TRENDLER

Ahlak Anlayışı Yabancı Bir Dilde Nasıl Değişiyor?

Görüntülenme 707

0
Ahlak Anlayışı Yabancı Bir Dilde Nasıl Değişiyor?

Farklı bir dilde düşünmek, etkileyici ahlaki değişimlere yol açıyor.  

Bizi biz yapan şey nedir? Alışkanlıklarımız mı? Estetik zevkimiz mi? Anılarımız mı? Eğer özümü oluşturan bir parça, kim olduğumu belirleyen temel bir özellik varsa, bunun kesinlikle doğru ve yanlış algımı belirleyen ahlak anlayışım olduğunu söylerdim.

Ancak yine de, birden fazla dil konuşan çoğu insan gibi ben de konuştuğum her dilde biraz daha farklı bir insanmışım gibi hissediyorum. İngilizcede daha özgüvenli, Fransızcada daha rahat, Çekçede ise daha duygusal oluyorum. Bu farkların yanı sıra, ahlaki yargılarımın da o an konuştuğum dile göre değiştiğini söylemek mümkün mü?

Ahlaki yargılar üzerine çalışan psikologlar da bu soruyla epey ilgilenmeye başladılar. Son zamanlarda yapılan birçok çalışma, insanların başka bir dilde ahlaki meseleler hakkında nasıl düşündüklerini araştırdı – Birleşmiş Milletler temsilcilerinin bir konu hakkında tartışırken lingua franca (ortak dil) konuşması örnek olarak verilebilir. Bulgular, ahlaki ikilemlerle karşı karşıya kalan insanların, yabancı bir dilde ana dillerinden çok daha farklı düşündüklerini gösteriyor.  

Aynı olaya iki farklı dilde, iki farklı ahlaki tepki

Albert Costa önderliğinde 2014 yılında yapılan bir çalışmada, gönüllülere “tramvay ikilemi” olarak binilen durumda kalsalardı ne yapacakları soruldu: Kontrolden çıkmış bir tramvayın, rayların üzerinde duran, hareket edemeyen beş kişiye doğru yaklaştığını hayal edin. Tramvayı kontrol eden düğmenin yanınızda olduğunu görüyorsunuz. O düğmeye basarak aracın yolunu değiştirebilir ve böylece beş kişinin hayatını kurtarabilirsiniz. Ancak, yan raylarda da biri var ve tramvay yol değiştirirse o ölecek. Düğmeye basar mıydınız?

Çoğu insanın bu soruya cevabı evet oluyor. Ancak, ya tramvayı durdurmanın tek yolu tanımadığınız iri cüsseli birini tramvay yoluna atarak yolu kapatmak olsaydı? İnsanlar bu duruma evet demekte çekingenlik gösterdiler. Oysa her iki senaryoda da beş kişi kurtarmak için bir kişi feda ediliyor. Costa ve meslektaşları, sözkonusu ikilemi gönüllülerin sonradan öğrendiği bir dilde sunduklarında, feda edilecek kişiyi raylara itme isteklerinin çarpıcı şekilde arttığını gözlemledi. İkileme ana dilinde cevap verenlerde bu oran yüzde 20’nin altındayken, yabancı dilde cevap verenlerde yüzde 50 civarı. (Çalışmaya ana dili İspanyolca veya İngilizce olan insanlar dahil oldu, yabancı dilleri ise İngilizce ya da İspanyolcaydı. Sonuçlar iki grup için de aynıydı. Bu da demek oluyor ki etkili olan şey yabancı dil konuşmak, hangi yabancı dil olduğunun önemi yok.)

Janet Geipel ve meslektaşları, çok farklı bir deney düzeneği kullanarak yabancı dil konuşmanın, katılımcıların ahlaki kararlarını değiştirdiğini keşfettiler. Gönüllüler araştırmada, kimseye zararı olmayan ancak çoğu insanın ahlaki açıdan kabul edilemez bulduğu davranışları içeren hikayeler okudular. Örneğin, kendi rızaları ile güvenli cinsel ilişkiye giren iki kardeşi ya da araba kazasında ölen köpeğini pişirip yiyen bir insanı içeren hikayeler. Metinleri yabancı dilde okuyanlar (İngilizce ya da İtalyanca) davranışları, ana dilinde okuyanlara kıyasla “daha kabul edilir” olarak değerlendirdiler.

Ana dilimizin “duygusal yoğunluğu”

Peki, ahlaki kararları hangi dilde verdiğimiz – ana dilimizde mi yoksa yabancı bir dilde mi – neden önemli? Bir açıklamaya göre, bu tür yargılara varmak iki ayrı ve birbiriyle rekabet eden düşünme biçimini içeriyor. Bunlardan biri hızlı ve içgüdüsel oluşan “duygusallık”; diğeri ise mümkün olduğunca çok sayıda insanın iyiliğini sağlamak için dikkatli bir şekilde yapılan düşünme. Yabancı bir dilde konuştuğumuzda, farkında olmadan ikinci düşünme biçimine doğru çekiliyoruz. Çünkü, ana dili olmayan bir dilde çalışmaya devam etme çabası, bilişsel sistemimizi yorucu faaliyetlere hazırlanması için uyarıyor ve daha detaylı düşünmeye başlıyoruz. Bu durum kulağa çelişkili gelebilir. Ancak, okunması zor bir yazı tipinde yazılmış matematik problemlerini çözmeye çalışan insanların diğerlerine göre daha dikkatli olduğunu ve daha az hata yaptığını gösteren bir çalışmanın sonuçları (bu çalışmanın benzerini yapmak çok zor olsa da) ile oldukça uyumlu.

Alternatif bir açıklama ise şöyle: Ana dilimiz ile yabancı diller arasında farklılık var çünkü; çocukken konuştuğumuz diller, akademik ortamlarda öğrendiklerimize oranla daha fazla duygusal yoğunluğa sahip. Bunun bir sonucu olarak, yabancı dilde verilen ahlaki kararlar, çocukluğumuzda öğrendiğimiz dili konuşurken ortaya çıkan duygusal tepkileri daha az içeriyor.

Bir “saklama kabı” olarak dil

Hafızanın, dili, o dilin öğrenildiği deneyimler ve etkileşimler ile iç içe geçirdiğine dair güçlü kanıtlar var. Mesela, iki dil bilen insanların bir deneyimi hatırlama olasılığı, olayın geçtiği dili hatırladıkları takdirde daha yüksek. Çocukluğumuzda tutkulu duygular eşliğinde öğrendiğimiz diller – sonuçta hangimizin çocukluğu sevgi, öfke, merak duyguları ve ceza ile dolu değildi ki? –  derin hisler ile birleşirler. Karşılaştırma yapmak gerekirse; sonradan öğrenilen, özellikle de sınıf ortamında kısıtlı etkileşimler ile ya da bilgisayar ekranlarından yavan bir şekilde öğrenilen diller, zihnimize ana dili olan insanlar için sahip olduğu duygusallıktan arınmış bir şekilde girer.

Catherine Harris ve meslektaşları, ana dilin ortaya çıkaracağı içgüdüsel tepkilere dair ikna edici kanıtlar sunuyorlar. Duygusal uyarılmayı ölçmek için derinin elektrik iletkenliğini kullanarak (adrenalin seviyesi yükseldikçe iletkenlik de artar), ana dili Türkçe olan, sonradan İngilizce öğrenmiş insanlara iki dilde de kelime ve ifadeler dinletildi. Bunlardan bazıları nötrdü (masa kelimesi gibi), bazıları tabuydu (kaka), bazıları ise azar cümleleriydi (Sana yazıklar olsun!). Tepkiler, tabu kelimelerin nötr kelimelere oranla – özellikle de kendi ana dilleri Türkçede duyduklarında– daha fazla uyarılmaya yol açtığını gösterdi. Ancak diller arasındaki en büyük fark azar ifadeleri ile ortaya çıktı: Katılımcılar bu ifadeleri İngilizce olarak duyduklarında çok az tepki verirken, Türkçe olarak duyduklarında güçlü tepkiler gösterdiler. Hatta bazı gönüllüler, bu azar cümlelerini yakın akrabalarının sesinden “duyduklarını” dile getirdiler. Eğer dil, ilk suçlarımıza ve cezalarımıza ait güçlü anılar için bir tür “saklama kabı” görevi görüyorsa, o halde bu tür duygusal çağrışımların ana dilimizde verdiğimiz ahlaki kararları belirlemesi hiç de şaşırtıcı değil.

Çok dil bilen birinin “gerçek” ahlaki benliği hangisidir?

Cognition dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir çalışma bu açıklamayı destekler nitelikte. Bu yeni araştırma, kötü sonuçlara yol açan iyi niyetli davranışlar (bir kişi evsiz birine ceket veriyor ancak zavallı adam ceketi çaldığını düşünen başkaları tarafından dövülüyor) ya da şüpheli nedenlere rağmen iyi sonuçlanan olaylar (devletten para almak için engelli bir çocuğu evlat edinen bir çift) gibi senaryolar içeriyor. Bu hikayeleri ana dilleri yerine yabancı bir dilde okumak, katılımcıların ahlaki kararlar verirken niyetten çok sonuca önem vermesine yol açtı. Bu sonuçlar, yabancı dil konuşmanın insanları daha detaylı düşünmeye ittiği fikriyle çelişiyor. Çünkü, başka araştırmalar gösteriyor ki; dikkatli ve detaylı düşünmek, insanların eylemlerinin altında yatan niyetleri daha çok düşünmeyi gerektiriyor.

Yine de sonuçlar, yabancı bir dilde konuşurken yumuşayan duygusal tepkilerin – iyi niyetli insanlara karşı daha az sempati, kötü niyetlilere karşı ise daha az öfke duymak – niyetin önemini azalttığı fikri ile örtüşüyor. Bu açıklama, ventromedial prefrontal korteksi (duygularımızı ifade edebilmemizi sağlayan beyin bölgesi) hasarlı hastalardan edinilen bulgular ile destekleniyor. Onlar da sonuçları niyetlerden önemli tutarak benzer bir tepki modeli sergiliyorlar.  

O halde, çok dil bilen birinin “gerçek” ahlaki benliği hangisidir? Ahlaki olarak “iyi” olmanın ne anlama geldiğini bana öğreten duygusal etkileşimlerin yansımasından oluşan ahlaki anılarım mı? Yoksa, bu bilinçdışı kısıtlamalardan kurtulduğumda ancak yapabildiğim akıl yürütme mi? Ya da, belki de, bu araştırmalar dizisi kaç dil konuşursak konuşalım hepimiz için geçerli bir gerçeğe ışık tutuyordur: Ahlak anlayışımız, bizi şekillendiren ilk dış etkenler ile bizim onlardan kaçınma yollarımızın birleşimidir.

 

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: https://www.scientificamerican.com/article/how-morality-changes-in-a-foreign-language/

 

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!