“Yeni Dünyada Eğitim” Söyleşileri – 1

0
568

Çocuk oyun alanlarının her yaştan çocuğa göre olması gerektiği hakkında bir yazı okumuştum. Güney Kore’de bir örneği tasarlanan “Mucize Park”ı kafamda canlandırırken matematiğin de böyle bir “Mucize Park” olabileceğini düşündüm. Her yaştan çocuğa oyun ve her yaştan çocuğa oyun kurmaya yetecek araç gereç sağlayan sonsuz bir park. 

Bu parkın savunucuları da son dönemde oyunlaştırmaya (gamification) ağırlık vermeye başladılar. Öğretmenler, kutulanmış oyunların dışına çıkarak içinde daha çok matematik fikri olan oyunlar üretiyorlar.

Çocuklar kadar eğitimciler için de sevindirici olan bu haberi, Pentalitha Matematik Oyunları’nı tasarlayan matematikçi akademisyenler Hakan Güntürkün ve Özer Öztürk ile konuştuk.

Oyun oynamak insana neler hissettirir?

HG: Oyun oynarken çocukluğuma geri dönmüş gibi hissediyorum. Bu hissi tarif etmek pek kolay değil ama şunu söyleyebilirim: Dünya durmuş; ben, oyunum ve oyun arkadaşlarım dışında hiçbir şey yok. Sadece o anın mutluluğu…

ÖÖ: Oyun, başka bir dünyada olma hissi yaratıyor. Kuralları o dünyanın atmosferi gibi. Neyi yapıp yapamayacağımızı belirleyip, bu dünyada yapamayacağımız şeyleri mümkün kılabiliyor. Bu yönüyle bir çeşit özgürlük yaratıyor. Mutluluk hissi bu özgürlükle ilişkili.


Öğrenmenin oyunla ilişkisi nedir?

HG: Oynayarak; yani dokunarak, işin içinde yer alarak, birlikte başararak öğrenmek oldukça etkili bir öğrenme biçimi. 

ÖÖ: Çocukların matematiksel kavramlarla somut materyaller aracılığıyla tanışmaları gerek. Ama bu yeterli değil. Özellikle keşfetme becerilerini geliştirmek için matematiği doğal bir ihtiyaç haline getirmek gerekiyor. Oyunlar bu ihtiyacı doğurup uygun keşif ortamını oluşturuyor. 

Sizi harekete geçiren şey ne oldu?

HG: Biz, aslında pratik nedenlerden ve ihtiyaçlardan yola çıktık. Çocuklarımızın eğitimi söz konusuydu. Önce kendi çocuğum için yabancı kaynaklar aldım. Bunlar, görsel olarak fena değildi ama içerik olarak yine istediğimiz gibi değildi. İstediklerimizi bulamayınca çalışıp, araştırıp biz yapmaya karar verdik.

ÖÖ: Türkiye’de matematik eğitimi öğrencilere sınavlarda sorulmuş soruların ve benzerlerinin çözümlerini anlatmak üzerine kurulu. Bu sistem en yetenekli çocukları bile matematik açısından özgüvensiz taklitçi bireyler haline getiriyor. Önce keşif odaklı bir eğitim için ihtiyaç duyduğumuz oyunlar dünyada bir yerlerde vardır diye düşündük. Sonra kendimiz tasarlamaya başladık…

Sonra nasıl ilerlediniz?

HG: Ekip üyelerinin oyunlarla arası iyidir. Teorik olarak iyi bir matematik eğitiminde oyunların oynadığı rol biliniyor. Ancak, doğru kurgulanmış oyunlara ihtiyaç vardı. Uzun süre, bu amaca yönelik oyunlar tasarladık. Malzemeleri geliştirdik. Belirli bir olgunluğa ulaşınca 3. ve 4. sınıflarla bir sınıf öğretmeniyle uygulamalara başladık. Bu süreçte alandaki eksiğin daha çok farkına vardık ve bu oyunları okullarda uygulanacak bir programa dönüştürdük. Programı uygulayan okulların öğretmenlerine verilecek uzun süreli teorik ve pratik bir eğitim tasarladık. Sonra, bütün bunları bir girişim haline dönüştürüp kurumsal hale getirdik.


Oyunları biraz anlatır mısınız?

ÖÖ: Oyunlar en az iki kişilikler, tek kişilik oyunları biz bulmaca olarak görüyoruz. Bazı oyunlar oturarak, bazıları hareket ederek hatta koşarak oynanıyor. Her oyun hedeflenen beceri ve kazanımlara en uygun malzemelerle oynanıyor. Konuşarak veya yazarak oynanan oyunlar da var. Oyunların büyük bir bölümü analiz ve keşif becerilerini hedefliyor. Bunun dışında çocukların okul sonrasında arkadaşlarıyla veya aileleriyle oynayabildikleri pekiştirme oyunları da var. Bu oyunları yetişkinler de severek oynuyorlar.

Oyun tasarlarken nelere dikkat ediyorsunuz?

ÖÖ: Oyunlar aslında çocukların anlam oluşturduğu yapılandırılmış etkinlikler. Bir konu işlenmeden önce çocuklara ilgili oyunun kuralları anlatılıyor. Bir bilgi verilmiyor bu süreçte. Önce oyunu daha iyi oynamak için bazı kavramlara ihtiyaç duyuyorlar. Bunları oluşturmak ilk keşif süreci. Sonra “kavramlar” arasındaki ilişkileri keşfetmeye başlıyorlar. Bunu gözle görebilmek çok keyifli. Oyun bitince öğretmen teorik bir tartışma başlatıyor. Bu soyutlama aşaması. Artık oyun malzemelerinin yerini tahtadaki sembolik çizimler almış durumda. Böylece oyunla ilgili sembolik dil olgunlaşıyor. Öğretmen sınıfı için uygun gördüğü öğretim yöntemiyle normal dersini işleyip oyunda kazanılan becerilerin matematiğe transfer edilmesini ve çocukların oluşturdukları anlam ve ilişkilerin netleşmesini sağlıyor.

Oyunlar öğretim programındaki kazanımları taradıkları için her oyunun oturması gereken bir yer var. Diyelim ki bir konuyla ilgili bir oyun tasarladık. Bu konu sonraki senelerde yeni kazanımlarla tekrar işlenecek. Çocuk bu yeni kazanımları aynı oyun üzerinden düşünebilmeli. Oyunlar farklı öğrenme biçimlerine uygun olmalı. Malzemeler, hareketlilik, kaç kişilik gruplarla oynanacağı önemli. Farklı zorluk seviyelerinden başlanabilmeli. Öğretmen, her çocuğa kendisinin biraz düşünerek aşabileceği bir zorluk seviyesi belirleyebiliyor. Bir arada oynuyorlar ama oyun hiçbirine çok zor veya çok kolay gelmiyor.


İlk ve ortaokullardaki matematik eğitimi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

ÖÖ: Bence en önemlisi ilkokul. Çocukların meraklarının en üst seviyede olduğu bu dönem onların eğitim ve bilimle ilişkilerini büyük oranda şekillendiriyor. Öğrenmeye dair özgüvenlerini geliştirebiliyor veya özellikle matematikle ilgili çok büyük bir kaygı oluşturabiliyor. Okulların ve ailelerin en azından çocukların özgüvenlerini kırmaması ve onlarda bu kaygıyı yaratmaması gerek. Sonraki senelerde de bazı şeyleri değiştirmek mümkün ama bu iyi planlanmış bir süreç ve çok çaba gerektiriyor. Matematiğe akranlarına göre daha yatkın öğrencilerle ilgili de başka bir sorun var: Sınıf içi çalışmalar ve ödevler onlara çok kolay ve amaçsız gelebiliyor. Ödevlerinde ilk birkaç soruyu cevapladıktan sonra “Ben bunları zaten yapabiliyorum, yapmama gerek yok…” diye şikayet etmeye başlıyorlar. Bence haklılar, bunlar genelde amaçsız ve meraklarını körelten ödevler oluyor.

HG: Eğitim sistemimizle ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki bu soru tek başına başka bir söyleşinin konusu olabilir. Öncelikle, yaptığımız işi bilerek, anlayarak, çok çalışarak ve mutlu olarak yapmamız gerekiyor. Maalesef “mış gibi” yapmak, bu yolla bir yerlere gelmeye çalışmak gibi yaygın bir alışkanlık var. Eğitim sistemimiz çocukları öğreniyormuş gibi yapmaya itiyor. Bunu görmek için çok önemsediğimiz, hatta tüm eğitim sistemini üzerine kurduğumuz üniversite sınavının ortalama netlerine bakmak yeterli. Keşfetmenin ve anlamanın ne demek olduğunu bilen, bilgileri kendi süzgecinden geçirip yorumlayabilen, “mış gibi” yapmayan, gerçekten öğrenen çocuklar görmek istiyoruz.

Öğretmenler kendilerini nasıl geliştirebilirler? Onlardan beklentileriniz neler?

HG: Öncelikle keşif sürecine inanmaları gerekiyor. Mevcut sistemde çocukların analiz yeteneklerini köreltiyoruz, düşünmesini engelliyoruz, onları keşiften uzaklaştırıyoruz, icat, inovasyon yapamaz hale getiriyoruz. Kendilerini geliştirmek için matematiğin sadece kendi öğretecekleri bölümüyle değil geneliyle ilgili araştırmalar yapabilirler. Matematik Dünyası gibi dergileri (dünyadaki emsallerini) takip edebilirler.

ÖÖ: İlk tavsiyem Nesin Matematik Köyü’nde kendileri için düzenlenen eğitimlere katılmaları olur. Okullar da öğretmenlere kendilerini geliştirebilmeleri için yeterli zamanı tanımalılar. Haftada bir öğleden sonra bu amaç için ayrılabilir. Bu öğretmenlik mesleğinin bir parçası, öğretmenin bir işi olarak görülmeli. Seminer dönemlerinde sembolik birkaç eğitimle olacak bir iş değil. Okul bunu kıymetli bulup bu zamanı tanımıyorsa, öğretmene akşamları yap deme hakkı yoktur bence. 

Oyunla öğretimde ise öğretmen öncelikle bir oyun arkadaşıdır. Oynamadan o dünyaya girebilmesi, çocuk gibi düşünebilmesi bence mümkün değil. Oyundaki ve matematikteki keşif süreçlerine aşina olması gerek. Becerilerin birinden diğerine nasıl transfer edilebildiğini deneyimlemiş olmalı. Öğrencinin oyunu oynayışından nasıl düşündüğünü anlayabilmeli. Farklı stratejilere ve varsa oyunun kazanan stratejisine hakim olmalı. Bir öğrenciyi yenmek istediğinde yenebilmeli. Aynı oyunu farklı sembolik temsillerle ifade edip bunlar üzerinden soyut çıkarımlar yapabilmeli.

D. Pelin Sakın

Matematik Öğretmeni, Eğitimpedia Yazarı

[email protected]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here