Öğretmenlerin Öğrencilerden Talep Etmemesi Gereken 4 Şey

0
11808

“Büyük güç büyük sorumluluk getirir.”

Örümcek Adam’ın Ben amcasının bu sözü, öğretmenler için özellikle geçerli.

Öğretmenler olarak çocuklara neredeyse istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz. Bizden küçükler. Evde başlarını belaya sokmaktan tutun, okulu çekilir kılan unsurları – teneffüse çıkmak ve sınıfta arkadaşlarıyla oturmak gibi – ellerinden almaya kadar türlü güçlere sahibiz onlar üzerinde. Ancak tüm bunları yapabiliyor olmamız, yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor. 

Çocuklar yetişkinlerin küçük versiyonları değildir sadece. Bizden çok daha farklıdırlar. Bizden daha fazla hareket etme, konuşma, sorgulama ve keşfetme ihtiyacı duyarlar. Çünkü, çocukluk çağının en önemli yönleri olan bilişsel, fiziksel ve sosyal-duygusal gelişimi en üst seviyede yaşarlar. Sessiz durmak ya da hareketsizce oturmak gibi davranışlar konusunda, çocukları yetişkinlere uygun kurallara uydurmaya çalışmak hiç de mantıklı değildir. Çocukların dünyayı deneyimleme biçimi ile yetişkinlerinki birbirinden tamamiyle farklıdır. 

Okulda, gelişim seviyeleri düşünüldüğünde pek makul olmayan birçok şey talep ediyoruz çocuklardan. Daha da kötüsü, bazen yetişkinlerden dahi beklemediğimiz şeyleri yapmalarını bekliyoruz. İşte, bu makul olmayan taleplerimizden bazıları…

1. Sessizlik

Çoğu okul, öğrencilerden koridorlarda mutlak bir sessizlikle dolaşmalarını talep eder. Bu isteğin başta mantıklı gelen bir sebebi de vardır ki bu sebebi sınıfıma defalarca açıkladım: “Şu an sınıflarında çalışan başka öğrenciler var, onları rahatsız etmemeliyiz.”  

Ancak yine de, eğer ben çocuk olsaydım şöyle düşünürdüm: “Peki, o halde öğretmenler neden koridordayken sessiz değiller?” 

Koridorda ne zaman bir meslektaşımla karşılaşsam, birlikte yürürken sohbet ederiz. Kar tatilinden televizyon dizilerine kadar pek çok şey hakkında konuşuruz. Bu tür konuşmalar sınıfta çalışan çocukları rahatsız ediyor gibi durmuyor, başka çocukların sesleri neden etsin ki?

Koridorda konuşmak, hatta beden eğitimi dersinden dönen çocukların ıslak ayakkabılarının çıkardığı sesler bile çoğu öğrenciyi rahatsız etmiyor. Öyle ki, öğrencilerimin dikkatini en çok dağıtan şeyin, koridorda öğrencilerini azarlayan bir öğretmenin gereğinden fazla yükselttiği sesinin olduğunu söyleyebilirim

Çocukların okulda sessiz olmasını istediğimiz anlara daha yakından bakmalıyız. Sessiz olmalarını gerçekten çocukların iyiliği için mi, yoksa yetişkinler olarak çocuklara karşı yoğun bir şekilde hissettiğimiz kontrol “açlığımız” için mi istiyoruz? Bunun ayrımını yapmamız gerekiyor. 

2. Uzun bir süre hareketsiz oturmak

Alexis Wiggis adlı bir öğretmen, iki gün boyunca öğrencilerini taklit etti. Deneyimlerinin sonuçları oldukça şaşırtıcıydı.  

Wiggis, “Sınıfa ve sınıftan dışarıya yürümek dışında gerçekten tüm gün oturdum. Biz öğretmenler, öğrencileri kontrol etmek amacıyla sınıfta gezindiğimiz ve sürekli ayakta olduğumuz için öğrencilerin neredeyse hiç kıpırdamadığı gerçeğini unutuyoruz. Hareket etmemek çocuklar için gerçekten çok yorucu bir şey,” diye anlatıyor tecrübesini.

Özellikle küçük çocuklar için, hareketsizce oturmak daha da zor. Bu durumu kolaylaştırmak adına uygulayabileceğimiz yöntemler mevcut: 

• Bütüncül Fiziksel Tepki Yaklaşımı (Total Physical Response Approach) gibi kelime öğrenme stratejileri kullanarak çocukların hareket ederken öğrenmesini sağlayın. 

• Beyin molaları verin, örneğin dans edin! İnternette size eşlik edecek pek çok çocuk şarkısı bulmanız mümkün. 

• Öğrencilerin, parmak kaldırıp sizden izin almalarına gerek kalmadan ayağa kalkmalarına izin verin. İstedikleri zaman sınıf kitaplığından bir kitap ya da kalem almak veya bacaklarını birkaç dakikalığına esnetmek için ayağa kalkabilsinler. 

• Ve hepsinden önemlisi, olabildiğince az konuşun. Buna öğrencilerin yaşına bakarak karar verebilirsiniz: Anaokulundaki bir çocuğun sizi dikkatle dinleme süresi 5, lise ikiye giden bir öğrencininki ise 15 dakika diyebiliriz. Söyleyeceklerinizi, öğrencilerle birebir veya küçük gruplar halinde yapacağınız sohbetlere saklayın. Çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi, en çok anlamlı bir işle uğraşırken öğrenirler; tek başına konuşan ve düşünen öğretmenlerini dinlerken değil.  

3. Zoraki özürler

Bu konuda ben de suçluyum. Çocuklar arasında çıkan şiddetli bir tartışmaya anında müdahale ediyorum ve ardından bir ya da iki tarafın da diğerinden özür dilemesini istiyorum. Hem de tartışmanın duygusal sonuçları çocukların yüzlerinde hala rahatlıkla görülebiliyorken.  

Kızımın katıldığı erken çocukluk programında, çocukların birbirlerine “Özür dilerim,” demeleri beklenmezdi. Çünkü, bir otorite tarafından zorla ağızdan çıkartılan özür, hiçbir zaman gerçek bir pişmanlık ifadesi değildir. 

Zoraki özürler, özrü kabul eden çocuk için de pek tatmin edici olmaz. Karşı tarafın, ayaklarına bakıp “özür dilerim” diye mırıldanması onlara daha iyi hissettirmez. Çalkantılı duyguların oturması zaman alır. Bu zamanı çocuklara tanımamız gerekiyor. 

4. Unutkanlığa karşı sıfır tolerans

Birinci sınıf öğretmenliği yapan bir arkadaşımın, öğretmenler öğrencilerle ilgili söylenmeye başladığında kullandığı harika bir cümlesi var: “Sanki etrafımızda 7 yaşında çocuklar var da biz de onlarla uğraşıyoruz!” 

Söylediğinde haklı. 17 aydır sınıfımda olan Josh, bir kitap iade etmeyi ya da öğle yemeği seçimini yapmayı her unuttuğunda hala kızıyorum. Ancak tanıdığım çoğu yetişkin gibi, ben de Josh’a bu açıdan çok benziyorum. Örneğin geçenlerde, kahve demliğini haznesine koymadan kahve makinesini çalıştırdım. Ve kahvem demlenip de yerlere kadar dökülene kadar bunun farkına bile varmadım! 

Bazen öğrencilerimin de insan olduğunu, hem de çok küçük insanlar olduğunu unutuyorum. Öğle yemeği kartlarını üç gün üst üste unuttukları veya başka iki öğrencinin 30 saniye önce sorduğu soruyu tekrar sordukları zaman, derin bir nefes almamız ve onlara hoşgörü göstermemiz gerekiyor

Çocuk çocuktur ve tüm çocuklar tam olarak olmaları gerektiği gibidir! 

Öğrencilerden talep ettiklerimiz üzerine iyice bir düşünmemiz gerekiyor. Sınırlamalarımıza uydukları gerçeği, bu düzenlemelerin adil olduğu anlamına gelmiyor. 

Çocukların “minyatür yetişkinler” gibi davranmalarını bekleyemeyiz. Onların bizden daha fazla hareket etmeleri gerekiyor. Ve bizden daha fazla ses yapmaları gerekiyor. Dünyayı olduğundan farklı bir yer olarak görebilmeleri için parmaklarıyla, duyularıyla ve hayal güçleriyle yeni kavramları keşfetmeleri gerekiyor. Merak duyguları ve hevesleri,  düz çizgilerle ve sessiz sınıflarla yetinmeyecektir asla.

Onları kendi yöntemlerimize uydurmaya çalışarak çok fazla zaman harcıyoruz. Halbuki biz onların yöntemlerine daha fazla kulak vermeliyiz. 

Kaynak: https://www.edweek.org/tm/articles/2019/04/08/4-things-teachers-shouldnt-be-asking-their.html?intc=main-mpsmvs

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here