REKLAMI KAPAT
TRENDLER
Aydan Bayır
Aydan Bayır Boğaziçi Üniversitesi Felsefe ve East London Üniversitesi Uygulamalı Pozitif Psikoloji

Bireylerin ve toplumların mutluluk ve başarılarını optimum düzeye getirebilmek için bilimsel çalışmalar yürüten pozitif psikoloji alanında uzmanlaştı. Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden aldıktan sonra, East London Üniversitesi'nde Uygulamalı Pozitif Psikoloji alanında yüksek lisansını yüksek onur derecesi ile tamamladı. Ayrıca İsveç, Hollanda, İrlanda ve İngiltere'de şefkat odaklı terapi(CFT), öz-şefkat(self-compassion), bilinçli farkındalık(mindfulness) ve şefkatli liderlik (compassionate leadership) üzerine eğitimler aldı. Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi Rehberlik Birimi bünyesinde düzenlediği uzun dönemli atölyelerde öğrencilerle öz-şefkat ve farkındalık üzerine çalıştı. Şimdi ise çeşitli eğitim platformlardaki atölyeleri aracılığıyla yetişkinlerle buluşuyor.

TÜM YAZILARI

Özgürlük Yazarları Filmi ve Hümanist Eğitim

Görüntülenme 415

0
Özgürlük Yazarları Filmi ve Hümanist Eğitim

Erin Gruwell isimli bir edebiyat öğretmeninin gerçek yaşam öyküsünden uyarlanan Özgürlük Yazarları, ırkçılık sebepli şiddetin kol gezdiği karma bir lisede yaşanan dönüşümün filmi. Ayrımcılık karşıtı protesto dalgalarının dünya çapında gündeme geldiği bu zamanlarda, ümidine sahip çıkan ve değişim için sorumluluk almaya gönüllü olan her eğitmen için de önemli farkındalıklar barındırıyor. Bu yazı ise Gruwell’in attığı cesur adımları psikolog Carl Rogers’ın hümanist eğitim anlayışının prensipleri açısından değerlendirmeyi amaçlıyor.

Hümanist eğitim anlayışına göre eğitim, öğrenci ve eğitmen tarafından  paylaşılan bir sorumluluğu kapsar.

Bu anlayışın bir örneği filmin başlarında – okulun içindeki kaos ortamından ötürü tüm ümidini kaybetmiş iki öğretmenle, işe yeni başlamış Gruwell arasındaki diyalogda – karşımıza çıkar. Öğretmenler Gruwell’e beklenti içinde olmamasını ve bu çocukların sokaklar için tehdit olduğunu unutmamasını öğütleseler de, Gruwell kendi payına düşenin son derece farkında bir cevap verir: “Ben işimi düzgün yaparsam öğrenciler kapımda sıraya girerler.” Gruwell’in samimi çabası ve sorumluluk almaya gönüllü tavrı zaman içinde sonuçlarını fazlasıyla verir.

Hümanist eğitim anlayışına göre eğitmen öğrencilerine sahici bir şekilde, empatiyle ve koşulsuz olumlu bir bakış ile yaklaştığında öğrenciler için güvenli bir öğrenme ortamı sağlanmış olur, öğrenciler otantik benlikleriyle tanışır ve sosyal faydanın gözetildiği bir metamorfoz gerçekleşir. 

Başlangıçta Gruwell’in öğrencilere ulaşma çabalarının hepsi sınıfta bir kavganın patlak vermesiyle sonuçlanır. Zira öğrencilerin akıcı bir şekilde konuşabildiği tek dil şiddettir. Ta ki, Gruwell öğrencileri samimiyetle dinleyene dek… Öğrenciler o zamana kadar içinde bulunmaktan yoruldukları şiddet döngüsünü asıl besleyenin kendileri olduğunu fark etmemişlerdir. Onlara göre bağırmak duyulabilmenin tek yoludur. Fakat Gruwell bu şiddetin ardındaki duygusal ihtiyacı görebilecek vizyonda bir eğitmendir. Öğrencilerin kendilerini korumak için oluşturdukları buzdan şiddeti koşulsuz kabulüyle eritir. Nitekim, filmin ileriki safhalarına doğru öğrenciler bu sınıfı “kendimiz olabildiğimiz tek yer”, “evimiz” diye tanımlarlar. 

Hümanist eğitim anlayışı, eğitmeni, “bilginin sahibi” ve öğrencileri “pasif alıcı” olarak konumlandırmaz. Öğrencinin ve öğreticinin beraberce çıktığı bir öğrenme yolculuğu esastır

Gruwell film boyunca öğrencilerine edebiyatı sevdirecek çok sayıda yaratıcı yöntem dener ve bunların hemen hemen hepsi başarılı olur. Çünkü eğitim modelini kalıplaşmış prensiplere göre değil, öğrencilerden aldığı bilgiler ışığında hayata geçirir. Örneğin “kafiye” konusunu anlatacağı zaman, öğrenciler tarafından beğenildiğini bildiği bir şarkının uyaklarını bulmalarını ister. Bu ufak değişikliğin işe yaradığını fark eden Gruwell,  öğrencilerini daha yakından tanıyabilmek, ihtiyaçlarını daha doğru tahlil edebilmek adına hepsine birer defter verir ve bu deftere öğrendiklerini, içlerinden geçen iyi veya kötü her şeyi yazmalarını ister. Ayrıca onlar izin vermediği müddetçe defterlerini hiçbir şekilde okumayacağını, defterinin okunmasını onaylayanların defteri gün sonunda kilitlenecek bir dolaba bırakmalarını söyler. İşte değişim tam da bu noktada başlar. Çünkü kendisini güvenli ve kabul edildikleri bir ortamda ifade etme şansı yakalayan öğrenciler sakinleşmeye başlarlar. Anlaşıldıklarını hissetmek, şiddetin yıllardır öğrencilerde açtığı psikolojik yaralara merhem olur. Gruwell’in empati ile sunduğu yaklaşım ve koşulsuz olumlu bakışı günün sonunda öğrencilerin iç dünyasını öğrenmesine ve buna uygun ders içeriklerini geliştirebilmesine olanak sağlar. 

Hümanist eğitim anlayışında öğrencilerin gerçek yaşamla bağlantılandırabilecekleri bilgi kaynaklarına yer verilir. Eğitimci, bilgisini ve hayat tecrübesini, öğrencinin kendi yolunu bulabilmesi adına bir fener gibi kullanır. Eğitmen sahip olduğu bilgilerin zaman içinde geçerliliğini kaybedebileceğinin farkındadır, bu yüzden öğrenciye kazandırılması gereken “öğrenmeyi öğrenme” bilincidir. 

Farklı kültürlerden pek çok öğrencinin bulunduğu sınıfta, temel problemlerden birisi öğrenciler tarafından deneyimlenen ayrımcılığa uğrama korkusu ve bu sebeple de bir türlü  aidiyet hissi duyamama halidir. Öğrenciler, Gruwell’in sosyal statüsü ve ırkı sebebiyle bu durumu anlayamayacağını düşünür ve onunla iletişim kurmanın beyhude olduğu önyargısını taşırlar. Gruwell ise bu duvarı Nazi Almanya’sının en bilinen mağdurlarından Anna Frank’in hikayesiyle kırar ve kendi imkanlarıyla tüm öğrencileri için birer kitap temin eder. Ayrımcılığın farklı gruplar tarafından yüzyıllardır maruz kalınan bir durum olduğunu gören öğrenciler, “bağlantı” hissetmeye ve değişim için istek duymaya başlarlar. Gruwell, onların öğrenme yolculuklarını besleyebilmek için onları hoşgörünün önemini vurgulayan bir müzeye götürür. Böylelikle öğrenme yolculuğu sınıfın içinde aktarılan bir takım teorik bilgilerin dışına taşar. Öğrenciler olumlu yönde dönüşmek için inisiyatif alırlar ve Gruwell’den gördükleri anlayışlı, sevecen ve empatik bakışı çevrelerine uygulamaya başlarlar. Bu yaklaşım sayesinde entelektüel açıdan gelişimin yanı sıra öğrencinin bütünsel gelişimini destekleyen bir model uygulanmış olur. 


Özgürlük Yazarları, kanaatimce, Carl Rogers’ın “Öğrenme Özgürlüğü” isimli başucu kitabında bahsettiği öğrenci-merkezli tasarım prensiplerinin takdire şayan bir örneği ve filmin nice ayrıntısını bunu doğrular nitelikte. Gruwell karakteri, hepimiz için gerçek bir rol model. Onu farklılaştıran öğrenciye potansiyeline duyduğu güveni seçimlerine yansıtıyor olması; değişime açık olması ve temel gayesinin “öğretmek” değil, “öğrenmenin gerçekleşmesi için gerekli koşulları hazırlamak” olması. Ülkemizde de bu tutumu yaşatan, geliştiren ve üzerinden yıllar da geçse öğrencilerinin şükranla andığı eğitimcilerimizin artması ümidiyle.

Aydan Bayır-Toper

Eğitmen

Referanslar:

Rogers, C. R. (1983). Freedom to Learn for the 80’s. Columbus: Charles E. Merrill Publishing.
https://www.imdb.com/title/tt00463998/

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!