REKLAMI KAPAT
TRENDLER
Müjdat Ataman
Müjdat Ataman Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği / Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünde, Türkçe Öğretmenliği yan alanı ile yüksek lisans eğitimini de Ankara Üniversitesinde Yaratıcı Drama alanında tamamladı. Bilkent Üniversitesi Hazırlık Okulunda (BLIS) ve Özel İzmir SEV Okullarında öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. İstanbul'da Tarabya İngiliz Okulları İlkokul Müdürlüğü görevinde bulundu.

Çağdaş Drama Derneği İzmir Şubesinin kuruluşunu ve başkanlığını yürüttü. Forum Tiyatro, sınıfta yaratıcılık, çocuk yazını, alternatif eğitim konuları üzerinde çalışıyor. Eğitim kurumları, sanat akademileri, dernekler ya da çeşitli kuruluşların gereksinimlerine yönelik, konulu atölyeler gerçekleştiriyor. Eğitimpedia yazarıdır. PEGEM Akademi tarafından yayımlanan "Yaratıcı Yazma için Yaratıcı Drama", "Yaratıcı Türkçe Dersleri", "Eğitim Gerçeğimiz" ve "112 Öğretmenliğime Notlar" kitaplarının yazarıdır. Koza Yayınlarından çıkan 4. Sınıf Türkçe kitabı yazarlarındandır. "Türkçe Öğretiminde Yeni Yaklaşımlar", "Yaratıcı Yazma", "Sınıfta Yaratıcılık", "Yaratıcı Dramanın Yöntem Olarak Kullanılması" konularında bildiriler sundu ve seminerler verdi. Halen Fide Okulları'nda Okul Müdürü olarak görev yapıyor.

TÜM YAZILARI

Sınıf Anlaşmaları

Görüntülenme 365

0
Sınıf Anlaşmaları

“Lüzumsuzsa söndür, bulduğun gibi bırak” cümlelerinin yazılı olduğu uyarı levhalarını askeri tesislerde ve gittiğimiz resmi kurumlarda görmeye alışkınız. Bu buyuran, emreden, nasıl davranmamız gerektiğini bize sert ifadelerle tanımlayan dil beni rahatsız eder. Bu ifadeleri yazanlara sorsak eminim bu önergelere uyulmaması konusunda aşırı dertlilerdir. Bir yetişkine, “çöpü yere atma” yönergesini yazılı olarak sunmak bizim eğitim sistemimizdeki başarısızlığımızdır. Yetişkinlerle kurulan bu emredici dilin nedeni çocukken içselleştirilmeyen tutum ve davranışlar olsa gerek. Bu buyuran dilin nerede temellendiğini çok uzaklarda aramaya gerek yok. Ülkenin herhangi bir okuluna gidip bir sınıfa girdiğimizde duvara bakmak yeterli olacaktır. “Söz alarak konuşurum, arkadaşımın sözünü kesmem, arkadaşlarımın malzemesini izin alarak kullanırım, uygun olmayan sözcükler kullanmam, atıklarımı çöp kovasına atarım, sırama-masama zarar vermem.” Sınıf kuralları ismiyle anılan bu liste üç aşağı beş yukarı eğitim yaşantımızın gerçeğidir.

Öğretmenliğe ilk başladığımda, üniversitede mi öğretildi nedir, hemen ilk işim sınıf kurallarını belirlemek olmuştu. Aklımca ben kimseye benzemeyecektim ve demokratik bir yöntemle bunu gerçekleştirecektim. “İlk işim” cümlemde de bağırdığı gibi bu benim işim değildi ve ben bunu o zamanlar bilmiyordum. Sınıfa girdim, “Çocuklar sınıfımızın kuralları ne olmalı?” dedim, yazık öğrenciler de ezberlenmiş sıralı cümleleri saymaya başladılar: “Söz alarak konuşurum, arkadaşımın sözünü kesmem”. Bu şekilde öğrencilerin saydığı ezber cümlelere ben de biraz ek yapmış yirmiye yakın kuralı kartona yazıp bir de paspartu yapıp duvara asmıştık. Tahmin edebileceğiniz gibi bu kurallara bir yıl boyunca hiç uyulmamıştı. Sadece ben, yani sınıfın padişahı, sinirlendiğim zamanlarda bu kuralları öğrencilere hatırlatıp, “Bu kuralları beraber belirledik niye uymuyorsunuz” diye sesimi yükseltip öğrencilere kızıyordum.

Ben aynı hatayı yapmaya yıllarca devam ettim. Bir gün sınıfta arkadaşının sözünü kesen bir öğrenciye kızarak, bunun sınıf kurallarına aykırı olduğunu ve bu konuda özenli davranması gerektiğini anımsattım. Bu kural hatırlatma cümlem ne yazık ki cümlede durduğu gibi uysal değildi ve kırıcı bir tondaydı. Uyardığım öğrenci alınmış, kızarmış ve öfkelenmişti, çakmak çakmak gözleriyle bana bakıp, “Siz, önce bu kurala uymalısınız” dedi. Öfkeyle söylediği bu cümle kucağımdan girdiğinde yüreğime sert bir kaya gibi oturdu. Sadece bu öğrenciyi kırmış olmanın verdiği pişmanlık değildi yaşadığım, geçmiş yılların büyük pişmanlığıydı. Bu kurallar zihnimide hep öğrenciler için vardı, oysa kurallara ilk uyması gereken bizlerdik. Ben bunu hiç görmemiştim.

Bu acı deneyimin hemen ardından öğrencilere açıklama yapmadan sınıf kurallarına ben uymaya özen gösterdim. Aklımca aldığım bu acı dersle ilgili kendimi deneyecek ve öğrencilere örnek olacaktım. Bir hafta sürmeden pes ettim. Bu bir haftalık deneme sürecinde duvarda yazılı olan kalabalık kurallara uymanın biz yetişkinler için bile ne zor olduğunu fark ettiğimde oyun yaşındaki çocuklardan bu kurallara uymalarını beklemenin deveye hendek atlatmaya çalışmak olduğunu anladım.

Bu kurallar niye vardı, neden uyulmak zorudaydı? Öğretmene göre rahat ders işlemenin etkili yolu olan kurallar bütünü, çocuklarda bir anlam ifade etmiyordu. Öncelikli olarak kuralların neden gerekli olduğunun öğrenciler tarafından fark edilmesi gerekiyordu. Bir ihtiyaç ortaya çıktığında bu ihtiyacı gidermek için çözüm aranabilirdi. Bu nedenle yeni öğrencilerle başlayan bir yeni eğitim öğretim yılında öğrencilere, bu sınıfta hiç kural yok diyerek derslere başladım. Bu açıklamaya şaşıran öğrenciler onaylatmak için açıklamamı yinelememi istediler, nasıl yani hiç mi kural yok, yok…

Birinci gün, ikinci gün sınıfta bağrış çağrış, itme, yırtma dahil her türlü kaotik durum yaşanmıştı bile. Sanırım ilk haftanın sonuna doğru bir öğrenci ağlayarak yeter artık dedi, arkadaşını şikayet ederek bu sınıfta kural olmaması çok saçma diye ekledi. Bu serzenişe yeni serzenişler eklendi, herkes hep birden konuşuyor, kimse dinlemiyordu… Kuralsızlık artık ciddi bir sorundu ve mutlaka adım atılmalıydı, bu aşamada da öğretmen olarak bir adım geri çekilip ipin ucunu öğrencilere verdim. “Bu sınıftaki durum sizin için bir sorunsa çözümü bulacak olan da siz olun” diyerek öğrencilerin tartışmalarına fırsat tanıdım.

Uzun uzun tartışıldıktan sonra öğrenciler kendilerinin belirlediği onlarca madde yazdılar. Onların yazdıkları bu maddeler tahtaya asıldı. Bu maddelerin asılmasının ardından hepsi birbirini uyarmaya başladılar. “Sen şu kurala uymuyorsun, sen de şu kurala uymuyorsun,” kendi koydukları kurallar denizinde boğulmaya başladıklarında bu durumun sıkıcılığı ile yeniden sınıfta bir tartışma başladı. Yeniden kurallarla ilgili tartışılırken kimi öğrenciler belirli kuralların olup olmaması gerektiği konusunda farklı görüşlerini dile getirdiler. İçinden çıkamadıkları bu durumla ilgili hakem olarak gördükleri bana döndüler ve “Bize yardım eder misiniz artık” dediler. Bu yardım talebini açmalarını istedim, benden ne bekliyorsunuz diye sordum. “Anlaşamıyoruz, bize yardım eder misiniz?” diye yinelediklerinde ben de onlara güzel bir teklifle döndüm. “Kuralları atıp bunun yerine hepimizin sınıf davranışlarımızla ilgili yeniden tartışıp, çatışıp, uzlaşarak sınıf anlaşmaları yapmamıza ne dersiniz?” dedim. Öğrenciler bu fikri çok sevdiler. Öncelikle çatışma yaşadıkları kuralla ilgili yeniden tartışarak uzlamaya vardılar ve bunu sınıf anlaşmasının ilk maddesi olarak yazdılar. Belirli aralıklarla anlaşmalara yeni maddeler eklediler. Bu anlaşma maddelerinin oldukça kısa olması konusunda da anlaştılar ve buna çok sevindiler. Sınıfta bir sorun çıktıkça kendileri dönüp birbirlerine yaptıkları anlaşmayı anımsattılar.

Öğrencilere kurallar koymak ve o kuralların polisliğini yapmak yerine, beraber adım atmak sahiplenmeyi de yanında getirecek. Sınıfının anlaşmalarını kendileri belirleyen öğrenciler, verimli bir çalışma ortamının anahtarını da böylelikle size vermiş olacaklar.

 

Müjdat Ataman

Okul Müdürü

www.mujdatataman.com

[email protected]

Yorum Yazın
Yazarın Diğer İçerikleri
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!