Özel Eğitimde Multidisipliner Yaklaşım

0
4591

Adı Nurullah’tı. Beş yaşındaydı ve erken çocukluğun ortasında dolanıp duruyordu. Ne evin ahşap kapısını ne de avlunun demir girişini bulabiliyordu. Kendi dünyası ile dış dünya arasında kaybolmuş bir çocuktu Nurullah; ne kendi içindeydi ne de dışarıda… 

Göz kontağı üç saniyenin üstünde olmasaydı, adını tanımayıp taklit ve eşlemede asgariyi tutturamamış olsaydı, onun için “kendi dünyasında kayıptı” diyebilirdim. Vardı bunlar; ancak bir ahşap ve demir arasında yaşıyordu. Kaybolmanın hercai çeşit hâli vardır ve bunun adı arafta kaybolmaktı. 

Nurullah kavram ülkesinin bir kontrol noktasında takılıp kalmıştı. Birgün teneffüste fizyoterapist olan Ahmet Hoca ile birlikte iki hocanın Nurullah ile ilgili konuştuklarını duydum.

‘’Neyi var Nurullah’ın?’’ 

Bir çıraktım ben, ukalaca sormuştum. Karşımda ise yılların ustası Ahmet Hoca vardı. Yorgun, derin ve güçlü gözleri ile beni içine alacak sanmıştım. Sağ avucuyla sol omzuma dokundu, avucu anlayış dolu bir ova gibi örtmüştü omzumu.

Zira bilmiyordum, işin kötüsü de şu ki; bilmediğimi de bilmiyordum. Özel eğitimde ikinci yılımdı ve kalifiye olmayan bir eğitim sistemi, boynuma imza vebalini bağlayıp beni buralara göndermişti. 

‘’Beyin hasarı…’’ demişti Ahmet Hoca. ‘’CP…’’ 

Ve çok önemli bir yol üstü toplantısı için alıcıları topyekûn açık olan iki kişi ile birlikte Nurullah’ı ele almaya devam etmişlerdi.

Özel eğitimci duygusal kavramlara çalışacaktı: Mutlu, üzgün, kızgın, şaşkın ve korkmuş…

Dil konuşma terapisti; dil, dudak, yanak ve çenede fena olmadığını söylemişti Nurullah’ın, o da yüz kaslarındaki yetersizlikten bahsetmişti. Ses üretmesi, hece, sözcük… Yani konuşması için bu engele takıldıklarından bahsetmişti. 

Ahmet Hoca ise Latince yüz siniri anlamına geldiğini sonradan öğreneceğim Nervus Facialis’ten bahsetmişti. Nervus Facialis yüzün mimik kaslarından sorumlu sinirmiş. Yüz kaslarını kullanabilmesi için bu sinirin uyarılarak kaslara işlev kazandırılabileceğini söylemişti. Böylelikle konuşma ve ses çıkarma fonksiyonları dudak hareketlerini sağlayarak katkıda bulunurmuş. 

Seanslar çok yoğun olduğu için ancak teneffüslerde ve yemek molasında görürdük onu. Boş dersimiz çok olmazdı, ya da aldığımız ortak öğrencileri konuşmak için ayarlanmış özel bir zamanımız… Bizimle her uzun konuşmasının bir yerinde şöyle derdi.

‘’Multidisipliner çalışın çocuklar!’’ 

‘’Multidisipliner,’’ der ve bu mühim savı o teneffüs loşluğunda bırakıp giderdik. ‘’Oysa,’’ diyorum. ‘’Oysa bir ustanın elleri izlenerek sözleri dinlenmeliydi.’’ Eğitim sistemi, ustalarımızla bizi ancak bu loş yerlerde bir araya getiriyordu.

Multidisipliner sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmezdim. Şayet çalıştığımız kurumun politikası buna olanak tanısaydı, işte bu sözcüğü yaşayacağımdan dolayı kolaylıkla bilebilirdim ama kurum katı bir ekonomik program güdüyordu. Şimdiden bakınca o şekil bir kurum politikasına kızıyor, Ahmet Hocayı ise özlüyorum.

Ahmet Hoca ile çok kısa çalışma şansım olmuştu. Merkez değiştirdiğim için uzun bir süre ne Ahmet Hocayı ne de Nurullah’ı görmedim. Mayıs ayında ayrılmıştım oradan ve bir sonraki yılın temmuz ayına kadar gitme fırsatım olmadı oraya. 

On dört ay aradan sonra döndüğümde ise gördüklerime inanamadım. Nurullah‘ın o gün dersi vardı,  annesini Nurullah ile konuşurken buldum.

‘’Mutlu ol Nurullah… Kızgın ol… Şaşır bakalım… Hele üzül benim aslan oğlum… Ay, nasıl da üzülürmüş benim kuzuuumm, kıyamam… Kork şimdi de…’’

Ve Nurullah o kadar içten taklitler yapıyordu ki şaşırıp kaldım. Öğretmenler odasına yöneldiğimde annesinin sesi ardımdan geliyordu.

‘’Hatırladın mı Nurullah, bak o da eskiden burada öğretmendi!’’

Nurullah, gülücüklü bir nefese sarmaladığı bir sözcük gönderdi bana doğru:

‘’Evet.’’ 

Üst kata çıktığımda, Ahmet Hoca’yı yine bir teneffüs loşluğunda yakaladım. Hasretle özlemi bir yana bırakarak, sanki buradan hiç ayrılmamışım gibi direkt konuya girdim:

‘’Nasıl oldu bu Hocam?’’

‘’Ne nasıl oldu?’’ dedi gülerek. Sesi ve davranışları her zamanki gibi kontrollüydü, başkalarından daha çok kendisini kontrol ederdi Ahmet Hoca. 

Büyümü yapmıştı yoksa Nurullah’a? Kıt görüşüm bu mevzuya bir açıklık getiremiyordu. Gülüp bana doğru kollarını açtı.

‘’Multidisipliner yaklaşım…’’ 

Bekleme salonunda gördüğüm, farklı disiplinlerin bir amaç doğrultusunda hareket etmesinin sonucuydu. Hocalar üç farklı yerden yürüyerek Nurullah ile buluşmuş, evinin içinden çıkmış olan Nurullah’ın avlusunu tanımasına da rehberlik etmişlerdi. Avlunun demir girişini istediğinde geçip dönebilen bir Nurullah ortaya çıkmıştı.

Vahap Işık

Özel Eğitim Sınıf Öğretmeni, Eğitim Koordinatörü

[email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here