Otomatik Pilot (Kendi Kendini Yöneten Sınıf)

0
4336

Çocukken, eğitim öğretim hayatımın en bilinen cümlelerinden biriydi: “İlla başınızda bir çoban mı olması lazım?” Bu cümle genellikle öğretmen sınıfa geç kaldığında ve sınıfı eğitim öğretimin başında görmek yerine haylazlık yaparken bulduğunda söylenirdi. Yani biz öğrenciler ders zilini duyar duymaz yerimize geçmeli ve derse hazır bir şekilde beklemeliydik. Ama “hazır bir şekilde beklemek” yerine hep başka uğraşlarımız olurdu… 

Yıllardan beri süregelen bu “derse hazır olma” hadisesi, çok kapsamlı ve sınıf içinde ciddi yatırımlar isteyen bir konu diye düşünüyorum. Öğrencilerin motivasyonu, öğretmenin öğrencileri ile kurduğu ilişkinin yapısı, sınıf iklimi ve dahası… Bu yazıda, öğrencilerin öğrenme sorumluluğunu alabilmeleri için sınıfta neler yapılabileceğini inceleyeceğim:

1.Yönerge-matik 

Bir öğretmen gün içerisinde belki de farkında olmadan onlarca yönerge veriyordur. Sınıfı havalandıralım, çalışma kağıtlarımızı dolabımıza kaldıralım, dörderli gruplar olalım, makas ve yapıştırıcımızı çıkartalım vb… Bazen akışa kendimizi o kadar kaptırırız ki, sınıftaki her şeyi düşünen ve düzenleyen kişi konumuna geçeriz. Dolayısıyla bu durum da yönergelerimize yansır. Zaman zaman sınıfa verdiğimiz yönergelerin gerekliliğini sorgulamak yararlı olacaktır.

Okul açılalı iki ay olmasına rağmen, çalışmaların dolaba kaldırılması gerektiğini her seferinde siz mi söylüyorsunuz ya da her ders sonrasında tahtayı siz mi temizliyorsunuz? Çocuklara belli sınırlar çizmek, kurallar belirlemek, onları hem sınırlandırır hem de özgürleştirir. Örneğin, her gün düzenli olarak yapılması gereken işlere yönelik sorumlu öğrenciler belirleyebilirsiniz. Sorumlu öğrencilerin isimlerini tahtaya yazabilir veya komik (eğlenceli) fotoğraflarını duvara asabilirsiniz. Grup olurken, tahtanın belirli bir köşesine “4” rakamının bulunduğu bir kart yapıştırabilirsiniz. Sınıfta herkesin çok sessiz olmasını istediğiniz bir ana dair herhangi bir nesne (ses çıkaran herhangi bir nesne, zil, çan vb.) seçebilir, böyle zamanlarda ortaya çıkarabilirsiniz. Bu örneklerin sınıfınızın dinamiklerine göre özelleştirilmesi gerekir.

2.Sınıfta kullandığınız öğretim yöntem ve teknikleri

Bir öğretmenin en önemli becerilerinden biri, yöntem-teknik bilgisi ve sınıfında bu bilgilerini kullanmasıdır. Öğrencilerin hep aynı tarzda eğitim görmesi, onları içinde olmaktan memnun olmadıkları bir konfor alanına sokacaktır. Hem kendimizi hem de öğrencilerimizi o konfor alanından çıkartmalıyız. Kullandığımız yöntem ve teknikleri çeşitlendirmeli, öğrencilerin farklı durumlarla karşılaşmalarını sağlamalıyız. Mutlaka okunması gerektiğini düşündüğünüz bir kitap için okuma çemberi yapmak, maddelerin hallerini çalışırken buluş yolunu kullanmak, bir sosyal sorunu derinlemesine incelemek için altı şapkayı uygulamak vb…

Kullanınan yöntem ve teknikler, işleyeceğiniz konularda yeni bir rolü, problemi, çözümü beraberinde getirecektir. Sadece dinleyici konumundan çıkan, kendi öğrenme sürecine yönelik bir şeyler yapan öğrencinin öğrenme motivasyonu olumlu etkilenecektir.

3.Duygularınız

Üniversite yıllarında ölçme ve değerlendirme dersi alırken bir hocamız, öğretmenlik bir ceket gibidir, sınıfın kapısından girerken giyer; çıkarken sınıfta bırakırsın demişti. O zamanlar “Vay be, Spiderman’in yaptığı gibi havalı bir şeymiş bu öğretmenlik,” demiştim. Ama aynı Spiderman’de olduğu gibi, dünyayı kurtarırken hala Uncle Ben ile yaptığın tartışmanın etkisinde kalabilir, Mary Jane’i kaybettiğin için üzülebilirsin. Yani o ceketi, kıyafeti giymek bizi duygularımızdan ve düşüncelerimizden uzaklaştıramıyor hatta çoğu zaman onların etkisi altında kalıyoruz. Dolayısıyla, bağımsız bir sınıf istiyorsanız, bu yolda karşınıza çıkabilecek aksiliklere karşı duygusal ve fiziksel olarak hazır olmalı, “Sınıfımın kontrolü elimden gidiyor mu?” ile “Öğrencilerim oto-kontrol kazanıyor mu?” arasındaki ince çizgide kaybolma tehlikesi bulunduğunu fark etmelisiniz.

4.Sınıftaki Disiplin 

Disiplin denilince genellikle aklımıza, ödül-ceza-otorite-katı kurallar vb gelir, bu kelime çoğunlukla bize negatif şeyleri çağrıştırır. TDK güncel sözlüğünde disiplin, “bir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu, sıkı düzen, düzence, düzen bağı, zapturapt” olarak geçer. Dolayısıyla disiplin sözcüğünün yaptığı çağrışımlar, düzen, düzene bağlılık, kurallar bütünü vb olmalıdır. Disiplinin genellikle negatif çağrışımlarla bağdaştırmamız ayrıca incelenmesi gereken başka bir konu.

Öğretmen olarak sınıf içindeki disiplini nasıl algıladığımıza ve yönlendirdiğimize bakmalıyız. Her sınıfta mutlaka uyulması gereken kurallar vardır. Peki, bu kurallar nasıl oluşur? Bu kuralları kim/kimler oluşturur? Kurallara bağlılık ve uyum düzeyi nasıl ayarlanır? Örneğin, sınıf kuralları belirlidir diye düşünerek kurallar listesi yazıp, öğrencilerinize imzalatır mısınız? Yoksa karşılıklı fikir alışverişlerinde bulunarak, yönlendirmeler yaparak, herkesin ihtiyacına yönelik kuralları birlikte mi oluşturursunuz?

İhtiyaçtan ve kaostan doğan kuralların daha gerçekçi olduğunu, öğrenciler tarafından da daha fazla sahiplenildiğini düşünüyorum. Kendi sınıfımdan bir örnek verecek olursam eğer, çember zamanında yere otururken kullanmak için minderler almıştık. Bir süre sonra minderler kirden tanınmaz hale gelmişti. Ben de bu konuyu sınıf gündemine taşımış ve temizlik ile ilgili bir şeyler yapmamız gerektiği konusunda sınıfımı yönlendirmiştim. Uzunca bir tartışmadan sonra, bir öğrencim minderlerin uzun süre temiz kalabilmesi için büyük bir koli getirmeye gönüllü olmuş, herkes evinde yıkayıp getirmeyi oylama ile kabul etmiş, minderlerin temizliğine dikkat etmeyenlerin, hatta üzerine basanların hemen o gün temizlemek için eve götürmesi gerektiğine karar vermişlerdi. Sadece bunu tartışalım demiş, yönlendirmeler yapmıştım. Sürecin bundan sonra nasıl işleyeceğini öğrenciler belirlemişti. “Amaaaan canım, bu kadar uzatmaya ne gerek var. Minderler çok kirlendi çocuklar. Bugün herkes eve götürüp yıkasın derim, olur biter,” demeyin 🙂 O zaman günlük ve basit gördüğümüz sorunlar, sadece bizim tarafımızdan fark edilir halde kalıyor. Sınıf durumu sahiplenip, üzerine kafa yormuyor. Dolayısıyla çözümün de – siz hatırlattığınız sürece – parçası oluyor.

5.Okulunuzun öğrenme ve öğretme yaklaşımları

Buluş yoluyla öğrenme, kubaşık (işbirlikli) öğrenme, yapılandırmacılık, aktif öğrenme, proje tabanlı öğrenme ve daha fazlası… Öğrenme ve öğretme yaklaşımları temelde şu noktada birbirinden ayrılır: Öğrenci merkezli ya da öğretmen merkezli. İçinde bulunduğunuz okul, mevcut yaklaşımlardan öğrenci merkezli olanların kullanılmasını önemsiyor ve destekliyorsa, öğrencilerin bağımsızlaşması ve kendilerini yönetme süreçleri olumlu etkilenecektir. Ancak sınıflarda sunuş yoluyla öğretimin hakim olduğu, genelde aynı yöntem ve teknik üzerinden yürütülen dersler, öğretmenin merkezdeki rolünü güçlendirecektir. Öğretmenin merkezden çekilmesi de temelde sizin, sonrasında da okulunuzun hangi yaklaşımları benimsediğiyle ilişkilidir.

Özetleyecek olursak, öğrencilerinizin kendi öğrenmelerine dair farkındalıklarının artmasını istiyorsanız, öncelikle sabırlı olmalı, sürecin yavaş ilerleyebileceğini göz önünde bulundurmalısınız. Aynı zamanda belirli aralıklarla sınıfta kullandığınız yöntem-teknikleri gözden geçirmeli, sınıfınızın “kontrolden çıkmasına” ne kadar ve nasıl müsade ettiğinizi izlemelisiniz.

   

Nergis Mutlu Oruç

Sınıf Öğretmeni

[email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here