TRENDLER

Okur Gözüyle: "Delilik Aynı Şeyi Defalarca Yapıp Farklı Sonuç Beklemektir"

Görüntülenme 631

0
Okur Gözüyle:

Aslına bakarsanız sadece geçen yılı sorgulamanın, eğitim sisteminin kötü gidişatına çok fazla ışık tutacağına inanmıyorum.

Günümüz okulları hayattan uzak, öğrencilerin sadece teorik  bilgilerle kafaları doldurup, yazılı kağıtlarına boşaltmasını isteyen bir yapıdadır. Uygulanmayan, geliştirelemeyen bilim; kafaları meşgul etmekten başka ne işe yarar ki? Şu an okullarda öğretimden başka bir şey yapıldığını göremiyorum, eğitime neredeyse hiçbir özen gösterilmiyor. Maalesef bakanlığımız da bu konuda alenen suç işlediğini düşünmekteyim. Şöyle ki; MEB Temel Kanununda belirtilen Genel Amaçlara (1) bakarsak, hedeflerden ne kadar uzakta olduğumuzu çok rahat görebiliriz.

Yıllardır çok kişiye sorduğum ama asla olumlu bir cevap alamadığım bir soruyu burada da sormak istiyorum; Türkiye’de hem zaman hem de ekonomik anlamda (özel dersleri de hesaba katıyorum) en çok yatırım yapılan ders olan matematikte  bir sürü dünyaca ünlü matematik profesörümüz, teorisyenimiz  olması gerekmez miydi? Peki neden PISA’da 65 ülke içinde 44. sıradayız? Diğer bilim ve yabancı dil derslerinde de durum farklı değil.

Bir şeye yatırım yapılıyorsa kâr edilmeli, sürekli zarar eden, hatta iflas bayrağını çekmiş bir sistemle nereye kadar gidebiliriz ki? Hep aynı yoldan giderek farklı bir noktaya nasıl varabiliriz? “Aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç beklemektir.” diye tarif ediyor Albert Einstein deliliği…

Ben yine de seriniz dahilinde göze çarpan önemli sorunları şöyle ele almak istiyorum.


1- Liselerin zorunlu olması:  

Okullaşmanın yetersizliği ve öğrenci nüfusunun artışı arasındaki denge oturtulamamışken, mevcut lise sayısının ihtiyacı karşılayıp karşılayamayacağı göz önüne alınmadan kağıt üstünde 12 yıllık zorunlu eğitime geçilmesi uygulamada göstermelik diplomacılık oyununa dönüşmüştür. Kim kimi zorla eğitebilir, bir şey öğretebilir ki? Sadece askerlikte olur bu tür eğitimler. Türkiye’de maalesef demokratik görünüm altında askeri mantıkla eğitim uygulanmaktadır. Açıkçası eğitimde ne yapmak istediğini bilmeyen bir ülke halindeyiz.

Öğrencilerimin okulla ilgili dertleri o kadar çok ki… Çözümü bilip de yardımcı olamamak da bana bir o kadar acı veriyor. Yapmak istedikleri mesleklere yönelemeyenler, aile ve/veya okul tarafından engellenenler, başarısız oldukları ders yüzünden aile ilişkisi zayıflayanlar, sınıfta kalıp okula karşı nefreti iyice artanlar, kendini sistemin içinde kaybolmuş hisseden çocuklar, ‘hiçbir şey olmaz benden’ düşüncesini benimsemiş olanlar… Neler var neler…

Sorun çözmeyi öğretmesi beklenen okullar, öğrencilere çözemeyecekleri sorunlar yaratıyor maalesef. Ben herkesin en azami şekilde eğitim almasını isterim. Ancak bu şekilde onları sürekli “başarısız” hissettirecek bir sisteme karşıyım. Okullar öğrencilerin mutlu olduğu, kendilerini gerçekleştirme yolunda adım adım ilerlediklerini hissettikleri bir yer olsun. O zaman zorunlu eğitime gerek kalmaz; hepsi okula koşarak gelir. Öğrenci de, okul da aileler de mutlu olur.

Aile demişken; neden ebeveynler karneyi ellerine aldığında ilk olarak matematik dersine bakarlar ki? Çok saçma değil mi? Hayat sadece matematik mi? Eğer öyleyse, yukarıda da belirttim; neden dünyanın dibindeyiz? Matematik, bilim karşıtı falan asla değilim ama herkes hayatını devam ettirecek kadar her dersi öğrensin, ileri düzey bilgiye ise o alanda zekâsı ve ilgisi olan ilerlesin.

Ben MEB’in bu uygulamasına bilişsel şiddet diyorum. Okullardan şiddeti kaldırdılar, karşısında durdular, öğretmenlere artık müsaade edilmiyor; çok iyi oldu. Ancak kesin olan bir şey var ki; bilişsel şiddet, fiziksel şiddetten daha tehlikeli ve kalıcıdır. Çocuğun okulda karşılaştığı fiziksel şiddetin acısı sızısı belki o gün içinde geçer ama bilişsel şiddetin kazandırdığı hiçlik duygusu mezara kadar devam eder. Hepimizin yetenekli olduğu, başarılı olabileceğimiz alanlar varken neden hep aynı olmaya çalışıyoruz ki? Yaratıcıya kafa mı tutmaya çalışıyoruz ne?

okur mektubu

2- Seçtirmeli dersler:

Bir meslek lisesinde öğretmenlik yapıyorum. Zaten fen bilimleri ve matematik gibi bilimsel derslerde genelde başarısız olan öğrencilerimiz için, okulun az da olsa cazip olmasını sağlayacak olan seçmeli dersler, maalesef asla bizzat öğrenciler tarafından seçilememektedir. Daha doğrusu; alt yapı ve fiziki imkânların yetersizliği, söz konusu dersleri verecek yetişmiş öğretmen olmaması gerekçesiyle seçtirilmemektedir. Verilen seçmeli derslerin sayısı ve içeriği hali hazırda bulunan öğretmenlerle sınırlıdır. Bünyesinde bulunduğum meslek lisesi özelinde dini dersler, girişimcilik gibi öğrencilerin çok da ilgisini çekemeyecek dersler bulunuyor;-ki çekse bile o derslerin çoğunun yetişmiş öğretmeni yok.

Öğrencilerimiz zaten bilim derslerinde yeterince monoton bir süreç geçiriyor, en azından seçmeli derslerin daha kinestetik bir yapısı olmalı. Mesela; drama, en azından 2-3 branşa ayrılmış beden eğitimi, el işlerini geliştirebilecekleri, stres atabilecekleri atölyeler, daha çok müzik ve görsel sanatlar dersi olmalı. Okulların sinema, tiyatro günleri olmalı. Yani öğrenci için okulda çekici etkinlikler yaratmalıyız. Sadece sınıfta oturan, hele bir de kendini başarısız hisseden bir öğrenci topluluğuyla hiç bir yol alamayız.

Bu şekilde devam edilirse okullarda ancak koyun gibi öğrenci sayıp yoklama alınır, kafalar yerine defterler dolar, anlamsız yazılı kağıtlarıyla değerlendirme yaptığımızı zanneder, tatillerin gelmesini beklemekten başka bir iş yapamayız.

Seçmeli ders öğrencinin kendi isteklerine, özgürlüğüne saygı duyulduğunu, kendine güvenildiğini hissettirir, bu da onu mutlu eder. Ancak bizim okullarımızda tam tersi bir durum vardır; MEB, bizzat öğrencilere dürüst olmamayı, uygulamayı kağıt üstünde yapmayı aşılamaktadır. Güvenilir, dürüst, karakteri yüksek bir nesil yetiştirmeyi hedefleyen MEB, önce kendini gözden geçirmeli, öğrencilerin gözünde güvenilir ve tutarlı bir kurum olduğunu ispat etmelidir. Eğitimciler, kendilerini değiştirmeden asla eğitim veremezler.

3- Ders sayılarının ve saatlerinin artışı:  

Meslek liselerinde okuyan öğrencilerin çoğunun okulla kopuk olan ilişkisi, ders saat ve sayılarının artışıyla iyice bitmektedir. Üniversite sınavlarındaki başarı seviyesini yükseltme gerekçesiyle artırılan dersler;  fizik, matematik, biyoloji, kimya gibi öğrencilerin başaramadığı ve dolayısıyla sevmediği derslerdir. MEB yine bu konuda yanlış düşünmektedir. Tekrar söylüyorum; asla ve kat’a kimseye zorla bir şey öğretilemez. Allah aşkına devamsızlığı yükselmesin diye okula gelen öğrenciler için günlük 10 değil 20 saat ders yapılsa ne değiştirilebilir ki?

Doğu-batı arasında kendini kaybetmiş, kimliğini bulamamış bu sistemi gerçek başarıyı kovalayan öğrenciyi birey olarak kabul eden demokratik bir sistem haline getirmeliyiz. Yoksa bu zeki gençlerimiz; okullar ve aileler yüzünden mutluluğu hep başka yerlerde özellikle de sanal dünyada arayacaklardır.

Daha söyleyecek çok sorun var ama özetlemek gerekirse; bence MEB çalışanları pedagoji, psikoloji, eğitim felsefesi, istatistik, değerlendirme gibi çok önemli konularda tamamen cahil kalmışlardır, bir an önce eğitim almaları gerekmektedir. Sahip oldukları diplomalara, sertifikalara, ünvanlara da itibar edilmemelidir. Bu ülkede, bu tür belgelerin nasıl alındığını anlatmaya gerek yok sanırım. Ayrıca, o kadar ülkeye gezi düzenleniyor. Bunların içinde eğitim kalitesi ‘en’ olan ülkeler de varken, neden oralardan uygun modeller örnek alınıp kültürümüze uyarlanıp uygulanmıyor? Nasıl bu kadar vizyonsuz olunabilir ki? Her şeyi ithal olan ülke, konu eğitim sistemine gelince, ‘kendim yaparım’cı oluyor. Bir öğretmen olarak çok şaşırıyorum, son derece üzülüyorum, gençlerimizin hayatını boş geçirmesine bizzat sebep olan bakanlık çalışanlarının, ülke yöneticilerinin bu vebali asla, hiç bir yerde ödeyemeyeceklerini düşünüyorum.

Tek sorun meslek liselerindeymiş gibi algılanmasın lütfen, şu an liseli nüfusun çoğunluğu bu okullarda okumakta ve en az yarısından çoğunun okulla ilgili sorunları bulunmaktadır. Eğer gerçekten gerçekçi çözümler üretilmezse, bu öğrenciler toplum için de büyük bir risk oluşturacaklardır. Umarım ciddi adımlar atılır. İyi gelişmeler olmasını bekliyor, herkese saygılarımı sunuyorum.

Tüm gönderilerini severek ve ilgiyle takip ettiğim eğitimpedia’nın bize böyle bir fırsat vermesini de takdir ediyorum. Saygılarımla.

selcuk keskinYusuf Selçuk Keskin Kimdir?

Selçuk Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü 2003 mezunuyum. Gaziantep ve Mersin’de görev yaptım. 3 yıldır Ankara’dayım ve 10. yılımı çalışmaktayım.

 

 

 

 

 

EK (1)

Türk Milli Eğitiminin Amaçları

I – Genel amaçlar:

Madde 2 – Türk Milli Eğitiminin genel amacı,Türk Milletinin bütün fertlerini,

1. (Değişik: 16/6/1983 – 2842/1 md.) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;

2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;

3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak;

Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.

EĞİTİM TÜRKİYE 2014 / SERİNİN TÜM BÖLÜMLERİ

BÖLÜM 1: Suat Kardaş, Dersaneler Yasası, PISA 2012

BÖLÜM 2: Bilgin Gavaz “Ödevler, sınavlar, çocuklardan seviyeüstü davranışlar bekleyen aceleci öğretmen ve veliler”

BÖLÜM 3: Özgür Şensoy “Nitelikli öğretmen yetiştirebiliyor muyuz?”

BÖLÜM 4: Burcu Uçaray “Eğitimde aileler inisiyatifi ele alıyor…”

BÖLÜM 5: Kenan Çayır “Eğitimdeki güncel tartışmalara farklı bir gözle bakmak”

BÖLÜM 6: Ali Koç “Bugünkü sorunlarımızın kaynağı dünkü çözümlerimiz…”

BÖLÜM 7: Elif Doğan “Anne Gözüyle: Eğitim Denince Aklımıza Takılan Sorunlar…”

BÖLÜM 8: Ece Karaboncuk “Eğitimin “Çok” Konuşulanları: Okul Seçimi, Öğretmen Atamaları ve Bilişim Eğitimi…”

BÖLÜM 9: Merve Özçelik “Eğitimin Çözülemeyen Denklemi: Bedelli Matematik Çıksın İstiyoruz!”

BÖLÜM 10: Mehmet Nuri Zeren: “Olaylı Eğitim”

BÖLÜM 11: Uzayan Teneffüs Süreleri de Müfredattaki Değişiklikler Kadar Önemli…

BÖLÜM 12: Bir MEB Çalışanı Gözüyle Eğitimde Yapılan Değişiklikler

 

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!