Neden Ergen Beyninin Motivasyonunun Temelinde Kimlik Ve Duygular Yer Alıyor?

0
2.019 views

Genel deneyimler ve araştırmalar yıllarca, insanların en çok hayatlarının ilk yıllarında, beyinlerinin en hızlı geliştiği dönemde öğrendiğini gösterdi. Ancak yeni araştırmalar bu en iyi öğrenme sürecinin ergenlik dönemine kadar sarktığını gösteriyor.

Elde edilen yeni bulguların heyecanıyla eğitimciler ve ebeveynler bu hassas yaş grubunu yetiştirme yöntemlerini yeniden gözden geçirebilir, yılgınlık anlarını daha önce farkına varmadıkları öğrenme ve akademik heyecan fırsatlarına dönüştürebilirler.

Kaliforniya, Berkeley Üniversitesi’nde halk sağlığı ve insan gelişimi profesörü olan Ronald Dahl’a göre yeni kanıtlar, beynin, 9 ile 13 yaşları arasındaki ergenlik başlangıcına kadar gelişmeye devam ettiğini gösteriyor.

Ergenlik bir değişim kasırgasıdır: Sadece, bebeklik dışında hayattaki en hızlı fiziksel değişim dönemi değil aynı zamanda yeni keşfedilen dürtüler, motivasyonlar ve cinsel duyguların da işin içine girdiği bir dönemdir. Metabolizma ve uyku döngülerindeki ciddi değişimlerden başka, özellikle okul bağlamında, sosyal rollerde de değişiklikler olur. Bu yıllarda motivasyonu sağlayan şey elle tutulabilir somut şeylerden ziyade, arzu ve ve isteklerdir. Bu durum, ergenlik öncesi ya da ergenlik sürecinde yaşanan tüm o kargaşa içinde bu arzu ve isteği, öğrenme konusuna yönlendirme fırsatı sunar.

Dahl, çocuklar ergenliğe girdikçe, gelişen bazı sinirsel sistemlerin dengeye oturduğunu söylüyor. Ancak egenlikte bu dengeye oturmuş sistemler varlığını sürdürürken bir yandan yeni ve esnek sinirsel sistemler ortaya çıkıyor ve bunlar ergenlerin çevrelerindeki dünyaya farklı şekillerde katılıp deneyimler yaşaması için fırsatlar yaratıyor.

Dahl, “ergenliğin bu değişiklikleri olumlu bir şekilde bir araya getirmek için mükemmel bir fırsat ortamı” olduğunu belirtiyor. “Öğrenme, keşfetme, beceri ve alışkanlık kazanma, içten gelen motivasyon, tutum geliştirme, hedef ve öncelikleri belirleme: Sosyal ve duygusal öğrenme konusundaki bu eşsiz fırsatları anlamak için disiplinlerarası araştırmalara şiddetle ihtiyaç var.”

Yapılan araştırmalar, okulların geleneksel olarak sorunlu olarak görülen bir yaş grubu olan ergenlere nasıl eğilebileceği konusunda çok kapsamlı sonuçlar ortaya koyuyor.

Ergenlikte diğer tüm duyguların yanında kabul görme, reddedilme, hayranlık duyma halleri bulunur. Bu yaş grubundaki çocuklar aynı zamanda fiziksel açıdan onları heyecanladıracak şeyler ararlar. Özellikle cesur davranışların, akranları arasındaki sosyal konumlarını daha yukarıya taşıdığını fark ettikçe sosyal konum konusundaki farkındalıkları yükselir. Çılgınca gelgitler yaşayan nörolojik sistemleri yüzünden ergenler aynı zamanda çok çabuk uyum sağlayabilirler. Bu yüzden, beynin duygularla kendini çabucak belli eden karmaşık sosyal ve duygusal değer sistemlerini dengelemeyi öğrendiği  bu yaşlar eğitimcilerin öğrencileri “doğru yola” yönlendirebilmeleri için son derece önem taşıdığını belirtiyor Dahl.

Genel inanışın tersine bu yaş grubundaki çocukların aslında beyinleri “arızalı” değildir. Aslında bu çocuklar, çevrelerindeki dünyayla ilgili nasıl bir yol izleyeceklerine dair önemli bir güncelleme süreci yaşıyorlar sadece. Ergenlerin genellikle heyecan peşinde koşarken yanlış kararlar aldıkları düşünülür. Bu mitler, gençlerin, pek çok kültürde değer verilen cesaret gösterilerinde bulunmak istemesinden ve sürekli olarak kendilerine hayran olunmasından duyacakları tatmin duygusunun peşinde koşmalarından kaynaklanıyor. Dahl aslında ergenlerin korkularıyla başa çıkmak için riskli şeyler yaptıklarını söylüyor, korkunun peşinde koştukları için değil.

“Ergenler, hiyerarşik yapılarla kabul görmek ve statü sahibi olmak için gerekli sosyal kuralların da dahil olduğu karmaşık bir sosyal dünyayı ve gizemli cinsel benliklerini öğreniyorlar,” diyor Dahl. “Bir hedefe odaklanılamayacak kadar esnek olan bu dönemde aslında hedefleri bilinçli bir şekilde belirlemek dediğimiz şey, bir şeylere motive olduğumuzu hissetmekten geçiyor.”

Arka arkaya yayınlanan ve dünyanın her yerinde ergenliğe daha erken yaşta girildiğini gösteren araştırmalar, ergenlere en iyi nasıl tepki verilebileceği konusundaki kafa karışıklığını daha da artırıyor. Bir araştırma sonucuna göre, 1860′larda kız çocukları 16 yaşında ergenliğe giriyordu. 1950′lerde bu, 13 yaşa geriledi. Günümüzdeyse neredeyse sekiz yaşına yaklaşmış durumda. Oğlanlarda da durum çok farklı değil. Bedensel değişikliklerin giderek daha öne çekiliyor olması, eğitimcilerle ebeveynlerin gençlik ve gençlikten yetişkinliğe geçişle ilgili beklentilerini yenilemelerini gerektiriyor.

“Aktif güdüsel sistemleri öğrenmeye, becerileri geliştirmeye ve bilgiyi geliştirme modellerini iyilleştirmeye daha fazla zaman ayrıldığı için aslında bu çok ilginç bir potansiyel fırsatı” diyor Dahl “Eğer çocuklar elverişli ortamlarda büyürlerse bu sıkıntılı durumdan yararlanıp, yetişkin rolleri üstlenme konusunda özgür davranabilirler. Ancak ortamları uygun değilse, fırsattan çok zorlukların artması söz konusu olabilir.”

Çocuklarda daha erken yaşlardaki gelişmenin başka ne tür zorluklar yaratabildiği henüz tam olarak çözülmüş durumda değil ama erken yaşlardaki gelişmenin güdüsel öğrenmenin gelişiminde çok önemli rol oynadığı kesin, diye belirtiyor Dahl. Çünkü erken yaşlarda beyin güdüsel duyguları daha yoğun olarak hissedebiliyor, içtenlikle konan hedeflere ulaşmak için bağlantı modellerini güçlendiriyor.

Bu öğrenme dönemi, Shakespeare’in Romeo ve Jülyet’inin yasak aşkıyla örneklendirilebilir. Bu genç çift sadece bir kez görüşürler ve bundan sonraki bütün zihinsel çabaları planlama, dürtü, özleme ve arzu üzerinedir, öyle şekillenir. Yeniden bir araya gelmeyi takıntılı bir şekilde isterler, bunun için rahat ve güvenli yaşamlarını, ailelerini ve arkadaşlarını bile feda etmeye hazırlardır.

Dahl, ergenlerin güdülerinin bağlamdan bağımsız olarak, bir tutku kıvılcımıyla patlayabileceğini, Romeo ve Jülyet hikâyesinin böylesine bir delilik olduğunu söylüyor. Ancak ergenlerin dürtülerini ve hedeflerini çabucak yeniden şekillendirebilmeleri, onların duygusal değişkenliklerine olduğu kadar, sevgiye de açık olmaları anlamına geliyor. Bu sevginin mutlaka başkalarına duyulan romantik bir duygu olması şart değil, aynı zamanda akademik etkinliklere ve hedeflere de bir sevgi ya da tutku duyulabilir.

“Tahammül edilmesi gereken bir dönem gibi görülse de ergenlik aslında öğrenmenin ve keşfetmenin sevilebileceği bir fırsat dönemi olabilir” diye belirtiyor Dahl. “Bu dönem, ‘Evet!’ duygusunu oluşturmak için yepyeni bir penceredir.”

Kaynak: http://ww2.kqed.org/mindshift/2015/12/10/why-identity-and-emotion-are-central-to-motivating-the-teen-brain/

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER