyor (Amerika yoksul ailelerin çocuklarına verilen bir hak), yani internet erişimi konusunda sorunlarımız var ve ben bilgisayarda verilen derslerin de büyük bir hayranı sayılmam. Hazırladığım kağıt da öğrencilerin bilgisayar olmadan yapabilecekleri, ailelerinde, mahallelerinde ve dünyada olup bitenler üzerine düşünebilecekleri bir proje,” şeklinde konuşuyor.

Zor ve Ahlaki Sorular Sormak

Dünyanın her yerinden sayısız öğrencinin salgın gerçeklikleri ile karşı karşıya kalmaları, öğretmenler için güncel olayları derse dönüştürebilmeleri ve özellikle ortaokul ve lise çağındaki çocuklar için tartışma ve kritik düşünmeyi geliştirebilmeleri adına büyük bir fırsat sunuyor. Doğru şekilde verildiklerinde bu dersler öğrenciler için empati, öz değerlendirme ve kişisel gelişimin kapılarını açabilir.

Örneğin öğretmenler, hastanelerin salgın esnasında daha önce görülmemiş bir yoğunluğa ulaştığı Kuzey İtalya’daki doktorların hangi hastaların kurtulmak için daha yüksek şansa sahip olduklarına karar vermeleri ve bu doğrultuda en ağır hastalara sağlık hizmeti vermemeleri konusunu ele alabilirler. Öğretmenler öğrencilerine bu veya dijital uçurum ve sebep olduğu sosyal adaletsizlik gibi hassas bir konu üzerinde çalışmaları veya hiçbir çalışmaya katılmamaları gibi seçenekler verebilir.

Medya okuryazarlığı

Öğretmenler, öğrencilerin internette bulunan bilgilerin doğru olup olmadığını anlama becerilerini geliştirme konusunda önemli bir rol oynayabilir, özellikle de yalan/sahte haberlerin oldukça arttığı bu günlerde.

2016 yılında Amerika’daki 12 farklı eyaletten 8.000 öğrenci ile yaptığı bir çalışma sonucunda, Stanford’da eğitim ve tarih öğretmeni olan Sam Wineburg şöyle yazıyor: “Genel olarak, genç insanların internetten buldukları bilgileri doğru şekilde değerlendirme becerilerinin pek de iyi olmadığını söyleyebiliriz.” 

Öğrenciler okuduklarını kendi başlarına doğrulamak zorundalar ve bunu sağlamanın en iyi yolu onlara “profesyonel bilgi doğrulayıcılar” gibi düşünebilmeyi öğretmekten geçiyor. Medya okuryazarlığı konusunda dersler vermek isteyen öğretmenler için şu üç yol gösterici ilkeyi sıralayabiliriz:

Okuma yönteminizi değiştirin: Öğrenciler genellikle dikey okuma yaparken bilgi doğrulayıcılar asıl sayfanın yanında başka sekmeler de açıp konuyu diğer kaynaklardan daha detaylı bir şekilde okurlar ve hikayenin doğruluğundan emin olmak için farklı yerlere başvururlar.

‘Hakında’ kısmına güvenmeyin: Bilgi doğrulayıcılar asla sadece bir internet sitesinin kendisi hakkında yazdığı metne güvenerek doğrulama yapmazlar. Öğrencilere o sayfadan ayrılmalarını, o kuruluşun ismini internette aratmalarını ve çıkan sonuçları okuyup sitenin kendi ‘hakkında’ kısmına takılıp kalmamalarını öğretin.

Arama sonuçlarının sonuna kadar gidin: Wineburg yazısında “Bilgi doğrulayıcılar, bir konu hakkında Google’da en üstte çıkan rastgele sonuçlara güvenmezler. Bunun yerine sonuç sayfasında en alta kadar inip hangi kaynağa güvenebileceklerine kendileri karar verirler,” diyor.

“Bunların hiçbiri çok karmaşık değil. Ancak genellikle okullarda öğretilmeyen konular. Hatta bazı okullar bilgisayarlarında öğrencileri önceden onaylanmış sayfalara yönlendiren filtreler kullanarak kendi başına araştırma yapamayan ve tek haber kaynakları Facebook olan bir nesil yaratıyorlar.”

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: https://www.edutopia.org/article/innovative-ways-make-coronavirus-teachable-moment

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here