TRENDLER

Yetişkinler Çocukların Oyununu Nasıl Bozar?

Görüntülenme 1980

0
Yetişkinler Çocukların Oyununu Nasıl Bozar?

Doğanın mucizeleri beni çok heyecanlandırır. Sonbahar güneşinde parıldayan sarı ve turuncu yapraklar, gün batımında sakin sulara yumuşacık inen yeşilbaş ördekler ya da ben sırt üstü yatarken gökyüzünde süzülen bembeyaz bulutlar… Ancak doğanın tüm bu anlarından büyük bir keyif alsam da, beni kendi kendilerine oyun oynayan çocuklar kadar büyüleyen başka hiçbir şey olamaz. Yetişkinlerin rehberlik etmediği ya da müdahale etmediği oyundan bahsediyorum. Çocukların oyununa müdahale etmek, suya inen o yeşil ördeklere ateş etmek gibi gelir bana.

Sözlerle anlatmak pek kolay değil. Bu yüzden izin verin size beni neredeyse bir şiir kadar duygulandıran iki örnek anlatayım. Bu örneklerle ilgili özel olan hiçbir şey yok. Tıpkı her yerde gördüğünüz oyunlara benziyorlar. Benim için bu örnekleri özel yapan şey, onları izlemek ve keyfini çıkarmak için zaman ayırmış olmam, onlara konser dinleyen ya da harika resimlere hayranlıkla bakan insanlar gibi bakmam. Şimdiye dek oyunun güzelliği ile ilgili çok söz söyledim. Ama bu kez, günümüzde çok sıklıkla olduğu gibi yetişkinlerin çocukların oyunlarını yöneterek, överek ya da onlara diğer farklı yollarla müdahale ederek nasıl bir güzel bozduklarını, hatta mahvettiklerini anlatacağım.

Örnek 1: Top Kapmaca Oyunu

Yetişkinliklere yönelik bir etkinlikteyiz. Çocuklar ise ebeveynlerini beklerken oyun oynamak için geniş açık bir odaya geçiyorlar. Yaşları 3 ile 12 arasında değişen, kız-erkek karışık on dört tane çocuk var. Bir basketbol topunun iki katı çapındaki bir şişme topla top kapmaca oynuyorlar. Birbirlerinden oldukça farklı boyutlardaki 14 insan bedeni, etrafta hızlı hızlı harekete ediyor, her biri rastgele yönlere gidiyor, her biri kendi hızında ve kendi kabiliyetine göre sürekli hareket halinde. Ancak birden çocuklar, bir şekilde parlak yeşil toptan kaçan tek bir “akışkan” organizmaya dönüşüyorlar.

Kendimi harika bir koreografisi olan güzel bir dans gösterisi izliyor gibi hissediyorum. Ama ortada bir koreograf yok. Kimse hükmetmiyor, kimse dışarıda kalmıyor, kimse kimseye çarpmıyor, kimse şikayet etmiyor, tüm bağırış çağırış sadece keyiften. Topu almak isteyen her çocuk topu gayet adil bir süre boyunca elinde tutuyor. Daha büyük oyuncular, diğerlerinin topu çalmasından korkmadan topu sürerek koşuyorlar. Daha küçük çocuklar, kollarını uzatarak bekleyen istekli bir takım arkadaşına topu verene kadar ellerinde topla koşuyorlar.

Üç yaşındaki bir çocuk neşe içinde daireler çizerek koşuyor, bazen kollarını havaya kaldırıyor, aslında topa hiçbir ilgi göstermiyor, sadece orada o harika çocuklarla birlikte koşturmaktan çok mutlu. Yaş, boy ve topla oynama kabiliyeti farklılıklarına rağmen bütün oyunculara aynı derecede eşit davranılıyor, aynı derecede değer veriliyor, herkes ihtiyaçlarının karşılanmasını aynı derecede hak ediyor. Oyun bu şekilde tam 20 dakika sürüyor. Böylece oturup onları uzun uzun seyredebiliyorum. Onları izlerken hareket, ritim, koordinasyon ve “bencil olmadan kendini ifade etme” yani neşenin başkalarının isteklerini ve ihtiyaçlarını tahmin etmekten ve karşılamaktan gelmesi üzerine çok önemli dersler alıyorum. Demokrasiyi görüyorum. Hem de en ideal formunda: Yaşamın içinde.

Çocuklar da ben de başka hiçbir yetişkin dikkatini vermediği için ve benim de dikkatim hiç göze çarpmadığı için çok şanslıyız. Bu tür oyunların, müdahale eden iyi niyetli yetişkinler tarafından çoğu kez bozulduğunu gördüm. Yetişkinler, güvenlik adına ya da bir çocuğa adaletsiz davranıldığına inandıkları için ya da oyunu çocuklar için daha eğlenceli hale getirmeyi çocuklardan daha iyi bildiklerini düşündükleri için müdahale ediyorlar. Müdahale etmeye niyetli olmasalar bile yetişkinler bazen oyunu bozabilirler. Çocuklar onları güvenliği sağlayan, çatışmaları çözen ve sızlanmaları “izleyen” kişiler olarak görürler. Ve bu algı çocukların güvensiz bir şekilde davranmalarına, aralarında atışmalarına ve mızmızlanmalarına sebep olur. Oyun, öz-denetim ister. Ancak yetişkinlerin aşırı belirgin varlığı, çocukları öz-denetimden vazgeçmeye iter.

Örnek 2: Çam Ağacı Süsleme

Bir etkinlik çerçevesinde çocuklarla ve yetişkinlerle birlikte doğa dostu malzemeleri kullanarak bir çam ağacını süslüyoruz. Masadaki kozalaklardan, çeşitli renklerdeki ve şekillerdeki tohumlardan ve deniz kabuklarından oluşan bütün doğal süslemelerden ben sorumluyum. Masada bu materyalleri birleştirip dekoratif süsler yaratmak için kullanılabilecek bir de sıcak tutkal tabancası var. Çoğu yetişkin bu işi çok hızlı yapıyor. Bu materyalleri kullanarak ortaya büyük ve gösterişli süsler çıkarıyorlar ama bunları yaparken çok az ilgi ve dikkat gösteriyorlar. Çalışırken etraflarındaki insanlarla gülüyorlar ve şakalaşıyorlar. Benim bakış açıma göre bu insanlar “oyun” oynamıyorlar. Eğer oynuyorlarsa da oyunları sosyalleşme üzerine, süs yapma üzerine değil. Süsleri yapıyorlar çünkü bu masada yapmaları gereken şey bu. Ancak 4 ya da 5 yaşındaki bir çocuk, aynı masada, tamamen farklı bir yaklaşım içinde davranıyor.

Etrafındaki harala güreleyi duymamazlıktan geliyor ve kendini tamamen projesine veriyor. Kendi seçimiyle, büyük bir kozalağın üzerindeki her bir aralığa küçük, yuvarlak bezelyeler yapıştırmaya karar veriyor. Bunu kimseye ilan etmiyor ve sadece kozalağın aralıklarına bezelye yapıştırmaya başlıyor. Yüzünde tam bir derin konsantrasyon ifadesi var. Küçük elleriyle yapıştırıcıyı dikkatle kullanarak sıktığı her bir tutkal damlasının üzerine küçük bir bezelye yerleştiriyor. Her bir boşluğa (yaklaşık 50-60 tane) bir bezelye yapıştırması yaklaşık yarım saatini alıyor. Tüm bu zaman boyunca çalışma alanından hiçbir yere kıpırdamıyor. Tek bir kelime bile etmiyor. Ve kimse ona tek bir söz söylemiyor. Bense onu izlemenin tadını çıkarıyorum.

Ben izlerken, biri bana bu kadar küçük bir çocuğun sıcak tutkal tabancası kullanmasının güvenli olup olmadığını soruyor. Çocuğu bir süredir izlediğimi ve masadaki diğer herkesten çok daha iyi kullandığını söylüyorum. Onu uyarmaya ya da onun yerine yapıştırma işini yapmaya hiç gerek yok. Onu uyarmak konsantrasyonu bölecektir ve bu işi onun yerine yapmak oyununu tamamen mahvedecektir.

Şimdi, aşırı müdahaleci bir yetişkinin bu oyunu nasıl bozacağını hayal edin. Yetişkin, bütün zor ya da “tehlikeli” bölümleri iyilik yapmak için çocuğun yerine yapsaydı, onu giriştiği mücadeleden yoksun bırakacaktı. İstenmeyen tavsiyelerle ya da eğlenceli sohbetle konsantrasyonunu bozacaktı. Başka projelere de geçebilsin diye onu acele ettirecekti ve yaptığı proje için yeterli zamanı kalmayacaktı. Ya da dikkatini süreçten çekip (ki bu onun için en önemlisi) ürüne (ki bu en az önemli olanı) vermesine sebep olacak şekilde yaptığı işi övecekti. Kimse onu rahatsız etmediği için bu küçük çocuk sanatsal yaratımını, tek başına ve olağanüstü bir kendini verme hali içinde deneyimledi. Ve ben de onu izlemenin ve ondan öğrenmenin tadını çıkardım. Özgür irade, konsantrasyon, kararlılık ve özenli işçilik hakkında önemli dersler aldım.

Yıllar önce Rus psikolog ve harika bir çocuk oyunları gözlemcisi Lev Vygotsky, şöyle yazmıştı: “Bir çocuk oyun sırasında günlük davranışının üzerinde davranışlar sergiler. Sanki kendisinden bir kafa boyu daha büyükmüş gibi davranır.” Aynı şeyin yetişkinler için de geçerli olduğunu eklemek isterim. Oyun oynadığımızda hepimiz en iyi halimizi ortaya çıkarırız. Bu yüzden oyunun tadını çıkaralım. Hem başkaları hem de kendimiz için.

 

 

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/blog/freedom-learn/200901/how-ruin-children-s-play-supervise-praise-intervene

Yorum Yazın
En Yeni İçeriklerden Hemen Haberdar Ol
Egitimpedia.com'aGiriş Yapın

Egitimpedia Hesabı ile Giriş Yap

Egitimpedia Hesabı Oluşturmak için Tıklayın!