TRENDLER

TED Konuşmaları – Elizabeth Gilbert: Deha Üzerine

Görüntülenme 358

0
TED Konuşmaları – Elizabeth Gilbert: Deha Üzerine

Bu dünyaya yapmaya geldiğimiz işi yapmaktan korkmamız mı gerekiyor? Demek istediğim, yaratıcı mesleklerin nesi bu kadar korkunç ki, diğer kariyerleri kimse dert etmiyor da, bu mesleklere gelince karşımızdakinin ruh sağlığı için endişe ediyoruz? Mesela babam kimya mühendisiydi. Kırk yıl boyunca kimya mühendisliği yaptı ama kimse kimya mühendisliği yapmaktan korkup korkmadığını sormadı. Yani — “Şu bahtsız kimya mühendisi John’un hali nasıl, iyi mi acaba?” Yani hiç karşılaşmadım. Kimya mühendislerinin hakkını vermek gerek tabii, yüzyıllar boyunca adlarını “alkolik manik-depresife” çıkarmadılar.

Elizabeth Gilbert, sanatçılara ve dehalara imkansız özellikler atfetmemiz üzerine konuşup, radikal bir fikri savunuyor: Nadir bulunan bu insanların “dahi” demek yerine, “dehanın” onlara geldiğini söylemek gerekir. Komik, kişisel ve etkileyeci bir konuşma…

Antik Yunan ve antik Roma’ya dönersek, o zamanlarda insanlar yaratıcılığın insanın kendinden kaynaklandığına inanmıyorlardı. Yaratıcılığın, insana refakat eden kutsal bir ruh olup, insanlara, meçhul ve uzak bir kaynaktan, anlaşılmaz sebeplerle geldiğine inanıyorlardı. Yunanlılar, yaratıcılığı sağlayan bu refakatçi kutsal ruhlara “demon” diyorlardı. Sokrat, kendine gaipten bilgelik anlatan bir demonu olduğuna inanmasıyla ünlüdür. Romalılar da aynı düşüncedeydiler, ama onlar bu vücutsuz yaratıcı ruhlara “genius” (“deha”) adını vermişlerdi. Bunu öğrenince çok hoşuma gitti; çünkü Romalılar, “dehanın” zeki bir birey anlamına geldiğini düşünmüyorlardı. “Dehanın,” böyle büyülü bir varlık olduğuna, sanatçıların stüdyolarının duvarlarında yaşadığına – şu ev cini Dobby gibi – bazen de ortaya çıkıp böyle gizlice sanatçıya eserinde yardımcı olduğuna, esere biçim verdiğine inanıyorlardı.

Ye, Dua Et, Sev kitabının yazarı Gilbert’in dinleyicilerin kahkahasıyla sık sık kesilen konuşmasında, verdiği örneklerle de ilgi topluyor:

Geçenlerde olağandışı Amerikalı şair Ruth Stone’la tanıştım. Şimdi 90’lı yaşlarında, ama bütün hayatı boyunca şiir yazmış. Bana küçüklüğüyle ilgili bir öykü anlattı: Virginia eyaletinde köyde yaşarken, tarlada çalışırmış; bazen bir şiirin, taa ufuktan kendine doğru geldiğini duyup hissedermiş. Gökgürültülü bir hava treni gibiymiş. Yukarılardan yuvarlanıp kendisine doğru gelirmiş. Geldiğini, ayaklarının altındaki toprağın sarsılmasından fark edermiş. Şiir geldiği zamanlarda ne yapacağını bilirmiş: kendi ifadesiyle, “deli dana gibi koşarmış”. Evine doğru deli dana gibi koşarken, şiir onu takip edip kovalarmış; bütün mesele, bir kağıt-kaleme, şiir içinden akıp gitmeden önce ulaşmakmış; yoksa şiiri yakalayıp da kağıda yazamazmış. Bazen gerçekten de eve varamazmış. Koşup koşup koşup da sonunda evine varamayınca, şiir içinden geçip gidermiş, o da yakalayamazmış; fakat şiir tarlaların üzerinde devam edip, kendi ifadesiyle, “başka bir şair bulmaya” gidermiş. Dahası, bazen de – – bu kısmı aklımdan çıkmıyor – bazen de, ucu ucuna kaçırmak üzereyken, eve koşup da kağıt aranırken şiir içinden geçeyazınca, tam şiir içinden geçerken kalemi kaparmış; öteki eliyle de uzanıp şiiri yakalarmış. Şiiri kuyruğundan yakalayıp, vücuduna doğru geri çekermiş, bir yandan da kağıda yazarmış. Bu olunca, şiir sonunda sayfaya mükemmel ve mütemmim çıkarmış. Ama bir eksiklikle: Tersten, son kelimeden ilkine doğru.

 

 

Etiketler
Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!