Neden Çocukların Yüzde 70′i 13 Yaşına Gelince Sporu Bırakıyor?

0
1.523 views

Amerika’da Ulusal Gençlik Spor Federayonu’nun yaptığı bir ankete göre ülkedeki çocukların yüzde 70′i, 13 yaşına geldiklerinde organize sporları yapmayı bırakıyorlar, çünkü bunu artık eğlenceli bulmuyorlar. Üç çocuğum var, üçü de spor yapıyor ve en büyüğü 13 olmak üzere. Bundan birkaç yıl öncesi olsaydı, 13 yaşında neden böyle bir şey yaşandığını anlamayabilirdim, ama şu an bildiklerim sayeside 13 yaşındaki çocukların organize sporları topluca terk etmesini ne yazık ki gayet iyi anlıyorum.

Esas problem artık eğlenceli olmaması değil. Çok sayıda kültürel, ekonomik ve sistemsel sorunun bir sonucu olarak çocuklar, en çok faydasını görebilecekleri bir zamanda organize sporları bırakıyor. Spor yapmak; fiziksel aktiviteden başarıyı deneyimlemeye ve hatalardan geri dönmeye, hesaplanmış risklere girmekten bir takım halinde çalışmanın sonuçlarıyla baş etmeye ve hayatın her alanında var olan ekranların varlığından uzaklaşmaya sayısız şey sunar. Özellike ortaokul öğrencilerimiz, spora her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyar.

İşte, bana göre spor yapmanın çocuklara neden daha az eğlenceli gelmeye başladığının ve neden spordan bu kadar erken “emekli” olduklarının sebepleri:

Artık eğlenceli değil, çünkü öyle olması için tasarlanmadı. Çocuklar liseye yaklaştıkça, gençlik sporları sistemi, daha rekabetçi oyuncuların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmaya başlar ve oyuncular üzerindeki beklentiler artar. 13 yaşında sporu bırakan çocukların, okul takımına zaten giremeyecek olan çocuklar olduğu düşünülür genelde. Devam edenler, bir takımda olmanın daha fazla zaman ayırmak ve çaba göstermek gereken bir şey olduğunu fark ederler. Aynı zamanda etrafın, sonuçları çok fazla önemseyen insanlarla çevrili olması demek olduğunu anlarlar. Bu, sonucunda hayal kırıklığı yaşamak ya da hayal kırıklığının sebebi olmak potansiyelini de beraberinde getirir. Bunların hiçbirinde sorun yoktur. Üstelik çok çalışmak, dayanıklılık ve karakter konusunda inanılmaz önemli şeyler öğretir. Ancak bu herkes için uygun değildir.

Kültürümüz artık daha büyük çocukların eğlence için spor yapmasını desteklemiyor. “Başarılı” çocuklar yetiştirme baskısı, onlardan “en iyisi” olmalarını beklediğimiz anlamına geliyor. Eğer öyle değillerse, o alanla bağlarını koparma ve başarılı olabilecekleri başka alanlara odaklanma konusunda teşvik ediliyorlar. Ortaokul orkestrasında görürüz bunu: Bir çocuk başkemancı olamadığında, çalmaya devam etmeye değip değmediğini merak eder artık. Eğer bir yedinci sınıf öğrencisi futbol takımına seçilemezse, belki de tamamen bırakmanın zamanı geldi diye düşünmeye başlar. Eğer en üst düzeye çıkamayacaksa, yapmaya değmeyebilir çünkü.
Bir sporu seçkin bir düzeyde yapan ve seven küçük bir azınlıktan oluşan çocukların aklına, ortaokulda sporu bırakma fikri muhtemelen hiç gelmez. Ancak diğer herkes için spor yapmak adına daha az fırsat bulunur, daha rekabetçi ve kendini geliştirmeye yönelik olmayan bir ortama girme zorunluluğu doğar ve okul sonrası boş zamanları için adeta yarışan çok sayıda başka şey bulunur.

Çocukların uzmanlaşmaları ve mümkün olan en yüksek düzeyde başarılı olmaları için ortada ciddi bir baskı vardır. Çocuklara hayattaki “tutkularını” bulmaları ve o alanda (müzik, sanat, spor ya da benzerlerinde) başarılı olmaları için giderek daha fazla baskı yapılıyor. Kendisi için doğru olanın bu olduğu çocuklar var kesinlikle. Ancak bu herkes için bir standart değil. Bu yaklaşıma güçlü bir şekilde karşı çıkanlar da var, çünkü buradaki ana mesaj tek bir şeyi seçip o konuda uzmanlaşmak (ve diğer tüm ilgi alanlarını tamamen dışlamak). Küçük sporcular için erken yaşta uzmanlaşmak, uzun vadeli yaralanmalar açısından tehlikeli olabilir ve bunun, sonradan profesyonel başarıya dönüşme ihtimalini artırma etkisi çok azdır.

Belki çok daha önemlisi var: Altta yatan “En iyisi olmalıyım yoksa başarısız olurum” mesajı çocuklara derinden zarar verir. Bu mesaj, ortamın giderek daha fazla test ve sonuç odaklı olduğu okulda kesinlikle aynalanır ve pekiştirilir. Oysa spor çocuklara hata yapmayı ve hatayı düzeltmeyi öğretmek açısından çok önemli olabilirdi. Üstelik bu, eğitimcilerin ve ebeveynlerin kesinlikle ihtiyaç olarak gördüğü bir şey.

Daha ayrıcalıklı bölgelerde oturan ve daha seçkin okullara giden ergenler, aşırı kaygı ve depresyon yaşama noktasına gelecek kadar stres altında buluyor kendini. Bu ergenler, sağlıksız baş etme davranışları gösteriyor. Kendine zarar verme ve intihar oranlarında ise yükselme görülüyor. Bu bir spor problemi değil, bir kültür problemi.

Rekabetçi olmanın bir bedeli var ve bunu ödeme isteğine ya da yetkinliğine herkes sahip değil. Çocuklar için, daha rekabetçi bir düzeyde spor yapmak demek, ilgi alanlarını, zamanlarını ve çabalarını bıkıp usanmadan önceliklendirme gerekliliği demek olabilir. Aynı zamanda üst düzey bir katılım gösterme baskısıyla baş etmek zorunda olmaları anlamına da gelebilir. Spor yaptıkları ortam sağlıklı bir ortam olduğunda tüm bunlar olumlu şeyler de olabilir. Ancak küçük bir sporcunun sadece rekabet etme becerisi olması değil, rekabetçi görünmesi de beklenir. Bu tip özelliklerin aileler için ne kadar sağlıklı olduğunu sorgulamamak elde değil.

Yıl boyunca antrenman yapmak, pahalı malzemeler, bireysel koçlar, kamplar, turneler ve gezilere katılmak artık spor dallarında başarı için “isteğe bağlı” kabul edilmiyor. Bunlar birer gereklilik. Bu şeylerin gerektirdiği zaman ve para yatırımı çok ciddi miktarlarda. Bu da, düşük gelirli ya da tek ebeveynli aileleri oyunun dışında bırakan bir ortam yaratıyor.

Ve tabii ki yaş da önemli bir faktör. 13 yaşında çocuklar kendilerini genellikle çok ama çok daha zorlayıcı derslerin ve okul ödevlerinin içinde buluyor. Ayrıca çoğu en önemli ilgi alanlarını ve en iyi oldukları alanları seçmeye başlama konusunda teşvik ediliyor. İlkokuldaki kadar fazla boş zamanları kalmıyor.

13 yaşındakilerin yaşadığı en büyük sosyal ve duygusal değişimlerden bazıları, onları, sporu bırakmak gibi kararlar almaya itiyor. Özellikle de ortam daha rekabetçi bir hal aldığında. Bu gelişim dönemini, “kendine odaklanmak” ve “yüksek beklentiler ve özgüven eksikliği arasında gidip gelmek” şeklinde tarif etmek mümkün.

Çocuklar arkadaşlarına daha fazla odaklanmaya ve onlardan daha fazla etkilenmeye başlıyor. Çoğunun organize sporlardan uzaklaştığı bir ortamın oluşmasının önemli etkenlerinden biri oluyor bu.

13 yaşındakiler hakkında yapılan her tartışma, mutlaka sosyal medyayı, akıllı telefonları ve interneti de içermeli. Amerika’da yapılan son araştırmalara göre çocuklar, ilk cep telefonlarını ya da kablosuz cihazlarını 12 yaşına geldiklerinde alıyor. 13 ve 17 yaşları arasındakilerin yüzde 92′si her gün internete girdiğini ve yüzde 24′ü ise “nerdeyse sürekli” internette olduğunu söylüyor. Çocuklar ergenliğe girdiklerinde öncelikleri değişiyor. Sosyalleşmeleri, ders çalışmaları ve zaman geçirme yolları da onlarla birlikte değişiyor.

Tüm bunlar bir araya gelince ortaya tam bir “kaos” çıkıyor. Burada hiç kolay cevaplar yok. Gençlik sporları sistemi, çocuklar liseye yaklaştıkça daha seçkin oyunculara hitap etmeye başlıyor ve ortalama çocuklara çok fazla fırsat bırakmıyor. Kültürümüz uzmanlaşmayı ve başarıyı teşvik ediyor ve bu da çocukları yeni şeyler denemek ya da sadece eğlence için bir şeyler yapmaktan sürekli vazgeçiriyor. Ve bunların tümü, çocukların en büyük fiziksel, duygusal ve sosyal değişimlerle ve aynı zamanda kendi ilgi alanlarından feragat edip okula konsantre olma baskısıyla karşı karşıya oldukları bir dönemde bir araya geliyor.

Neden çocukların yüzde 70′i 13 yaşında organize sporları bırakıyor? Biz bu konuda neler yapabiliriz? Ben, çocukların çoğunun bıraktığını, çünkü onlara kalmaları için bir yol sunmadığımızı iddia ediyorum. Ve belki daha da önemlisi, başarıyı ve kazanmayı sağlıklı, mutlu çocukların üzerinde gören ebeveynlik kültüründen kurtulmadığımız sürece bu problemi çözme şansımız pek bulunmuyor.

 

Kaynak: https://www.washingtonpost.com/news/parenting/wp/2016/06/01/why-70-percent-of-kids-quit-sports-by-age-13/

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER